Yönlendirilmiş Elektromanyetik Enerji

 ve

Uzaktan Beyin Kontrolü

 

 


 

 

Dr. Cahit Karakuş

 

Goethe: “Davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.”

 

 

 

2013

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

Giriş. 5

1.      Akıl Sağlığı 7

1.1.       Beynimi kontrol ediyolar. 10

1.2.       Yıkıcı kişilik bozukluğu. 14

1.3.       Kötülüğe ait belleğin genetik aktarımı 17

1.4.       Zihinsel belleğin ele geçirilmesi 20

1.5.       Şizofren davranışlar. 27

1.6.       Bezdirme - Mobbing. 31

1.7.       Cennetin saldırgan obur çocukları 34

1.8.       Sağlıksız iletişim.. 42

1.9.       Haydutlar. 46

2.      Güdülme. 51

2.1.       Propaganda ve komplo teorileri 53

2.2.       Korku ile güdülme. 55

2.3.       Panik. 56

2.4.       Manipülasyon. 58

2.5.       Provakasyon. 59

3.      Bakış Açısı 61

3.1.       Tepki analizi 64

3.2.       Algı yönetimi 68

3.3.       Duyusal efektler ve yanılsamalar. 75

3.4.       Beyin kirliliği 84

3.5.       Öğrenmek ve hatırlamak. 86

3.6.       Zihni arındırmak. 89

4.      Kukla İnsanlar Üretmek. 95

4.1.       Psikolojik savunma mekanizmasını yok etmek. 96

4.2.       Robot insanlar yaratmak. 97

4.3.       İnsanları programlamak. 102

4.4.       Kutsal kurtarıcıların kuklası olanlar. 104

4.5.       Duygusallığı ele geçirmek. 108

4.6.       Akıllı makinelerin esiri olmak. 109

4.7.       Bilinçlenme süreci 110

5.      Yönlendirilmiş Enerji Kaynakları 113

5.1.       Yönlendirilmiş elektromanyetik enerji 114

5.1.1.         Elektromanyetik enerjinin insan ve çevre sağlığına etkisi 116

5.1.2.         Elektromanyetik yayınım ile uzaktan beyin kontrolü. 119

5.1.3.         Elektromanyetik dalgalar ve hormonlar. 120

5.1.4.         Mikrodalga yayınım ve etkileri 121

5.1.5.         Nöromanyetik dalgalar. 122

5.1.6.         Elektronik taciz. 122

5.2.       Uyarıcı elektrotlar. 123

5.2.1.         Radyo frekanslarında elektrotlar. 124

5.2.2.         Beyine yerleştirilen çipler. 125

5.3.       Beyinden beyine sinyal gönderme. 126

5.3.1.         Beyinin yaydığı sinyaller. 127

5.3.2.         Beyin  işlevini ölçme, algılama ve tetikleme. 128

5.3.3.         Beyin ile makine arasında iletişim... 130

5.3.4.         Protezler ve biyonik organlar. 133

5.4.       Ses dalgaları ile beyini uyarma. 136

5.4.1.         Ultra ses dalgaları ile beyini yönetme. 137

5.4.2.         Gürültü ve kulak sağlığı 139

5.5.       Zihinsel faaliyetleri uzaktan sabote etmek. 142

5.5.1.         Telegram.. 142

5.5.2.         Telekinezi 143

5.5.3.         Nörolografik programlama. 144

Sonuç. 145

Kaynaklar. 146

 

 

 

Giriş

 

İnsanoğlu şu anki görünen fiziki, akli ve ruhani biçimi ile yaşadığı kainatta var olduğundan beridir, karşılaştığı problemlere çözüm ararken; yaşamın sürekliliği için üremiş, çevresi ile etkileşimli iletişim kurmuştur. Kainatı var eden herşeyin, birbirleri ile etkileşim ve iletişim halinde olduğunu fark eden insanoğlu sorgulayarak bilinçlenme yeteneği de geliştirmiştir. Bilinçlenme, sadece insan aklının gerçekleştirebildiği son derece karmaşık bir tanıma ve bütünleştirme işlemidir. Aynı zamanda insanoğlu bilgi deposunu nesilden nesile aktaran ve genişleten tek canlı türüdür. İnsanın ihtiyacı olan her şey, onun aklı tarafından keşfedilmek ve onun emeğiyle üretilmek zorundadır. Sonsuza dek varlığını sürdürmesini ise özgürce geliştireceği bilinçlenmeye borçlu olacaktır.

 

İnsanoğlu duyu organları ile etrafındaki değişimleri sürekli algılar; duyar, görür, koklar, tatar ve dokunur. İşlevleri yerine getiren göz, burun, kulak, dil ve deri birer algılayıcı ve değişim bulucu gibi çalışır; ölçüm yaparlar ve beyin tarafından üç boyutlu konumda değişimin yerini şiddeti belirlenir. Algılanan değişimlerin içine gömülen gizli mesajlar ile insanoğlunun düşüncesi değiştirilebilir mi? Algılama eşiği dışındaki dalgaların davranışı nasıl değiştirdiği üzerine araştırmalar inanılmaz uygulama alanları bulabilmektedir. Çevremizde duyduğumuz ya da duymadığımız halde hissettiğimiz ve ürperdiğimiz dalgalar ve titreşimler ile beynimiz etkileşim halindedir.

 

İnsanlarda tepkisel davranışa neden olan kimyasallar, ilaçlar ve uyuşturucular, beyin yıkama seansları ve hipnoz gibi uygulamalar da mevcuttur. Basın, yayın, akıllı mobil uygulamaları ve sanal ortamdaki sosyal etkileşimler sürekli davranışımızı değiştirmeye çaba sarf etmektedir. Öte yandan renklerin, seslerin ve kokuların özel efektlerinde tasarlanmış mekanlarında davranış değişikliğinde etkin olduğu görülmüştür.

 

Kainatta var olan ya da insanoğlu tarafından var edilen enerji kaynaklarından yayılan dalgalar yol boyunca ve yayıldıkları ortamlarda güçleri çok hızlı zayıflar. Aksi olsaydı şu an ne biz ne de şu anki yaşayan bir çevre olamazdı. Sözgelimi etkileşim halinde olduğumuz elektromanyetik saldırılara dayalı üretilen komplo teorilerini göz önüne alalım. Efsaneye dayalı filmlerde geliştirilen metotların internet ortamındaki anlatıları akıl sağlığına saldırı olarak algılanmalıdır.  Çünkü elektromanyetik dalgalar yayılmaya başladıkları kaynaklarından itibaren çok hızlı zayıflar. Beyinle elektromanyetik dalgaların etkileşimi ancak laboratuvar ortamında mümkündür. Ya da devası yönlendirilmiş enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Teknolojileri geliştirmek ve üretmek yerine komplo teorilerine inanmak, topluma faydadan ziyade zarar vermektedir.

 

Öte yandan teknoloji kullanımındaki alışkanlıklar vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştür. İnsanlar artık akıllı makinelerin esiri olmuştur. Sözgelimi iki hafta boyunca tüm akıllı mobil telefonların devre dışı kaldığını düşünün. Milyonlarca insan bunalıma girip, ruh halleri bozulacaktır. Beyin kontrolü mü? İşte size beyin kontrolü. Davranışlar kontrol edilemez hale getirilip, mobil iletişim teknolojilerinin kölesi olundu bile.

 

Uzaktan beyin kontrolü konusu internetten araştırılırken, doğru olmayan bilgi kaynaklarının akıl sağlığı açısından çok tehlikeli olduğunun bilinmesi gerekir. Sanal ortamda, uzaktan isteklendirme, aldatma, dolandırma ve suça yönlendirme amacıyla yoğun olarak insanlar manipüle edilmektedir. İnternet denilen sanal ortamdaki sanal canavarlar insanları tuzağa düşürmekte ve akıl sağlığı ile oynamak için saldırmakta, suça teşvik etmektedir.  Hergün dünyada büyük bir çoğunluk, sanal sosyalleşme ortamlarında kandırılmakta ve dolandırılmaktadır. Öncelikle parasal aldatma oyunlarından ya da psikopatlar tarafından tuzak olarak hazırlanmış hastalıklı haber kaynaklarından uzak durulmalıdır. Çünkü bilimsel çalışma, deneysel kanıtlamayı gerekli kılar. Diğer türlü anlatım öngörü, varsayım ve çok sayıda olasılık içerir ki, dayanağı yoktur. Komplo teorilerine en çok inanan ülkenin insanlarıyız, bu da akıl sağlığını ciddi ölçüde olumsuz etkilemektedir. Peki bu ortamın olumsuz etkisinde, akıl sağlığını kaybetmek üzere olanlara ne olacak? Çünkü yitirilen akıl sağlığını geri getirmek imkansızdır.  Unutmayalım kalabalıklaşıyoruz, lakin yalnızlaşıyoruz.

 

Sağlıklı sorgulama yapmadan kendilerini uzaktan beynim kontrol ediliyor diyenlerin büyük bir kısmı akıl sağlığını kaybetmek üzerdir. Kabullenmek istenmezler. Acilen durumunun fark edilip, akıl sağlığına dikkat edilmesi gerekmektedir.

 

Bu yayında yönlendirilmiş enerji kaynakları ile uzaktan beyin kontrolü konusunda çalışma yaparken önceliğin akıl sağlığında olması gerektiğine karar verdim. Çünkü akıl sağlığını kaybetmek üzere olanlar, “Bana ne oluyor?” sorusuna yanıt ararlarken, sanal ortamda  elektromanyetik saldırıyı fark ediyorlar. Tüm dünyada kendileri gibi olanlar ile internet ortamında dertlerine deva ararken, ya tacize uğrarlar ya da paralarını kaptırırlar. Oysa beyinleri kendilerini terk ediyor, farkında olmak istemiyorlar. Bakış açısı ve algı operasyonlarını bilmeden robot insan nasıl oluşturulur sorusuna yanıt vermek zor olacaktır.  Son olarak da yönlendirilmiş enerji kaynaklarından yayılan sinyallere gömülmüş mesajlar ile beyin kontrolü nasıl mümkün olabilir sorusuna yanıt arayacağız.

 

 

 

1.                                 Akıl Sağlığı

Akıl sağlığı, engellenemez değişimlere, yaralayıcı tecrübelere ve acı kayıplara karşı yaşama tutunabilmektir. Çatışmaları, üzüntüleri bastırmaya çalışmak yerine onları anlamayı ve onlardan kaynaklanan stresle başa çıkmayı öğrenmektir. Akıl sağlığında akıl, vücut ve ruhla birlikte anlamlıdır.

 

Günümüzde akıl sağlığını koruyabilmek git gide zorlaşmaktadır. Çünkü kişilik çatışmaları, her türlü psikolojik saldırılar ile birlikte davranış biçimlerini etki altına alabilme üzerine çalışmalar yoğunlaşmıştır. Amaç insanları kendi politikalarına paralel bir biçimde düşünmeye zorlamak. Bunun için karakter araştırmaları yapılmakta, insan savunma duvarlarının sınırları ve dayanıklılığı ölçülmekte, psikolojik direnişin nasıl ve hangi şartlar altında kırılabileceği test edilmektedir.

 

Günümüzde akıl sağlığına yönelik saldırıların artması üzerine, insanlar asıl problemlerine çözüm arama yerine başka nedenler aramaya yönelmektedir. Akıl sağlığına saldırının şiddetlenerek artığı ortamları,

·         Çevremizde dayanılmaz hale gelen gürültü kaynakları,

·         İnternet, akıllı mobil  iletişim ortamlarında sanal sosyalleşme,

·         Sağlıksız arkadaş çevresi, aile baskısı, çözülemeyen problemler olarak sıralanır.

 

Komplo teorilerine dayalı efsanevi anlatılar ve film senaryolarında sosyal çevre ile diyalog eksikliği, depresif durumlar, düştüğünüz ya da düşürüldüğünüz sıkıntılar belirlenmelidir. Yaşamda var olma mücadelesinden sıyrılmanın yolu olarak görülen aldatmaya yönelik sağlık problemleri, sizin adınıza ilgi alanı oluşturacağından başlangıçta hoşunuza gidebilir; sonrasında inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Tarihin çöplüğünde, sadece kendi derdini öne çıkararak yalnızlaşan, sonunda akıl sağlığını kaybeden milyonlarca dostunuz sizi bekliyor. Akıl sağlığınızı koruyarak, etrafınızda başkalarının da olduğunu, onlardan bazılarının sizden daha zor problemleri olduğunu fark ederek yaşamın yeniden kurgulanması gerekir. Çözülemeyen problemlerin altında ezilmeye izin verilmemelidir. İlaçtan ziyade dertlerinizi paylaşacak dostları önemseyin.

 

Yaşamın içerisinde gerek işitmeye ve görmeye dayalı fiziksel rahatsızlıklar gerekse psikolojik sıkıntılardan dolayı oluşan rahatsızlar ön plandadır.  Özellikle ilaç, alkol ya da uyuşturucu bağımlılıklar var mı? Ruh halindeki aşırı ve dramatik değişiklikler, depresyon var mı? Sorgulanmalıdır.

 

Akıl sağlığına saldırı anlatılarında öncelikle aranması gereken izler;

·         Bağımlılığı  ve kötü alışkanlıkları olanlar,

·         Psikolojisi ve fiziksel sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlık ve bağımlılık edinenler,

·         Denetimsiz geliştirilmiş sağlıksız davranışlar,

·         Uzun süre televizyon izleyenler, bilgisayarda oyun oynayanlar,

·         Yürürken, araba kullanırken akıllı telefonun esiri olanlar,

·         Başkalarına ait bilgileri ele geçirme amacı ile gözetleyenler ve dikizleyenler

·         Duyu organlarında sağlık problemleri ve algılama seviyesinde ani değişimleri olanlar.

 

İnsanlarda yapısal hissetme ve algılama hassasiyete ilişkin eşik değerlerinde ani sapmalar olabilir. Bu sapmalar işitme ya da görme kaybı gibi duyu organlarında rahatsızlıklar başlatabilir. Gürültü evimizin ya da beynimizin içerisindedir oysa biz düşmanı hep dışarılarda ararız. Kulak çınlaması; hışırtı ya da kulak veya kafa içinden geldiği düşünülen diğer rahatsız edici seslerdir;

·         Çevresel tedirginlik, stres ve algılama eşik aralığı dışındaki gürültü  kaynakları. Söz gelimi topraklama probleminin elektronik cihazlarda meydana getirdiği olumsuzluklar eşik aralığı dışındadır.

·         Kimyasallar: İlaçlar, uyuşturucular, kokular, gazlar, ...

·         Tüketiciye yönelik ürün kokuları, kişiyi boşluğa düşürecek özel kokular ve tütsüler, gazlar.

·         İletişimin olmadığı sağlıksız çevrede yaşam mücadelesi verenler.

 

Akıl sağlığını tetikleyen en önemli etkenler ise sağlıksız iletişim, yalnızlık, korku, depresyon ve şüphedir. Öte yandan ruhen çökmüş, problemli, kişilik ve davranış bozukluğu olan  birisi kendine göre oynayacak bir masumu bulduğunda da akıl sağlıkları ile oynayabilmektedir. 

 

Depresyonun erken uyarı belirtileri:

·         Gerginlik, husursuzluk, yorgunluk, bitkinlik, enerjisizlik

·         Bezgin ruh hali, moral bozukluğu

·         Artan dinlenme ihtiyacı

·         Azalan kendine güven, kendinden kuşku duyma

·         Artan derin düşünce, dalgınlık ve kendinden endişe etmek

·         İlgisizlik, keyifsizlik

·         Uykuya dalma veya kesintisiz uyuyamama bozukluğu

·         Günlük yükümlülüklerin ihmal edilmesi

·         Konsantrasyon güçlüğü (düşünmenin zor gelmesi)

·         Azalan cinsel ilgi

·         Ürkeklik, sinirlilik

·         Azalan dayanıklılık ve kapasite

·         Her şeyi kendi üstüne alınma, başkalarının kendisi hakkında kötü konuştuğu duygusuna kapılma

·         Günlük yaşam seyrinde değişiklikler

·         Bedensel rahatsızlık

·         Artan alkol tüketimi

·         Aşırı duyarlılık

 

Akıl sağlığında sıkıntılar baş gösterince sığınacak liman aranır. Yaptığım çalışmalarda ortam gürültülerinin insanların davranışlarını olumsuz etkileyici ve tetikleyici rol oynadığını gördüm;  gürültü, hatta tıkırdılar vs. Gürültüler, özellikle hassas insanları olumsuz etkileyebilmektedir. Öte yandan birbirlerini dinlemeyen, herkesin kendini haklı gördüğü, bencil insanların çoğunluğu hatta sistemi ele geçirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Böylesine kaotik ortamlar, akıl sağlığını korumanın ötesinde aklı sağlığımıza olan saldırıları fark edebilmemizi de imkansız kılabilmektedir. Akıl sağlığında oluşan tahribatın onarımı mümkün olmamaktadır.

 

Algı değişimlerindeki çok hızlı sapmalar insanları çok hızlı algılama bozukluğuna sürükler. Bu etkilenmelerden,

·         Halüsinasyon görmeye yatkınlık artar. İllüzyon hali yaşanır.

·         Gaipten sesler duyulur.

·         Panik atak insanlar şoka girer.

·         Vesveseye dayalı rüyalar görülür.

·         Travma nöbet halleri başlatır.

·         Ani ses, renk ve görüntü değişimlerindan  ortamda birileri varmış hissi oluşur.

 

Deprem sarsıntısı başladığında bazı insanlar pençereye yönelir ve kendilerini aşağıya atar.

 

 

 

1.1.       Beynimi kontrol ediyolar

 

Karşılaştığım bazı insanlar,

·         Kendilerinde ve çevrelerinde olağan dışı değişiklikler gözlemlediklerini;

·         Tuhaf sesler duyduklarını,

·         Saldırı altında olduklarını,

·         Takip edildiklerini,

·         Tuhaflıklar hissettiklerini ve

·         Görsel ve duyusal halüsinasyonlar gördüklerini ifade etmektedir.

 

“Ne oluyor?” diye sorduğumda; kendisine zarar verileceğini iddia eder. Söz gelimi, kendisine zehir ya da ilaç verilmek istendiğini söyler. Hatta kanıtları vardır. Sesler duymaya ve ajanları görmeye başladığını belirtir. Oysa şizofreni hastalığı başlamıştır; kabul etmez. Öte yandan yakınları ya hastalığı fark etmez, kötü bir oyun olduğuna inanır ya da kimselere anlatılamak istenmez. Kim bilir belki korumak için, belki de kondurulmak istenmediği için. Hastalıkla tek başına başa çıkmaya çalışılır.

 

Ne yapıyorlar? diye sorduğumda;

·         Beynime çip yerleştirdiler. Kafamın içinde bir böcek hissediyorum.

Belki de, kulak rahatsızlığından dolayı hıştırının her türlüsünü duymaya başlamıştır.

·         Evrendeki bazı görünmeyen varlıklar benden rahatsız oldu. Gece uyarken, evde yanlızken ya da yürürken bana sesleniyorlar. Ses, lazer ve elektromanyetik dalgalar ile beynim uzaktan kontrol ediliyor.

Oysa, delirme başlamıştır, beyin “seni terk ediyorum” diye mesaj iletmektedir.

·         Elektromanyetik ya da laser silahlarıyla uzaydan saldırıyorlar.

·         Ev aletlerim ve cihazlarım ile oynuyorlar, bozuyorlar.

Halbuki, cihazları eskimiştir, değiştirilme zamanı gelmiştir. Elektrik tesisatında topraklama problemi vardır.

·         Yatağımı sallıyorlar. Evim titriyor. Yatarken sesler duyuyorum.

Kesinlikle, alt kattaki komşusu elektrik süpürgesinin motorunu çıkarmış tavana yaslamıştır.

·         Olacakları önceden duyuyorum. Geçenlerde evde oturuyordum, gaipten bir ses patlama olacak dedi, sonra televizyonu açtığım anda patlama olduğunu öğrendim şoke oldum.

Gerçekten, kulağının işitme hassasiyeti artmış ya da ortamdaki gürültü seviyesi azalmış; komşunun televizyonundaki haberi duymuştur.

 

 

Uzaktan beyinlerinin kontrol altına alındığını ya da alınmaya çalışıldığını da iddia edenlere çok basit sorular sorarım:

·         Neden sizi seçtiler?

·         Neden birileri sizin akıl sağlığınız ile oynasın ki?

·         Sizden istedikleri nedir?

·         Madem beyninizi ele geçirdiler sizden istediklerini neden sorgulamıyorsunuz?

 

“Kimler beyninizi ele geçirmiş olabilir?” diye sorduğumda;

·         Komutanım, iş arkadaşım, müdürüm,

·         Komşularım, akrabalarım, çocuklarım, damadım

·         Rusya, Amerika, Yahudiler

·         Siyasiler, istihbarat örgütleri

·         Televizyonda program yapımcıları

 

“Uzaydan görünmez lazer ile bana ve aileme saldırdılar. Bilgisayarıma saldırdılar, pilini kullanılmaz hale getirdiler” dedi. Devamında resimler gösterdi; vücdunun değişik yerlerindeki derisinde darp izleri, çizikler, morarmaları görmemi istedi.  “Ne istiyorsun? diye sordum.” Korunmak için devletin kendisine inanmasını ve bu tür saldırı silahlarının masum insanlar üzerinde yasaklanmasını istiyor. Uzaydan ya da uzaktan kendisine mesajlar iletildiğini de iddia ediyor. İnternetten konuları araştırmış, yapılan çalışmaları, okumuş. Akıl sağlığını sorgulama yerine, “beni seçtiler ve saldırdılar” diyor.

 

“Neden siz” diye sorduğumda, “rastgele seçildik” diyor. Çok iddialı, sürekli sözümü kesiyor, gözüne baktığımda, odaklanmadığını gördüm. Eğitimli, zeki bir insan. İnternette ortamında kendisi  gibi mağdur olanlar ile iletişim halinde olduğunu belirtti. Yardımcı olabilmem için, kendisinden cildiye uzmanına gitmesini istedim. Derisindeki oluşumlar hakkında rapor alması gerektiğini söyledim. Kabullenmedi, ikna olmak istemiyor, söylediklerimi sorgulamıyor. Bana inanacaksın diyor. Bana konu ile ilgili çalışmaları göstermek istiyor. Benim kendisine doğrudan inanmamı ve destek olmamı istiyor. Kendisine uzayda elektromanyetik ve laser ssaldırının, özelikle oda içerisinde zor olduğunu, anlayacağı şekilde anlatmaya çabaladıysam başarılı olamadım.

 

Günümüz tıp uygulamalarında tahlile ve tespite yönelik testlerin çok güvenilir olduğunu söyledim. Derideki hasara neden olan kaynağın ne olduğunun belirlenmesi gerektiğini dediğim anda, sözümü kesti. Dinlemiyor. Laser ile saldırı olduğuna inanmam ve kendisine destek olmam için derideki hasarı yapan şeyin laser olduğunu dair belgeleyi onaylamamı istiyor. Laser sıyrığı ile, tırnak sıyrığı arasındaki farkın anlaşılacağını söyledim. Bana mısın demiyor. Belge göstermek istiyor. Hepsi, sağlıksız insanları anlatıları. Lakin kişiyi ikna edemedim.

 

Geçmişte yaşadığımız acılar, öfkeler ve yaşananlar aklımıza gelir ya da tetikleyici unsurlar aklımıza getirtir. Geriliriz, kızarız; üzülürüz, bazen duygulanırız da... Bunlar olmazsa, insanlık olmaz; doğaldır ve olması gerekir; çünkü kendimize göre bir dünya tasarlayıp, oyuncuları ekleyip çıkaramayız; bunu yaparsak o film olur...  Özellikle ülkemde, ötesinde ise günümüz dünyasında insanlar birbirlerini dinlemiyorlar, sorgulamıyorlar, empati yapmıyorlar; en belası ise anlaşamıyorlar, çünkü uzlaşma kültürümüz yok... Herkes kendi dediğinde ısrarcı, inat; herkes kendi dediğim olsun istiyor; oysa uzlaşmak karşılıklı hissederek, birbirimize hak vererek, ödün ve taviz vererek mümkün olabilmektedir.

 

 

Psikolojik sıkıntısı ya da akıl sağlığını kaybetmek üzere olan birisinin verdiği yanıttan, “Uzaktan beyin kontrolü” sığınılacak bir liman olduğu gözükmektedir. Nöropsikolojik rahatsızlıklar, özellikle şizofrenik rahatsızlık önemsenmelidir. Beyinde fiziksel tahripatlar oluşmaya başladığında, kişi görsel ve duyusal halüsinasyonlar görmeye başlar.  Ajanlar tarafından takip edilmektedir.   Anlatımlardaki ortak nokta, ifadelerin kuşkular ve çelişkiler içermesidir. İkna ve telkine tamamen kapalıdır. Doğrudan doğruya dediklerine inanılmasını istemektedir. Söylenenleri doğru anlamlandırma yapıp yapmadığı önemsenmelidir.

 

Aslında gürültü ya da kirlilik beynimizin içerisindedir. Nasıl temizleyeceğimizi düşünmek yerine  düşmanı hep dışarılarda ararız. Didişmeler, tedirgin edici davranışlar, bezdirmeye ve psikolojik zorbalığa dayalı duygusal saldırılar gün be gün artmaktadır.

 

Akıl sağlığını kaybendenlerin  beyinlerinin kontrol edilmesi mümkün olamaz. Çünkü bu insanlar beyinlerini bir yerlere teslim etmişlerdir. Özellikle uyuşturucu, sakinleştirici gibi doktor denetimi dışında kullanılan ilaçlar, kimyasallar ve kokular doğrudan doğruya beyin ve akıl sağlığını olumsuz etkilediği görülmektedir. Kulak çınlamasının neden olduğu depresyon gibi rahatsızlıklar tedavi edilmelidir. Aksi durumda gaipten sesler duyduğuna inanırlar.

 

Günümüzün en önemli sıkıntılardan birisi çevresel gürültülerin kontrol edilemez biçimde artmasıdır. Gürültü kaynaklarının neden olduğu olumsuzlukları dikkate almayız, onun yerine bu gürültüleri, birilerinin bizi tedirgin etmek amacı ile yaptıklarına inanırız. Aslında doğrudur da; camdan yarı beline kadar sarkmış insanların birbirlerini dikizlediği toplumda yaşıyoruz. İnsanlar birbirlerini dinlemek için her türlü metot, cisim ve teknoloji kullanmaktadır. Sözgelimi duvarı delip kamera ve mikrofon ile komşusunda ne olup bittiğini öğrenmek istemektedir. Kasıtlı olarak, ses ve titreşim oluşturan ev makinelerinin uygunsuz saatlerde çalışması ile insanlar birbirlerini sürekli rahatsız etmektedir. Evin tavanına titreşim yapan makine yaslanmakta ve üst katta uyuyan komşularını gece yarısı yataklarından fırlamaktadır.  Hiçbir kimsenin aklına gelmeyecek cinlikler ile rahatsız etmek, takip etmek, etrafında dedikodu yaymak gibi onlarca hoş olmayan olaylar sıralayabilirim.

 

Günümüz medyası, yaşadığımız çevre, internet ortamı,  farkında olmadan takip edildiğimiz, izlendiğimiz izlenimi veren bir ortama dönüşmüştür. Ayrıca sürekli pompalanan propagandalar ve korku dürtüleri doğal olarak, insanların akıl sağlığını olumsuz etkilemektedir.

 

Teknolojik olarak geliştirilme aşamasında olan buluşlar, teoriler ya da laboratuvar ortamında elektromanyetik enerjinin yönlendirilmesi konusunda yapılan çalışmalar sanki sokağa inmiş ve herkes birbirini uzaktan tedirgin etmek için birbirine karşı silah olarak kullanıyor gerçeğine dönüşmüştür. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir.

 

İyi bir ruh halindeyken genellikle güzel anıları hatırlayıp, etrafımızda gelişen olaylara karşı son derece olumlu bir tavır takınırken; kötü bir ruh halinde ise tam tersi olur. Bu ruh halimizdeki değişimler fakında olmadan muhakeme yeteneğimizi de etkiler. Muhakeme yeteneğimizin çıktıları olan önyargılar bizi yanlış yola da sürükleyebilir. Olayların düşündüğümüz gibi olduğunu kanıtlamaya çalışırız. Buna onaylama önyargısı denir. Önyargılarımız bizi hapseder, ciddi hatalara sürükler, kendimizi ve genel insan davranışlarını anlamamızı zorlaştırır. Zihnimizin bulandırıldığı yargılarla değil, ancak ve ancak bilimsel yöntemlerle gerçeğe ulaşabiliriz.

 

Sizden ricam, beyin kontrolü konusunu bir tarafa bırakın; sağlıklı dostlar edinin, sorununuzu paylaşın... Psikologa gidin, ilaç yazmayan sizi dinleyen, anlayan, katkı veren,  psikoterapi arayın...

 

Nöropsikoloji, beyninin yapı ve fonksiyonlarının belirli psikolojik olaylarla olan ilişkisini anlamayı hedefleyen psikoloji dalıdır. Beynimizin davranışlarımıza ve düşünceleremize nasıl hükmettiği araştırılır.

 

Nöropsikoanaliz, beyin ve zihin'in çalışmasını daha iyi anlamak için nörobilim ve psikanaliz konularının birleştirilmesiyle oluşmuş araştırma konusudur.

 

 

 

 

1.2.       Yıkıcı kişilik bozukluğu

Yıkıcı kişilik bozukluğu olan bir kişi ancak ve ancak çok yakından izlenince fark edilir; çocukluk döneminde duygusal problemleri olmuştur. Aşırı ihmal edilmiş, doğru yanlış kendisine anlatılmamış. Bebekken kayıplar yaşayan, travmaya uğrayan bir çocukluk. Sözgelimi baba ölmüş, anne görünürde var olmuş, lakin duygusallıkta yok. Geri itilmiş, duygusal olarak gelişmemiş. Bu durum o günlerde, şu anki beyninin fisiksel ve ruhsal hastalığının habercisi. Bu nedenlerden ötürü kendi davranışı ve düşüncesi yüzünden sürekli başkalarını suçlar. İnsanları iyi ve kötü diye ayırdığı için, herkese kendine göre  roller verir. Kendisine kötü davranıldığını düşündüğü birine kötü davranılması için her şeyi yapar. Gerekirse ortadan kaldırır, öldürülmesi için insanları birbirine kırdırabilir de.

 

Yıkıcı kişilik bozukluğu olan birisi kurnazlığı, hileyi, yalan söylemeyi kendinde hak görür. Öfkesine hakim olamaz, zaman zaman kendine zarar verileceği duygusuna kapılır. Duyguları an  ve an değişir. Kendini ustalıkla gizlediği için en fazla zararı üzerlerinde kontrol sağlayabileceği kadar yakınında olan insanlara verir. Onunla yakın ilişkide olan herkes (çocukları  dahil) “kurban”dır. İnsanlarla ilişkisi sadece “fayda” üzerine kuruludur; eğer fayda sağlayamayacağını ya da zarar geleceğini düşünürse kurbanını duygusuzca terk eder, ölüme bile gönderir. 

 

Çocukluktan itibaren insanları kullanabilmek için hangi durumlarda hangi duygusal tepkiyi vermesi, ne yapması ve ne söylemesi gerektiğini çok iyi öğrenmiş. Hissediyor göründüğü her duygu-durum bir oyundur ve gerçekten rol yapmada ve yalan üretmede çok başarılıdır.

 

Ancak ve ancak sorgulayıcı ve şüpheci biri mimiklerindeki ve sözlerindeki oyunu anlayabilir. Yakınındakiler böylesine ürkütücü bir kişiliğe sahip olabileceğinden şüphe duymadıkları  için çoğunlukla oyunu görmezler. Onun için herşey güç elde etmek, hakimiyet kurmak ve oyun kazanmak üzerine kuruludur. Zarar vermek, yani “kazanmak” için bizim mantığımızın almayacağı, gereksiz, saçma ve bazen karmaşık, bazen basit oyunlar oynar.

 

Sözgelimi normal bir insan iyi bir ilişkinin, aile bağlarının, arkadaşlığın kıymetini bilir, kaybetmemek için çaba gösterir ve yaptığı hatalar sonucu bunları kaybettiğinde üzüntü duyar; oysa kişilik bozukluğu olan tam da bu değerleri yıkmak için kasıtlı bir çatışma halindedir. Onun için sevginin ve bağın kıymeti yoktur; bir kişiyi yıkmak-yok etmek demek, oyunu kazanmak demektir. Kaybettikleri gönül bağı için üzüntü duymaz. Hissedebileceği tek şey, kontrol-güç kaybı ve narsistik kırılma yüzünden yaşayacağı öfke ve hayal kırıklığıdır.

 

İnsanları ve hatta hayvanları “nesne” olarak görür. Yaptığı hiçbir şeyden dolayı suçluluk hissetmez ve pişman olmaz. Fakat “yakayı sıyırmak için” öyleymiş gibi davranır. Diğer kişilik bozukluklarından farklı olarak kendisiyle ilgili hiçbir iç rahatsızlığı yoktur. İşlediği suçlar psikolojisindeki zayıflıklar yüzünden değil, duygusal bozukluklar yüzündendir.

 

Kişilik bozuklukları olan psikopatlar aşağılık kompleksinde önyargılı yıkıcı davranış sergilerler.

 

Kişiyi ya da toplumu yaşatan vefadır. Vefayla yaşarsın, vefa, sevgi ile, azim ile kendini belli eder.  Farkındalığın var ise, olaylara farklı bir bakış açısı getirir, yeteneklerini geliştirmeye devam edersiniz. Zehir gibi akan, durmadan akan, önyargılar, hazımsızlık ve kıskançlıklar. Bunların önüne geçilemiyor maalesef. En iyisi onları görmemek, onlar yüzünden çok çektim, hakikaten. En kötüsü de, dost zannettiğim davranış bozukluğu olan insanların ihaneti.

           

Davranış bozukluğu belirtileri:

·         Gözdağı verme, korkutma, üstünlük taslama ve kabadayılık

·         Ciddi şekilde zarar verme, acımasız davranma

·         Taciz etmek, zarar vermek

·         Çıkarı için yalan söylemek

·         Kuralları ihlal etmek, antisosyal davranışlar göstermek

 

Davranış bozukluğu olanlar umursamaz ve empati yapamaz, suçluluk ve pişmanlık duymazlar. Kendi suçlarından başkalarını suçlar ve onları ele verirler. Davranış bozukluğu olan kişilerde zaralı bağımlılıklar, şizofreni, duygu durum bozukluğu, hiperaktivite gibi sorunlar daha fazla oluşur.

 

Davranış bozukluğu kişiliğin kara dörtlüsü olarak adlandırlır;

·         Narsizm (kişinin kendine âşık olması),

·         Makyavelizm (amaca giden her yol mübahtır anlayışı),

·         Psikopati (empati, pişmanlık ve suçluluk duygularının olmadığı kişilik bozukluğu) ve

·         Sadizm (başkalarına acı çektirmekten zevk almak) olarak sıralanır. 

 

Ne zaman hayatınızda  değişiklik olsa, kötülükler ortaya çıkar. Kötülüğün bir hafızası var. Kızgınlık ve kırgınlıkların gitgide bizi sarmaladığı; kinin görünmeze büründürdüğü zamanda yaşıyoruz. Toplum olarak artık kötülüğü öğreniyoruz. Kimsenin birbirine acımadığı, herkesin kolayca birinden nefret ettiği, birinin ötekine yardım etmeyi aklından dahi geçirmediği soğuk ve ümitsiz bir dünya yaratıyoruz. Büyüdükçe iyilik yerine kötülüğü, kurnazlığı, hileyi, yalan söylemeyi öğreniyoruz. Afrika’da yalan söylemeyi bilmeyen kabilelere rastlamışlar. Yalanın ne olduğunu bir türlü anlatamamışlar. 

 

Bir insan, bir yılanı pişmanlık duymadan öldürür çünkü yılan kötüdür, bu bir kültürün sonucudur. Kişisel düşmanlıkları; kitlesel ve kültürel nefrete dönüştürenler toplumu öylesine körleştirir ki, kendisinden başkasını neredeyse dünyadışı canlı olarak görür. Öylesine ileri gider ki, tarihi silip, herşeyi kendi takviminden başlatır.

 

Kötülük, bizlere cehennemin nasıl olduğunu acıyla ve kanla öğretir. Kötülük gelir, onu bekleyen kişiyle buluşursa, kalp katılaşır, artık acımasızlık ve zulüm başlamıştır. Bir volkan gibi aniden patlayıp, hedefindekini yakıp, yıkabilir.

 

İnsan düşüncesi yaratılış gereği iyilik kadar kötülük ile de yoğrulmuştur, insan türünün yapısında vardır. Kötülüğün sonunda, fetihler ve egemenlik vardır, şehvet vericidir ama iyiliğin böyle büyüleyici ödülleri yoktur ve kötülük eğlendiricidir. Kötülük deneyimleri diğer deneyimler ile beraber genetik olarak insan denen varlığa aktarılabilir mi? Peki, tüm kötülükler, vahşet, zulüm ve cinayetler filtre edilebilir mi? Yaşadığımız ve var olmaya çabaladığımız çevreler bunun için bir çaba gösterebilir mi?

 

 

 

1.3.                   Kötülüğe ait belleğin genetik aktarımı

 

Günümüzde

·         DNA üzerinden biyolojik iletişim sağlanması,

·         Gen haritası ile çevrenin ve kişisel geçmişin genler üzerindeki etkisi,

·         Genler üzerinden davranış değişikliklerinin diğer nesle nasıl aktarıldığı konularda araştırmalar yapıldığı bilinmektedir.

 

İnsan beyninin işleyişi konusunda epigenetiğin etkileri konusunda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bilindiği gibi X ve Y diye adlandırılan iki kromozom cinsiyeti belirler. Dişide XX, Erkekte XY kromozomları vardır. Babadan oğula geçen Y kromozomu, DNA daki değişiklikleri kuşaktan kuşağa saklama ve aktarma özelliğine sahiptir. Y Kromozomlarındaki kalıtsal özelliklere ise gen denir. Deneyimler, göçler ve hastalıklardan kaynaklanan değişimlerin  kalıtım yoluyla nesilden nesile aktarılan tarihi bilgileri toplar ve saklar. 

 

Embriyodan kişinin genetik özelliklerini taşıyan ve organlara dönüşme yeteneği bulunan kök hücre elde etme çalışmaları ile kopyalama (klonlama), kanser tedavisi, hastalıklara dayanıklılık, hücrelere yeni yapılar ekleme (yaşlılığı engelleme), bağışıklık sistemlerinin kuvvetlendirilmesi, doku yenileme (damar sertliği) mümkün hale gelmiştir.

 

Tohumlar ile oynama,  ilik nakli uygunluğu için kan örnekleri toplanması, genetik harita ve gen bankası oluşturulması, ırkların veya insanların köklerinin araştırılması (Etimoloji: Kök bilimi) da genetik konularında yapılan çalışmalar olarak sıralanabilir.

 

Kalıtsal bilgileri kodlayan bileşik DNA olarak adlandırılmaktadır.  Doku analizi ile kemik parçaları, kan, diş fırçasından alınan dokulardan DNA yapısı belirlenebilmektedir. Doku çoğaltma, DNA üzerinden biyolojik iletişim sağlanması,  Genetik ile hastalık tanı yöntemleri konusunda da çalışmalar yoğun olarak devam etmektedir.

 

 

Guguk kuşunun yavrusu

Kuşlar aleminin en asalak ve en barbar kuşu olan guguk dişisi, yuvanın sahibi olan başka türden dişi kuşun yumurtlamaya başlamasını bulur, izler, bekleyip, kuluçkaya yatmasından önceki zamanı kollayarak, değişik yuvalara genellikle birer yumurta bırakır. Asalak guguk kuşu, yumurtasını yerleştireceği kuşun yumurtasına benzer yumurtalar yumurtlar.  Yumurtasını saksağan, veya siyah bir karganın yuvasına bırakır. Guguk, çoğunlukla ispinoz yuvalarını tercih eder.

 

Guguk kuşu, iri vücutlu olmasına rağmen, yumurtası küçüktür. Gerektiğinde guguk onu boğazında da taşıyabilir. Yumurtasının rengi ve büyüklüğü, yuva sahibi kuşunki gibidir. Ev sahibi kuş, çoğu zaman bunu kendi yumurtası zanneder. Guguk, zaman zaman yuvayı kontrol eder. Eğer yuva sahibi kuş, bir yırtıcı kuş tarafından avlanırsa veya şiddetli bir fırtına ile yuva bozulursa, yumurtasını hemen oradan alarak başka bir yuvaya bırakır.

 

Yuvanın sahibi kuş geri döner, kendi yumurtalarından birinin dışarı atıldığını, onun yerine kendisinden olmayan yumurtanın bırakıldığını fark etmez, kuluçkaya yatmaya devam eder. Guguk kuşu civcivi öbür yumurtalardan en az bir iki gün önce çıkar.  Çıkar çıkmaz, uygun zamanı kollar, yuva boş bırakıldığında, ittire ittire, diğer yumurtaları yuvadan aşağıya atar.

 

Guguk yavrusu planlanmış gibi üvey kardeşlerinden önce doğar. Henüz kör ve tüysüzken inanılmaz işlere girişir. Üvey ana ile babanın getirdiği yiyecekleri, yuvanın gerçek sahibi olan yavrularla bölüşmemek için, yuvadaki yumurtaları ve yavruları akrobatik hareketlerle tek tek yuvadan atar. Böylece yuvada yanlız başına kalır. Bunu yapamasında iki neden olmalı; ilki yemi paylaşmama, asıl önemli olan ise üvey kardeşleri kendine benzemeyeceğinden, üvey anne ve babanın durumu fark etmemesidir. Üç hafta sonra üvey annesinden daha iri olur. Altı hafta beslendikten sonra, genellikle yuvayı da dağıtarak eş aramaya çıkar.

           

Böylece, yuvanın gerçek evlatları yok edilir, guguk civcivi kendisine ait olmayan yuvanın tek mirasçısı olur. Vahametin farkında olmayan zavallı ana guguk civcivinin besler, besler de, besler. Guguk yavrusu, kendisini besleyen ebebevnlerden daha iri hale geldiğinde artık işi bitmiştir. Yuvaya ihtiyacı kalmamıştır. Ne yapar biliyor musunuz? Yuvayı dağıtır ve gider. Guguk kuşu yavrusunun daha yumurtadan çıkar çıkmaz, diğer yumurtalardan kurtulması nasıl bir saldırganlıktır?

 

Bu yaşam türünde “Guguk yavrusu, henüz kör ve tüysüzken, üvey ana ile babanın getirdiği yiyecekleri, yuvanın gerçek sahibi olan yavrularla bölüşmemek için, ve fark edilmemek için yuvadaki diğer yumurtaları ve yavruları, akrobatik hareketlerle tek tek yuvadan atar” cümlesine dikkat edilmelidir. Kötülükler sonradan öğretilerek kazanılsaydı, o zaman guguk yavrusunun, doğar doğmaz bu kötülükleri yapmaması gerekirdi. Ait olmadığı yuvaya yerleştirilmesi ve doğar doğmaz organize işlere girişmeye başlaması dikkat çekicidir. Genetik hafızanın iyi bilinmesi gerekir. Guguk yavrusunun annesi, olanları baştan programlamış gibi izler. İzlerken bir tuhaflık dikkatimi çekti, öz anne yönlendirme yapacak iletişim komutlarını veriyor ve heycanlı bir duruş sergliyor. Bu olayları izlerken, kazandığı deneyimleri yavrusuna genetik olarak mı aktarıyor yoksa uzaktan iletişimle ona yapması gerekenleri komut olarak mı veriyor?

 

 

Gelincik uçarmı?

Ağaçkakana Binen Gelincik Gerçek mi?Özellikle Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak yaşayan, küçük yapılı ve kendinden küçük böcekleri, kemirgenleri ve sürüngenleri avlayarak beslenen bir canlı türüdür. Boyutları ortalama olarak 15 cm. ile 20 cm. arasında değişiklik göstermektedir. Vücut yapısı, ince ve uzundur. Genellikle kırmızı ve kahverengi sırt tüyleri ile beyaz karın altı tüylerine sahiptir. Yakaladığı küçük kuşları, kümes hayvanlarını, fareleri, yılanları, tavşanları ve küçük yapıdaki diğer canlıları avlayarak hayatını sürdürmektedir. Kendisinden küçük boyutlarda ki canlıları boyunlarından ısırarak öldürmektedir.

 

Kendisinden çok büyük yapıya sahip olan canlıları da kolaylıkla öldürebildiği görülmüştür. Özellikle kırsal kesimlerde ki kümes hayvanlarına saldırması ve önlem alınmazsa bir kümesteki bütün canlıları yok etmesinden dolayı köylerde tavuk hırsızı diye de adlandırılmaktadır. Kendisine ait depoları bulunmaktadır. Avladığı canlıları buralara saklayarak av konusunda sıkıntı çektiği zamanlarda stoklarındaki besinlerle beslenirler. Tarlalarda yaşayan farelerin en büyük düşmanlarının başında gelmektedir ve fare nüfusunun aşırı hızlı bir şekilde artmasına engel olmaktadır. Suda yüzebilmekte ve ağaçlara da tırmanabilmektedir. Ağaçlara tırmanma özelliği sayesinde ağaç tepelerinde ki kuş yumurtalarını da yiyebilmektedir. Gelincikler özellikle gece avlanmayı daha çok sevmektedirler.

 

Gelincikler uçabilir mi? Amatör fotoğrafçı Martin Le-May'in çektiği fotoğrafa bakılırsa, bir ağaçkakanın sırtına atlayıp gayet de uçabilirler. Sözkonusu fotoğrafta bir gelinciğin (Mustela nivalis), bir yeşil ağaçkakanının sırtına sıkıca tutunduğu görülüyor. Fotoğraf muhtemelen işlerin ters gittiği bir avlanma teşebbüsünün sonucunda çekilmiş.

 

İlk bakışta ağaçkakan ile yavru gelinciğin sihirli yolcuğu gibi görünse de, aslında bir yaşam savaşı veriliyor. Fotoğrafta kuşun yüzündeki panik ifadesini fark etmek mümkün. Zira kuşun üzerinde seyahat eder gibi görünen gelincik, aslında onu yemeye çalışıyordu.

 

 

1.4.       Zihinsel belleğin ele geçirilmesi

 

Beyin kontrolü ile kişi hatta toplumun, kendi iradesi dışında davranışının değiştirilmesi, sonra da denileni sorgulamadan yapması hedeflenmektedir. Kainatta var olan enerji kaynaklarından yayılan dalgalar ile beynimiz sürekli etkileşim ve iletişim halindedir. Bu enerji kaynaklarının içerisinde var olan ya da var edilen mesajlar, başta beyin olmak üzere tüm canlılarda var olan algılayıcılar tarafından algılanarak davranış değişikliğine yönelik tepkiler oluşturabilmektedir.

 

Kainatta var olan enerji kaynaklarından yayılan dalgalar:

·         Işık ve renklerin efektleri,

·         Akustik dalgalar,

·         Isısal değişimler,

·         Kimyasallar ve gazlar,

·         Elektriksel işaretler,

·         Elektromanyetik dalgalar,

·         Radyasyon ve iyonize parçacık yayılımı,

·         Koku ve his

·         Gürültü kaynakları

·         Kozmik dalgalar

·         Çekim kuvvetleri...

·         Manyetizma

 

Bilindiği gibi beyin yönetilmeye açık ve kolay erişilebilen bir organdır. Önemli olan beyine mesajı iletecek doğru iletişim kanalının ve tetikleme yönteminin bulunmasıdır. Bu nedenle günümüzde belli bir amaca yönelik davranış değişikliği oluşturmak için beyini etkileme üzerine araştırmalar artmıştır.

 

Görünmez silah olarak adlandırılan uzaktan beyin kontrolü üç aşamada gerçekleştirilir;

·         Öncelikle sahip olunan inanç ve düşünce yapısı sarsılıp, beyinin psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakılması sağlanır.

·         İkna ve telkine açık hale getirilen beyinin mevcut zihin haritası  yok edilir. 

·         Kurgulanan yeni bakış açısı beyine yüklenerek, kendinden isteneni sorgulamadan yerine getiren aklını teslim etmiş varlıklar üretilir. 

 

Uzaktan beyin kontrolü yapılırken öncelikle sorgulama yok edilir sonrasında ise;

·         Kişinin ya da kitlenin zihinsel belleğinin oluşturduğu bakış açısındaki sapmalar ve verdiği tepkilerin nedenleri belirlenir. 

·         Belirlenen ikna ve telkin mesajları ile bakış açısı değiştirilir ya da zihinsel bellek silinir.

·         Kişiyi ya da kitleyi hırslandırıp, kışkırtıp eyleme geçirecek iletişim kanalları ve mesajlar belirlenir.

·         Etkileşimli iletişim kurulacak metotlar geliştirilir.

·         Kişiyi ya da kitleyi uzaktan tahrik edecek, şoka sokacak, denileni yapacak ve durduracak komut mesajlar belirlenir.

·         Mesajlar sürekli tekrarlanarak hafızada iz bırakması, unutmaması, özellikle hırslandırılması sağlanır. Sık sık tekrarlanan telkin mesajları civi gibidir; bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir.

·         Deneme amacı ile kişi ya da kitle eyleme geçirilir, tahrik edilir, şoka sokulur, durdurulur. Böylece eksiklikler ve hatalar belirlenir, gerekli düzeltmeler yapılır.

·         Zihinsel belleğin odaklandığı bakış açısının değişip değiştirilmediği test edilerek davranışların nasıl kontrol edilemez hale geldiği belirlenmiş olur. Zorlaştıran faktörler var ise bu faktörlerin etkisini ortadan kaldırabilecek yöntemler araştırılır. Gerekli düzeltmeler yapılır ve işlem tekrar edilir.

·         Eyleme kalkışmaları sağlandığı andan itibaren uzaktan izlenerek gerekli organizasyonları hazırlanır. Gerektiği yerlerde müdahaleler yapılarak istenen eylemi yapmaları sağlanır.

 

Davranış değişikliği yapacak örtülü mesajların, beyne nasıl iletileceği, nereye yerleşeceği, ne zaman ve nerede nasıl uyarılacağı üzerine yapılan araştırmaların endişe verici boyutlara ulaştığı görülmektedir. Bu nedenle insan zihninin uzaktan kontrol edilmesindeki yeni gelişmelere hazır olmalıyız. Beyinin kapısını aralamada, düşüncenin odaklandığı bakış açısını (paradigma) hangi etkenlerin, tetiklemelerin, teknolojilerin nasıl değiştirdiğinin belirlenmesi yeterlidir.

 

Birey ya da kitlede davranış değişikliği neden yapılır?

·         Askeri eğitimde saldırıya ya da çatışmaya hazırlama,

·         Çalışanlarda yeni alışkanlıklar kazandırma, işine odaklanma,

·         Pazarda ürüne yönlendirme, satın alma dürtüsü oluşturma,

·         Beyini hastalıklı düşüncelerden arındırma, fonksiyonel bozukluklarını tedavi etme,

·         Yaşamsal sağlık problemi olan insanların yaşamsal ihtiyaçlarını belirleme ve destek olma,

·         Psikolojik baskı ile kişide özgüven eksikliği, moral bozukluğu ve saplantılar oluşturma,

·         Bireyi veya kitleyi korkutarak ve sindirerek denetim altında tutma,

·         Propaganda, kışkırtma, manipülasyon ile sürü psikolojisi oluşturma,

·         İdeoloji değiştirme.

 

Ses dalgalar ile insanları uzaktan belirli davranışlara yönlendirmek mümkün mü? Akustik dalgalar ve titreşim, mekanik ses dalga yayılımıdır.  Sözgelimi çevremizde duyduğumuz ya da duymadığız halde hissettiğimiz ve ürperdiğimiz ses dalgaları ve titreşimler ile beynimiz etkileşim halindedir. Özellikle,

·         Birbirimize meramımızı anlatırken konuştuğumuz sesin tonu ve şiddetinde kendini bulan anlatımlar;

·         Mabetlerde, meydanlarda, konferans salonlarında ruhani, hissi ve etkileşimli dinletiler;

·         Siren, zil ve korna sesleri yapılan uyarılar;

·         Anons sistemlerden yapılan bilgilendirmeler;

·         Kahinler ve büyücülerin tedavi yöntemleri,

 

Elektromanyetik dalgalar ile beynin etkileşimine yönelik çalışmalar daha çok bilimsel boyuttadır, çok pahalı özel sistemlerdir, dahası laboratuvar ortamını gerekli kılmaktadır. Nedeni ise elektromanyetik dalgaların yayınım gücü, havada yayınım yaparken çok hızlı zayıflar. Günümüzde elektromanyetik dalga yayınımındaki yüksek enerji kaynakları,

·         Savaş alanlarında elektronik cihazları susturmada, bozmada ve imha etmede,

·         Savaşan düşman askerlerini uzaktan tedirgin etmede,

·         Görünmeyen ve bilinmeyen yapıları görüntülemede,

·         Algılama ve uyarma amacı ile sağlık problemi olanlara destek olmada; körlerin görmesinde, sağırların işitmesinde, yapay organların işlevsel bütünlük sağlamasında,

·         İnsan ve makinenin eşgüdümlü çalıştırılmasında,

·         Beynin çalışma fonksiyonunu anlamada ve iletişime geçmede,

·         Beyin hastalıklarını ya da hormon kaynaklı davranış bozukluklarını tedavi etmede kullanılmaktadır.

 

Beynin yaydığı veya etkileşime girdiği elektromanyetik sinyaller ile davranış değişimleri meydana getirilebilmektedir. Görmeyen, yürümeyen, felç geçirip elini ve ayağını kullanamayan bir insanın yaşamını daha kaliteli sürdürmesine destek olmak için organlarına özellikle beynine algılayıcı ve tetikleyici özellikleri olan “akıllı elektrotlar” yerleştirilmektedir. Bu elektrotlar beyine temas ettiği gibi beyine dokunmadan çok yakınından da etkileşim mümkündür. Burada söz konusu olan kişinin yönetilmesi değil, kişinin ifade edemediği  ya da sıkıntı çektiği yaşamsal isteklerin algılayıcılar ile izlenmesi, tahmin edilmesi ve ona destek olunmasıdır.

 

Asıl problem dünyanın her tarafında, artık vazgeçilmesi imkansız hale gelen kablosuz iletişim sistemlerindeki antenlerin yaydığı elektromanyetik radyasyonun, insanları ve ötesinde çevreyi nasıl etkilediğidir? Doğada yaşayan canlılar ve onların yaşam alanları fiziksel olarak yok edilmekte, yetmezmiş gibi bir de onların zihinsel yetilerini olumsuz etkileyen her türlü teknoloji hoyratça geliştirilip uygulamaya sokulmaktadır.

 

Uzaktan beyini kontrol etme konusunda araştırma yaparken aşağıdaki konularda disiplinler arası çalışmalar yapılmalıdır;

Bilim:

·         Kişilik ve davranış bozuklukları

·         Beyin: Beyinin öğrenme, hafıza ve saklama, işlevsel alanları ve fonksiyonları, hormonlar, ilaçlar ve uyuşturucuların beyin üzerindeki etkileri.

·         Genetik: Irsi hastalıklar, kökenleri, ortak davranış özellikleri

·         Psikoloji: Korku, hatalı ve hastalıklı insan davranışları, insanın ruh yapısı, hipnotize, nöropsikiyatri.

·         Sağlık: Akıl sağlığı, beyinin fiziksel özellikleri ve özellikle duyu organlarının eşik aralığında değişim ve etkileri.

·         Algı değişikliği...

 

Sosyoloji ve tarih:

·         Sosyoloji ve politika: Felsefe, kahinler, şamanlar ve büyücüler, ritüeller, seronomiler, propaganda, manipülasyon, komplo teorileri.

·         Tarihsel anlatılar: Özellikle mitolojik anlatılar, efsaneler, dinler, cadılar, tapınak şövalyeleri, tarikatlar ve örgütler. 

·         Şifreler ve semboller, ipuçları ve sırların tümünde gizlilik savaşı bulunmaktadır.

 

Var olduğuna inanılan iddialar:

·         Telekinezi: Uzaktan cisimlerin hareket ettirilmesi.

·         İlluminati: Zihin kontrolü uygulama yöntemleri ile farklı bir düzeni sürdürmek ya da yıkmak amaçlı organizasyon ve faaliyetler.   

·         Uzaktan etkileme, algılama yöntemleri.

·         Telepati ya da uzaduyum: algılama yoluyla düşünce, fikir, duyum veya imajların aktarılmasını sağladığı ileri sürülen uzaktan etkileşim yöntemleri.

 

Mühendislik:

·         Elektronik: Uzaktan kontrol ve denetim, elektriksel işaretler, elektrotlar, manyetizma, elektromanyetik güç ve dalgalar, gürültü kaynakları, ...

·         İnternet ve akıllı telefon uygulamları...

·         Çevresel etkiler: Gürültünün, renklerin, ışığın, sıcaklığın değişimindeki algı değişikliği...

·         Enerji yayınımı yapan kaynaklar: Trafo, kablosuz iletişimde verici istasyonları...

 

Günümüz iletişim teknolojileri sayesinde belirli bir amaca yönelik kitle üretmek için bireylerin bir arada olmalarına gerek yoktur. İstenildiğinde bir mesaj ile bir araya gelmeleri mümkün kılınabilmektedir. 

 

Farkında olarak ya da olmayarak beynimiz fısıltıları dinlemekte ve  iletmektedir; bu fısıltılar bizleri farklı ve duygusal bir dünyaya taşımaktadır.

 

Beyin-bilgisayar arayüzü ve nörolojik görüntüleme yöntemleri ile zihin okumak mümkün hale gelecektir. Öte yandan sanal sosyalleşme ortamında, paylaştıklarımızdan zihin okumak da mümkündür.

 

Zihin okumak nasıl mümkün olur? İnternette bıraktığımız izlerden, vücut hareketlerimizden, zaaflarımızdan, tepkilerimizden. Özellikle inançlarımız, sosyal ilişkilerimiz nasıl bir zihine sahip olduğumuz ilgili inanılmaz biligiler vermektedir. Beynin yaydığı dalgaları, ısısal değişimleri, kan akışını, hormon işlevini ölçerek zihin okuma üzerine çalışmalar hız kazanmıştır.  Kullandığımız ilaçlar, bizde nasıl değişimler meydana getirmektedir?

 

Kullandığımız Teknolojiler; akıllı cihazlarımız, kredi kartlarımız, akıllı geçiş kartlarımız davranışlarımız hakkında inanılmaz izler bırakmaktadır. Öte yanda karşılıklı sağlıksız iletişim ve davranış bozukluklarınız beyin kontrolünde  inanılmaz ipuçları vermektedir.

 

 

 

Yaban arısı Pepsis ve Tarantula

 


Tarantulalar'ın adı bile birçok kimseleri korkutur. Güney İtalya'daki Taranto şehri çevrelerinde bulunan örümceğe bu isim takılmıştı. Birleşik Amerîka'daki tarantulalar «Theraphosidae» ailesindendirler ve «Lycosidae» ailesine giren İtalyan tarantulaları'yla ancak uzaktan akraba olurlar. Amerika'daki tarantulalar'ın en irisi «Eurypelma californicum» un vücudu yaklaşık olarak 5 santim, bacakları ise 10-13 santimdir. 

 

Pepsis adı verilen dev bir yaban arısı türü ise üremek, yuva yapmak ve kuluçkaya yatmak gibi işlerle uğraşmaz. Yumurtalarını onun adına beslemesi ve koruması için Dünyanın en iri ve en zehirli örümceği olan tarantulayı kullanır. Nasıl mı?

http://ckk.com.tr/picturem/tarantula/tarantula_03.pnghttp://ckk.com.tr/picturem/tarantula/tarantula_02.png




 

 

 

 

 

Tarantula sık rastlanacak türden bir hayvan değildir. Genellikle toprak altında kazdığı tünelde saklanır. Bu yüzden yaban arısının tek bir tarantula bulmak için saatlerce toprak üzerinde yürüdüğü de olur. Bu yolculuk sırasında duyargalarının hassasiyetlerini kaybetmemesi için onları sık sık temizlemeyi de ihmal etmez. Ayrıca yaban arısı Pepsis, "Tarantula kokusu için hassas özel algılayıcılarla" donatılmıştır. Bu yeteneğinden dolayı avını bulması pek de zor olmaz. Yaban arısı tarantulayı bulduğunda başlayan savaşta tarantulanın en büyük silahı öldürücü zehridir. Fakat yaban arısı pepsis, Tarantulanın zehrine karşı özel bir panzehirle korunmuştur ve örümceğin kuvvetli zehrinden etkilenmez. Sokma sırası arıya geldiğinde örümceği karnının sol üst tarafından sokar ve zehrini buraya boşaltır. Bu arada arının zehri, tarantulayı öldürmez, sadece onu felç eder. Önceden hazırlanan yuvanın etrafı beton kadar sağlam, tarantulanın hareket edemeyeceği kadar dardır. Felç olan tarantulanın hiçbir şansı kalmamıştır. Yuvava taşınan tarantulanın karnında bir delik açan yaban arısı buraya tek bir yumurta bırakır ve yuvayı tamamen kapatır. Pepsisin yumurtaları için gerekli ısı ve yumurtadan çıkacak larva için besin hazırdır. Larva değişim geçireceği koza dönemine kadar tarantulanın etini yiyerek beslenir ve onun vücudu içinde korunur. Anne pepsis ise, üreme mevsimi boyunca güvenle bırakacağı 20 yumurtanın her biri için ayrı bir tarantula bulmak zorundadır. Bulur da! 


Yaşam boyu öğretiler ile biçimlenen zihinsel belleğin, belli bir amaç doğrultusunda ele geçirilmesinin şifresi tepkisel davranışlarda gizlidir. Günümüzde zihinsel belleğin uzaktan kontrolünün yanı sıra stratejik olarak geliştirilen zihinsel haritanın da beyne yerleştirilmesi ile ilgili çalışmalar önem kazanmıştır. Birey ya da kitlenin kontrol edilip yönlendirilmesi için insanların sahip olduğu duyu ve duyu ötesi algılayıcılar üzerinden ikna bilgilerinin beyne iletilmesi ve saklanması sağlanırken etkileme, tutku ve alışkanlık oluşturma hedeflenir. Eyleme ikna edilirken neden, ne zaman, nerede, nasıl gibi soruların yanıtı; ikna üzerine kurgulanır. 


Sanat üretmeyen, teknoloji geliştirmeyen, dünyadaki değişimleri göremeyen, sorunların kaynağını hep dışarıda arayanların beyni, uzaktan kontrol edilmeye ve yönetilmeye her zaman mahkumdur. Öncelikle özgüven temelinde birlikte düşünmek, farklı olmak, farklılıkları ve fırsatları keşfederek hedefe birlikte yönlenmek önemsenmelidir. Diğerlerinin egosunu ezmek ve yenmek değil, iletişimde dinlemek, anlamak, hissetmek, farklı düşüncelere, kültürlere saygı gösterip gelişimlerine katkıda bulunarak başarıya yönlendirmek hedeflenmelidir. Gençler pınar kaynaklarımızdır. Kaynaklar kurutulur ya da setin ardına kadar getirilemez ise, setin kapağı açılsa, ne görmeyi umut edersiniz? Sorgulamadan ve mukayese etmeden bilgiyi kabullenme baştan beyin kontrolünü başkalarına teslim etmektir.


Sonuç olarak hikayemizin kahramanı tarantula ile yılanın savaşında ise yılanın sahip olduğu en önemli özellik çevresindeki ısısal (termal) değişimleri çok iyi algılayarak düşmanı ya da besini ile ilgili her türlü bilgiyi elde ederek gerekli saldırı veya savunma planlarını hazırlayarak uygulamasıdr. Tarantula da ise ısısal değişim yoktur. Tarantulanın zehiri çok hızlı etki eder ve öldürücüdür. Daha da ilginci bu zehir tüm organları eriyik hale getirir. Bu nedenle yılanla ile tarantulanın karşılaşmasında galip gelen taraf tarantuladır.

 

 

 

1.5.       Şizofren davranışlar

 

Genetik ya da sağlıklı olmayan çevresel faktörlerin tetiklediği oldukça kompleks kişilik ve davranış bozukluğudur. Genelde çocukluk döneminde çalışkan, sessiz, uyumlu, arkadaşsız ve umursamaz olanların gençlik yıllarında algılama ve düşünme yetileri fiziksel ve ruhsal nedenlerden ötürü bozulursa, herhangi bir psikolojik stresin tetiklemesi ile şizofren rahatsızlığı başlatabilir.

 

Kişinin davranışları değişir; iç dünyasında saçmalamalar (hezeyan), ikna olmaz, ısrar eder. ddiklerinde direnir. Varsanır (halüsinasyon). Yanılsar (illüzyon). Alınganlık ve sinsilik gibi diğer olumsuz belirtiler ortaya çıkar.

 

Özellikle kronik temelli herhangi bir hastalığı olanlarda beyinsel işlevlerle ilgili bozulmalar kişiliği şizofreni olmaya doğru tetikleyebilir. Şizofrenilerin çoğunda içgörü yoksunluğu belirtiler arasında yer alır. Sorgulamadan ziyade, inanmaya yönelirler. Bu durumdaki hastalar hasta olduklarını düşünmezler. Tedavi de büyük handikaplara yol açtığından, içgörü yoksunluğu hastalığı belirlemede büyük öneme sahiptir.

 

İddia edilen bir fikir sorgulanarak; kanıtlarla ve mantık yoluyla çürütülmesine rağmen kişi o fikre inanmada ısrarını sürdürürse ya da kültürüne, dini inancına ve aldığı eğitimine bağlı olarak normalde kabul edilemeyecek türden yanlış inanışlarda ısrarcı olmaya başlarsa saçmalıyor deriz. Şizofreni rahatsızlığında ortaya çıkan davranış biçimleri saçmalama, üzerine alınma, etkilenme, kıskançlık, kendisine zarar verileceğine inanma, büyüklük, başkalarının kendisine hayran olduğunu düşünme ile birlikte; düşüncelerinin değiştirildiği, çalındığı veya yayınlandığı gibi temalı konular da sayılabilir.

 

Varsanma ve yanılsama en sık işitsel olmakla birlikte görme dahil beş duyunun olmayanı algılaması biçiminde kendini gösterebilir. Şizofrenide, işitsel varsanmalarda, özellikle kendi davranışları hakkında yorumlarda bulunan konuşmalar duyulduğu belirtilir. Genelde olmayan algılamada konuşanların iki kişi olduğunu söylenir. 

 

Şizofreni pençesindeki bir beyin: “Bir ses duydum.” “Önünde iki yol var; ya karanlığın peşinden gideceksin, ya da intikamını alıp aydınlığın; gereğini yap, intikamın al, dediler!” der. İyi bir şey yaptığını düşünüyor yani. “Alkışlanmak ister, dünyadan bir pislik temizlendi!” der. Gerçekle bağı kopuk. “Neden” diye sorulduğunda “O sürekli rahatsız ediyordu, yok olmam için uğraşıyordu. Oysa ben, hasta değilim. Hasta olan, asıl o” der.

 

En üstün sıfatlara sahip olduğuna inandığından etrafında olan biteni umursamaz, bencil karaktere sahiptir. Bu nedenle, bulunduğu ortamı küçümser, tiksinir, iğrenir.  Kendisi dışındaki herkes önemsizdir. Kendinden başka kimseyi düşünmez. Her söyleneni üzerine alınır. Kinlenir, fırsatını buldumu dışarıya vurur.

 

Etrafında kışkırtıcılar ve tetikleyiciler var olmaya başladığında, saldırganlık ya da sinsi hareketler kendini gösterir. Küstahlaşır, kendini çok güçlü görür; her türlü terbiyesizliği kendine verilmiş hak görür. Hedefinde oturtuğu kişiye sürekli mesaj gönderir, telefon açıp hakaret eder, saldırganlaşır. Asılsız ihbarlarda bulunur, iftira atar.

 

Şizofreni belirtileri olan birisi yaptıklarından asla pişman olmaz. O kadar emindir ki; intikam aldığı ya da intikam almak istediği kişi kötü bir insandır, pisliktir ve ortadan kaldırılmalıdır.  Bir ses ona, aydınlığa ulaşması için düşmanını yok etmesi gerektiğini söyler. Nedeni sorulduğunda kendisine ilaç verildiğini (zehir), zarar verildiğini, düşmanı olduğunu iddia eder. Bu nedenlere göre tehdit olarak algıladığı kişi yok edilmeyi hak ediyordur. Şizofreni kişilik hastalığını kabul etmez. Öte yandan yakınları tarafından hastalık kimselere anlatılamaz. Kim bilir belki korumak için, belki de kondurulmak istenmediği için. Hastalıkla tek başına başa çıkmaya çalışılır.

 

Kişilerin algılama ve düşünme yetileri bilinçli olarak bozulup kontrol edilebilir mi? Dışarıdan tetikleme ve kışkırtma ile şizofrenik davranış başlatılabilir mi? Duymak istediği sesler dışarıdan birileri tarafından yapılırsa, eyleme geçirilebilir mi?

 

Sözgelimi, kişi sağlıklı sorgulama ve uzlaşma karakterinden yoksun ve yaşadığı sosyal toplumda giriştiği kişilik çatışmalarında, çatıştığı kişiyi düşman algıladığı fark edilirse; haklı olduğu mesajı iletilirerek şizofrenik kişilik oluşturulabilir mi?   “Haklısın, karşındaki kişi sana düşmanca davranıyor, sana hava basıyor, sana büyüklük tasarlıyor, seni kullanıyor,  seni kıskanıyor, senin iyiliğini istemiyor; fırsatını bulursa seni yok edecek” gibi mesajlar sürekli tekrarlanırsa; iz bırakılır ve sonunda şizofrenik kişilik ortaya çıkar; sonrası facia olabilir.

 

Şizofreni, psikoz ve bipolar konusunda bilinçlenmek gerekir. Şizofreni temelinde kişilik bozukluğunun asıl neden tam olarak kanıtlanamamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü kesinlik kazansa bile, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel-olumsuz zihinsel etkenlerin varlığı da önemsenmektedir. Şizofreni tek tip bir hastalık değildir.

 

Erken dönemde yaşanan psikososyal olayların önemli bir rolü vardır. Şizofreninin temelini teşkil ettiği farz edilen nörobiyolojik hasarların biraz olsun düzeltilmesinde hatta iyileştirilmesinde rehabilitasyonun çok önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Günümüzde şizofreninin oluş nedeni hakkında Nörodejeneratif ve Nörogelişimsel olmak üzere iki önemli kuram vardır. Son zamanlarda nörogelişimsel kuram giderek güçlenmektedir. Nörodejeneratif hastalıklar, kazanılmış becerilerin sonradan kaybı ve ilerleyici mental yıkım ile karakterli sinir sistemini etkileyen bir grup hastalıktır. Nörogelişimsel bozukluklar, çocukluk çağında başlayan beyin gelişim bozukluklarının sorumlusu olan, genetik ya da sonradan edinilmiş biyolojik beyin gelişimi problemleri olarak tanımlanır.

 

Şizofreni biyolojik bir hastalık olmakla birlikte  oluşumunda hem çevresel hem de kalıtımın rol oynadığı kompleks bir hastalıktır. Tek bir nedeni yoktur, çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi ile oluşur. Şizofreniye yatkınlık kalıtımsal olmakla birlikte, bozukluğun akut krizler halinde su yüzüne çıkmasında en önemli etkenler şunlardır;

LSD, uyuşturucu gibi halüsinojen maddelerin kullanımı.

Etken maddesi Methylphenidate olan DEHB tedavisinde kullanılan Concerta ve Ritalin gibi ilaçların aşırı doz veya doktor kontrolü dışında kullanımı ile şizofreniye zemin hazırlamaktadır.

Duygusallığı etkileyen kazalar, kayıplar, yaşanan acılar

Evlilik, hamilelik dönemi komplikasyonları

Travma ya da aşırı derecede stresli olaylar

 

Şizofreni kişilik bozukluğunun tedavisi sırasında aşırı dozda ilaç yüzünden bir sürü yan etkiyle boğuşulur. Eller titrer, deride korkunç döküntüler başlar ve en kötüsü ise halüsinasyonlar devam eder. Kaynar suya ellerini sokar. Kendi kendini incitici, zarar verici  acı verebilir.

 

 

Bipolar (iki uçlu duygudurum) bozukluğu

Bipolar bozukluk yani halk arasında bilinen ismiyle manik depresif hastalığından söz ediyoruz. Yardıma ihtiyaç duyacak kadar şiddetli bir depresyon yaşanmıştır. Defalarca depresyon atlatmış olunduğundan  hastalığa teşhis koyulunca fark edilir. Özellikle gel gitler yaşanırken, zıt kutuplar arasındaki yaşam hayatın gerceği olunca, aileden birinin desteği önemlidir. Destek olmadığı anda herşey daha kötüye gider. Hayat zaten hep zordur, bir takım sorunlar hep yaşanır.  Çevreden birileri kişinin hastalığının kendi kendine uydurduğu bir şey olduğunu etrafa yaymaya başlarsa, hastalık çevrede duyulduğu an, dedikodu ürer, kişi yanlızlığa itilir.

 

Hastalığın başlangıcında kişi hiç uyumadığı, çok enerjik olduğu bir döneme girer, sonra aşırı uyku; bu durum sürekli tekrar eder.  Üzülecek bir durum düşünüldüğü an depresyon başlar. Depresyon döneminde fiziksel bir acı çekilmez  tabii ki ama ruh acı çeker. Gelgitlerin depresyon döneminde; parası var, ailesi var, işi var ama ona sorsanız hiçbir şeyi yok. Eline milyarları verseniz, gidip şuradan bir pantolon al deseniz alamayacak durumdadır. Kimseyle sohbet etmez. Hatta insanların birbirleriyle gülüşmeleri bile onu çileden çıkarır. Oysa O saçma sapan esprilere bile gülen bir insandır.  Bir de mani dönemi var ki; O dönemde ise dünyanın en mutlu insanı olur. En azından kendi adına öyle. Habire para harcar, gezer. Mutlu, mesut, bahtiyar bir insan olur. Ama sadece sinirlenmemesi gerekir.  Sinirlendiği anda gözü hiçbirşeyi görmez olur. Geçmişte yaşadığı kötü olan ne varsa ne varsa sırayla aklına gelir. Depresyonda dünyanın en mutsuz insanıyken, öldüm, bittim derken mani döneminde birden yeniden doğmuş gibi olur.

 

Hayal edebilecek tüm duyguları yaşanır Öfke, inkar, keder ve panik. Aynı zamanda da umut, sevinç ve gurur. İşi, sosyal hayatı, arkadaşları ve evliliği hayli gergin olur. Aile bir arada oldukları için çok mutlu olduklarını sürekli tekrarlar ise gelgit dönemleri  daha kolay gelmeye başlar. Depresyon döneminde uzun süre kendisini çok yalnız hisseder. Sorun kendisindemi yoksa dış dünyadan mı kaynaklanıyor bilemez. Tembellik ettiği, kibirli davrandığı ya da bir süreçten geçtiği düşünülür. Bu durumda kişi kendisini çökmüş  olduğu kadar suçlu ve değersiz hissetmesine yol açar.

 

Hastalık tanı aldığında ve tedavi başladığında, artık kendisi hakkında kötü hissetmemem gerektiğini fark eder. Şimdi hayatını kontrol eder ve ailesi ile arasındaki kırık köprüleri onarabilir. Asla geri kazanamayacağı bazı arkadaşları olacaktır. Ama sorun değil. Her zaman yenileri bulunabilir.

 

Hastalığı kabullenmek zor, kişi iyiyim der ama değildir. Bazen çok sinirlenir ama bir şey yapmaz, çıkıp evden gider. Mani dönemindeyken aşırı derecede para harcamak ister, çıkıp kilometrelerce yürür kafası nereye eserse, çok az uyur ve enerjik olur. Eş ya da yakın dost desteği çok önemlidir.

 

Hastalığın kötü bir tarafı da iş hayatında depresyon döneminde görülen farklılaşmadır, sinirlenebilir ve hemen işine son verilir. Genellikle yakınları dışındakilere söylememeyi tercih ederler. İlacı soranlara "Sinir var ondan kullanıyorum" der. Hastalık onu çok karamsar yapar, "Bana ne olacak" diye düşünür  ama doktoru bu endişeleri giderir. İlaç kullanarak 20 yıl rahatsızlanmayanlar var. Bu hastalığı yaşayanlar özellikle uykularına dikkat etsin. Uykuları bozulmamalı, iyi olduklarını düşünerek kendi kafalarına göre ilaçlarını bırakmamalı ve doktorunu ihmal etmemeli.

 

Düz yolda giderken çukura da düşebilirsin bir anda, bir dağın tepesine de çıkabilirsin. Hastalığı ile ilgili endişe duymadığı ve kendini iyi hissettiği için tedaviyi bıraktığı zamanlar da olur. Özellikle mani döneminde bırakırlar.

 

 

 

1.6.       Bezdirme - Mobbing

 

Kendi kurallarını benimsetmeye çalışan zorbalar istemediklerini bezdirmek ( yıldırmak, dışlamak, etkisizleştirmek ) için duygusala saldırırlar.  Suiistimale dayanan psikolojik şiddetin temelinde; kıskançlık ve empati eksikliği gibi hatalı davranış sergileyen zorbalar bulunmaktadır. Psikolojik zorbalığa uğrayan mağdurda işten ayrılma, özgüven kaybı, yeni iş bulamama korkusu, tükenmişlik hissi, performans düşüklüğü, stres, depresyon ve intihara sürüklenme gibi olumsuz davranışlar görülmektedir. İşyerindeki zorbalarla mücadelede, mağdurun kendisi kadar; işveren, iş arkadaşları ve nihayetinde tüm toplum tarafından konunun önemsenmesi gerekmektedir.

 

Duygusala saldıranlar ile mücadele etmek ve psikolojik zorbalığı durdurmak için önce konunun ne olduğunun çok iyi bilinmesi gerekir. Unutulmaması gerekir ki bütün ahlaki değerlerin temeli onurdur, şereftir ve haysiyettir. “İşyerlerinde Psikolojik Şiddetin Önlenmesi” başlıklı genelge 19 Mart 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.” Psikolojik şiddet ya da zorbalık, hiçbir fiziki müdahale olmaksızın tekrarlanan duygusala saldırıyı içerir. İstenmeyene sürekli verimsiz ve yetersiz olduğunun söylenmesi, aşağılayıcı ifadelerle suçlanması, dışlanması bu kapsamda görülmektedir.

 

Duygusala saldıranlar, istenmeyen kişinin çevresi sinsice kuşatılır, ondan kurtulmak hedeflenir. Etrafında gergin bir hava yaratılır, sert davranışlar, azarlamalar ve gözdağı vermeler sürekli tekrarlanır. İşi gizlice sabote edilir.  Mağdurun en ufak bir hatası, ağır suçlamaların ve hakaretlerin bahanesi olur. Mağdurun psikolojik olarak çökertilip işten ayrılmasını sağlamak için gizli, organize ve kurgulanmış süreçleri içeren etik olmayan eylemler başlatılır. Hatta mağdurun işinden ya da görevinden ayrılmasının kendisi için hayırlara vesile olacağı konusunda ikna edilmeye çalışılır! Mağdur direnir ve ret ederse zorbalığa dayalı yıldırma süreci başlatılır. Saldırganlar tek başlarına hareket etmezler, grup halinde her yönden saldırıya geçerler. Mağduru bulunduğu pozisyonun çok altındaki bölümlere göndermeye çalışırlar. Şaka yapıldığını sanan mağdur, ısrar edildiğini ve işin ciddiyetini fark ettiğinde “bunun kabul edilemeyeceği, böyle bir talepte bulunmalarının, insan haklarına aykırı olduğunu” söylediğinde fazla diretmezler. Mağduru kurban etmek için geri çekilir gibi yaparlar, hatta belirli bir süre geri de çekilirler, saldırmazlar, beklerler.  Sonuç almak için bu tür psikolojik zorbalığa dayalı saldırıları,  dönemsel olarak sürekli tekrarlarlar. Mağdur kızıştırılıp gücü ve hareket kabiliyeti test edilir, saldırıya zorlanıp reaksiyonları ortaya çıkartılır, kuvvetli ve zayıf noktaları belirlenir. Gerçek durum mağdurdan saklanır. Mağdur için direnmeleri imkansız olan durumlar oluşturulur ve tekrar saldırıya geçerler.

 

Sayıklama karşısında humma, öfke karşısında kudurma ne ise hayaller görerek kendinden geçen, düşündüklerini de keramet sanan saldırganlar, bütün suçları kendileri gibi düşünmemekten ibaret olan mağdurlarını darağacına hiç çekinmeden gönderen yargıç gibi davranarak aşağıda belirtilen zorbalıkları yaparlar;

·         Mağdurun iş yerinde kullandığı eşyaları kayıp ederler veya bozarlar, yerine yenisini koymazlar.

·         Mağduru kontrol dışı tepki göstermesi için kışkırtırlar, doğrudan doğruya dahil olacağı kavga ve çatışma çıkması için tartışma başlatırlar.

·         Mağduru çok rahatsız olacağı ve istemeyeceği bir yerde, yetenek ve becerisinin çok altında veya uzmanlık alanına girmeyen iş yerlerinde çalıştırmaya zorlarlar, daha düşük ücret verirler.

·         Mağdur toplantıya geldiğinde konuşmayı hemen keserler, konuyu değiştirirler, işi ile ilgili önemli gelişmelerden haberdar etmezler, etkinliklere çağırmazlar.

·         Mağdurla ilgili çeşitli söylentiler çıkarırlar; kulaktan kulağa fısıltılar yayarlar.

·         Mağdura, gözlendiğini ve takip edildiğini hissettirirler. İşe geliş gidiş saatlerini, telefon konuşmalarını, çay ya da kahve molasında geçirdiği zamanı ayrıntılarıyla kontrol ederler.

·         Mağdurun fikir ve önerilerini sormamaya veya dikkate değer bulmamaya başlarlar. Görünüşü ve fikirleri ile alay ederler, sürekli eleştirirler veya küçümserler. Sözlü veya yazılı soru ve taleplerine yanıt vermezler,  tüm önerilerini ret ederler.

 

Tüm bu etik olmayan davranışlara maruz kalan mağdur işe gitmek istemez; yılgınlık başlar. Oysa mağdurun işyerinden alacağı gelir, onun her şeyidir. Ekmeği elinden alınmak üzeredir, onuru ve haysiyeti ile oynanmıştır. Etik değerler yok sayılmıştır. Strese dayalı sağlık sorunları başlar. Direnecek gücü kalmamıştır, derdini anlatacak, destek alacak kimseyi bulamaz, herkes ondan kaçmaya başlamıştır. Mağdurun direnme, hakkını arama gücü kalmadığı için hastalanır, ruhsal ve fiziksel sağlığı bozulur ve aşağıda sıralanan rahatsızlıklar kendini göstermeye başlar;

·         Depresyona girer, dikkatini toplayamaz, elleri terler ve titrer, baş ve sırt ağrıları ile mide ve bağırsak rahatsızlıkları kendini gösterir. 

·         Anlamsız korkular ve heyecanlara bağlı yüksek tansiyon oluşur.  

·         Terk edilmişlik duygusu yaşar, özgüven ve özsaygısını yitirmeye başlar.  

·         İleri aşamalarda deri üzerinde döküntüler ve kaşıntılar ve daha ağır olgularda travma sonrası stres bozukluğu meydana gelir.

 

Mağdur tedavi görüp işine geri döndüğünde taciz edici, sevimsiz davranışlarında biraz azalma görülür. Timsah gözyaşlarına dayalı davranışın nedeni, mağdurun dava edeceğinden korktukları içindir.  Zihinsel düzeyde oluşan değişiklikle birlikte mağdur, çok alıngan bir kişi haline gelir. Mağdurun kesinlikle konusunda iyi bir uzmana ve uygun ilaç tedavisine gereksinimi vardır. Ayrıca, işyerinde kurban seçilerek kendisine uygulanan psikolojik zorbalık süreci sonucunda düşürülmüş olduğu durumun, hukuki açıdan incelenmesi ve konunun uzmanı hukukçular tarafından, gerekli girişimlerin yapılarak kurbanın haklarını koruyucu çözümlerin bulunması gerekmektedir.

 

Psikolojik şiddet uygulayanlara saldırgan ya da tacizci; mağdurlara kurban; izleyicilere röntgenci ya da dikizleyen denir. Dikizleyen aslanın avını yakaladığı anda kendisini ilgilendirmez gibi seyreden benzer. Zorbaların, ruh hastalarının, bencillerin kazanması için iyilerin seyretmesi yeterlidir. Birde mağdura dost gibi görünüp onu tuzağa düşürenler vardır ki onlara da keklik denir. Kafesteki keklik ötmeye başladığında etrafındaki tüm kekliklere yanına gelmelerini, etrafta hiçbir tehlike olmadığını öterek bildirir.

 

Kimdir bu psikolojik şiddet uygulayan zorbalar:

·         Bencildirler. Kimsenin bilmesini istemedikleri acılarını ve kabul etmeyi reddettikleri iç çatışmalarını bir başkasına yükleyerek dengelerini bulmaya çalışan kişilerdir.

·         Kendilerini büyük bir güç, engin bir deha, kusursuz bir güzellik ve mükemmel bir varlık olarak gördükleri için, her şeyi hak ettiklerine inanırlar.

·         Aşağılık kompleksleri vardır. İçlerindeki öfkeyi engelleyemedikleri ve problemleriyle başa çıkmayı başaramadıkları için başkalarıyla uğraşırlar.

·         Mağdurun duygu ve düşüncelerini aşağılayarak egolarını tatmin etmeye çalışırlar.

·         Hedef aldıkları kişileri, işlerini kaybetmek veya işlerini değiştirmekle tehdit ederler.

·         Her şeyin onların söylediği şekilde yapılmasını isterler ve sürekli amirin veya patronun kendileri olduğunu ya da üst patronun kendi yanlarında olduğunu hatırlatırlar.

·         Aradıkları kişiyi, yerinde bulamamalarına tahammülleri yoktur.

·         İkiyüzlü yılanlardır. 

·         Başkalarının üstünlüğünü, başarılarını ve yükselmelerini hazmedemedikleri için devamlı kötülük peşindedirler.

·         Karşısındakini strese sokmak için devamlı yeni yollar ararlar. Yaptıkları her şeyin çok iyi bilincindedirler. Saldırganlıklarını gizlemek için sürekli gülümserler. Arada bir iyilikler de yaparlar.

·         Başkalarına kendilerini iyi gösterirken hedeflerine karşı sürekli kaba davranışlarda ve olumsuz yorumlarda bulunurlar. Mağdura karşı hiçbir şekilde esnek davranmazlar.

·         Megalomanlardır. Kendilerini büyütme gereksinimi ve numara yapma, kişiliklerinin en önemli özelliklerinden olan megalomanlar, kendilerine güvensizliklerini, başkalarına karşı kıskançlık, nefret ve saldırganlık şeklinde yansıtırlar.

·         Hayal kırıklığına uğramışlardır. Çalışma yaşamı dışında yaşanan tüm olumsuz duygularını, tüm yetersizliklerini veya kötü deneyimlerini, işyerinde başkalarına yansıtırlar. Başkalarına karşı kıskançlık ve haset duyguları mevcuttur.

 

Bir işyerinde uygulanan psikolojik zorbalığın, o işyerine getireceği zarar, çoğu kez böyle bir yola başvuran yönetim veya işveren tarafından değerlendirilip hesaplanmamaktadır. Bir işyerinde çalışan birey, ruhsal veya fiziksel açıdan hastaysa ve doktora gitmek veya dinlenmek için izin alıyorsa, işe gelmiyor demektir. Ancak o işyerinde çalışıyor gözüktüğü için maaşı, kendisine ödenmek zorundadır. İşe geldiği günlerde ise gösterdiği performans, normalin altındadır. İşiyle gerektiği gibi ilgilenememekte ve dikkatini toplayamamaktadır. Yaşadığı depresyon, onu tüm ağırlığıyla etkisi altına almıştır. Bir birey, örgüt stratejisi olarak kendine uygulanan psikolojik zorbalığa ne kadar fazla direnirse, firmanın ödeyeceği bedel de o kadar yükselecektir. İşyerinde psikolojik zorbalık, fiziksel işkence ile aynı derecede tazmin edilmek zorundadır.

 

Psikolojik zorbalık konusunda, çalışanlar bilinçlendirilmeli ve duyarlılık artırılmalıdır. Çalışanın çaresizlik karşısında duyduğu korku ve endişeyle kendi içinde, tek başına mücadele edebilmesi çok güçtür. İnsanlar, bir olguyu tanımayı öğrendikleri takdirde, önceden yaşamış oldukları veya şu anda yaşadıkları deneyimlerini çok daha gerçekçi bir bakışla değerlendirebilirler. Ayrıca bir olgudan ve bu olgunun yarattığı zararlardan kaynaklanan korkunun şiddeti de, karşılaşılan şeyin ne olduğu bilindiği takdirde büyük ölçüde azalacaktır.  Yaşanılan olgu ve sürecin adı konduktan sonra işletmede önlemler alınmalı, çalışanlar bilgilendirilmeli, işyerinde psikolojik zorbalık ilgili mücadele edilmelidir.

 

 

 

1.7.       Cennetin saldırgan obur çocukları

 

Yaşadığımız yüz yılın gerçeklerinden biri de kendilerinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, yaşamı kuralsızlık ve aymazlık olarak algılayan cennetin doymak bilmeyen obur çocuklarıdır.  Sınır tanımaz açlık içgüdülere sahip olan obur çocukların açlıkları nasıl giderilecek, nerede, nasıl durdurulacaklar, bilen var mı? Bu yazıda obur çocukların tutunduğu enstrümanların onları nasıl mutsuzluğa mahkûm ettiği analiz edilecektir.  Böylece yaşamla kurdukları ilişkilerde sapmaların nedenleri belirlenmeye çalışılacaktır.

 

Obur çocukların aile öykülerine bakıldığında, çoğunun, paylaşımdan yoksun, sağlıklı iletişim kuramayan, aile içinde yetiştikleri; duygusal anlamda aç ve kılavuzsuz bırakılmış oldukları, yarışı kazanmak için aşırı hırslandırıldıkları görülmektedir. Narsis kişilik bozukluğuna sahip olan obur çocuklar, kişisel yeteneklerinin gelişiminde, toplumsal yapılanma sürecindeki değişimler ya da şans gibi etkenlerle, itibar, statü ve/veya maddi güç bakımından, hızlı yükselme fırsatı bulmuş bireyler arasında görülmektedir. Gücü, statüyü ve var olmayı ana değer olarak saygı ve beğeniyle öne çıkaran, bunların kaynağını veya ne ölçüde hak edilmiş olduğunu sorgulamayan toplumsal bakış açısı bu çocukların sayısının aşırı artmasına ve kontrol edilemez duruma gelmelerine neden olmaktadır.

 

Obur çocuklar güç kazandıkları andan itibaren hiçbir şeyi tartışmaz, tartışılmasına izin vermezler. Ele geçirilen organizasyon araştırmadan, düşünmeden, sorgulamadan söylenenlere inanmak ve denileni yapmak zorundadır.  Süreç içerisinde dost düşman herkesi teker teker tasfiye ederek üst yönetimi tamamen ele geçirdiklerinde doğrular ve yanlışlar birbirine girer, her şey karışır, mantığın yerini çatışmalar alır. Artık organizasyon tamamen obur çocuklara teslim olmuştur. O andan itibaren gerçek mağdur organizasyonun ta kendisidir ve kurtuluşu da yoktur.

 

Akıl ve hırsın dengesizliği

Hırs, dengelenmez ise yıkıcı davranışların kökenini oluşturur. Hırsı uyandıran “değersizlik hissidir.”

 

Başta aile olmak üzere, çevre ve okul, çocuklara “hırstan kaynaklanan güçle başarı elde ettirmeyi” bir marifet olarak sinsice öğretir. Bir canavar yerleştirdiklerinin farkında bile değiller. Çünkü hırs, sadece bir alana değil, yaşamın her alanına saldırmaya meyilli bir duygusal hastalıktır.

 

Eğitimde başarılı olması için hırslandırılmış bir çocuk, sokakta top oynarken yenilgiyi kabul etmekte zorluk çeker. Kendi takımı azıcık yenilecek gibi olsa, karşı kaleye gol atabilmek için, kızgın bir boğa gibi arkadaşlarının üzerine saldırır. Birçok ebeveyn, çocukları ile oynadıkları oyunlarda, çocuğunun yenilgiyi kabul etmediğinden, yenileceğini anladığında sinirlendiğinden, oyunu bozup ağlayıp sızladığından yakınır. Yenilgiyi kabul edememek, erken uyandırılmış hırsın ürünüdür. Hırs ile terbiye edilmiş kişiler, sadece kendi ailesi için değil, toplumsal bir sorundur. Ruh sağlığını koruyarak başarılar elde etmek, hırs ile değil azim ile olmalıdır. Azim ise “olumsuz duyguların bastırılması, olumlu duyguların uyandırılması ile elde edilen ruhsal güçtür.

 

Hırsı dengeleyen akıldır. Çok hırslı birisi elde ettikleri ile yetinmez. Devamlı elde etmek, devamlı sahip olmak ister.

 

Kazan, yeter ki kazan

Kazanmak için verilen savaşta her şeyi mubah sayan günümüzün yöneticileri, etik değerleri önemsemezler. “Kazan, yeter ki kazan” idolü, denizde atlatılan fırtınalar ile hiç mi hiç ilgilenmemektir. Tek hedef geminin içi dolu olarak limana yanaşıp yanaşmadığıdır. Bunun anlamı ne yaparsan yap, yeter ki kazandır. Bu etik çöküntüyü başlatan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekip oluşturma, ekibin bireyi olabilmeyi başarma sinerjisi yok edilirse, sen kazanırsın senden başkası asla kazanamaz diye alkışlanan dürtüler,  " benden başkası asla" felsefesine dönüşür. Çalışarak, etik değerleri önemseyerek başaracaklarına inanlar birer ikişer kovulur ya da sindirilir. Bu durum, emek harcamadan, kendini geliştirmeden bedava gelecek elde etmek için etik olmayan unsurları kullanmayı  alışkanlık haline getirir.

 

Kazan, yeter ki kazanı rehber edinen çocuklar, yükselen deniz dalgaları istemediklerini yutsun diye dalganın yıkıcı gücünü alkışlar. Sıranın kendilerine geleceğini görseler bile aldırmadan dalgaları alkışlamaya devam ederler. Bilgi edinme, bilimin gelişmesi sağlıklı yaşam için gereksinimlerin üretilip dağıtılması konularında yükselen bir eğri izlerken, bu çocuklarda bilinçlenmeye yönelik davranışlar kalitesizleşir. Söz konusu çocuklarda görülen maddi gelişmeler tehlikeli trajik sonuçlar doğururken, manevi anlamda telafisi zor maddi ve manevi yıkımları tetikler. Bu çocuklarından beklenecek en büyük tehlike nedir bilir misiniz?  Büyücü ruha sahip olduklarına inanmaya başlamalarıdır. Eğer buna inanır ya da inandırılır iseler uyarılara verdikleri tepkiler her zaman aşırı ve kontrol edilemez olacaktır. Batma anlarında bile sağduyusundan yoksun hareket ederken onlara doğru uzatılan eli kendisi ile birlikte dibe çekmeye çalışacaklardır. Ayırt etmesini bilmediklerinden, işin özünü anlamak istemeyecek, doğruyu yanlışı ayırt edemeyeceklerdir. Çünkü sadece kendilerinin geliştiğine ve büyüdüğüne inanırlar. Diğerlerinin değiştiğini, geliştiğini görmek istemezler. Dünya değişir, bunlar değişmezler, hiçbir zaman tehlikeler ile yüzleşmek istemezler. Bu yüzden herkesi çok kolay kandıracaklarına inanırlar.

 

Ailesini aşamamış çocuklar

Bir gün, eleman istihdamı konusunda bir kurum benden destek istedi. Hangi bölümlere hangi yetenekler istendiği dokümanın ilk paragrafını okuyunca anlık şaşkınlığa düştüm.  Doküman İngilizce idi, hazırlayan ise yabancı bir uzman. Defalarca dokümanı baştan aşağı okudum.  Öngörümle doküman örtüşmüyordu. Uzmana “yazınızdan tam olarak ne istediğinizi anlamadım, lütfen daha net açıklar mısınız” dedim. Gelen yanıt, ailesini aşamamış, fakat çok iyi okuldan mezun, taşra çocuklarından bahsediyor gibiydi. Bende iyi bir okuldan mezun idim, Anadolu’nun taşrasından gelmiştim. Ailesini aşamamış çocuk ne demekti? Kim bunlar? Bu çocukları iyi analiz edebilmem için davranışlarında aramam gerekenleri görünce şaşırdım. Adayları çok iyi dinleyin ve aşağıdaki cümleleri çok sık kullanıyorsa, hemen işe alın diyorlardı. Bu cümleler; “Siz imzalayın, sorun çıkmayacak. Bir şey olursa ben izin vermem.” “Siz imzalayın, sorun çıkmayacak, bir şey olursa ben izin vermem. Bana güvenmiyor musun? Sen bana güven, ben o problemi hallederim.”

 

Bir yerlerde bir yöneticiden  yukarıdaki cümleleri duyduğum anda tüylerim diken diken olur. Nasıl olur da bir kişi bu cümleleri kullanmaya bayılır. Çünkü onun görevi yasalar, yönetmenlikler ve kurallar çerçevesinde problemin nasıl çözüleceğini belirlemek, olmuyorsa net olarak neden olmadığını belirtmektir. Oysa kişi kendine görev olarak tanımlananların dışında, doğru olmayan, karşı tarafı suiistimale yönlendiren, ya da kendisine biat edilmesini istediği bir davranış sergilemektedir. İstenilen yapıldığında ise ya işler sürüncemeye gitmekte, ya da olumsuz sonuçlanmaktadır. Kurgulanmış ya da işgal edilmiş organizsyonlarda, özellikle de şikayetleri, hem de haklı olunan şikayetleri önlemede ailesini aşamamış yudik çocuklar kullanılmaya başlanıldı.

 

Harika çocuklar

Harika çocuklar, günümüz dünyasında sanal olarak üretilmiştir. Bu çocuklar insanlar arasında sağlıklı ilişkiler kuramayan, farklılıkları yönetmeyen, ortak değerler oluşturamayanların ürünüdür. Harika çocukların tümü kişilik ve davranış olarak birbirlerine o kadar çok benzerler ki sadece görüntüleri farklıdır, lakin robot gibidirler.

 

Bilgi edinme, bilimin gelişmesi ve bunun teknolojilerinin yansıması, sağlıklı yaşam için gereksinimlerin üretilip dağıtılması konularında yaşanan evrim, yükselen bir eğri izleyip hızlanırken; harika çocukların düşünce tarzı ve davranışları yetersiz bir gelişme sergilemiştir. Söz konusu harika çocuklarda görülen maddi gelişmeler trajik sonuçlar doğururken, manevi anlamda gelişimleri ise diğerleri ile aralarında büyük bir uçurumun oluşmasına neden olmuştur. Harika çocuklardan beklenecek en büyük tehlike nedir bilir misiniz? Büyücü ruha sahip olduklarına inanmaya başlamalarıdır. Eğer buna inanırlar ya da inandırılırlarsa uyarılara verdikleri tepki her zaman aşırı ve kontrol edilemez olur. Batma anlarında bile sağduyusuz hareket ederlerken onlara doğru uzatılan eli kendisi ile birlikte dibe çekmeye çalışırlar. Harika çocuklar mukayese etme yeteneğine sahip olmadığından, ön yargıların esiri olurlar. Ayırt etmesini bilmediklerinden, işin özünü anlamak istemezler, bu yüzden de herkesi çok kolay kandıracaklarına inanırlar. Doğruyu yanlışı ayırt etme yeteneğine sahip değildirler. Çünkü ezik doğmuşlar, ezik büyümüşlerdir, sahip olacakları güzellikleri görmezler ya da görmek istemezler. Sadece kendilerinin geliştiğine ve büyüdüğüne inanırlar. Diğerlerinin değiştiğini, geliştiğini görmek istemezler. Dünya değişir, bunlar değişmez. Harika çocuklar hiçbir zaman tehlikeler ile yüzleşmek istemezler, olacakları öngörüp, mevki tutmazlar, çünkü hep korunurlar hep kollanırlar.

 

Kriz alternatif bir arayışı gündeme getirecektir. Finans piyasalarının kendi kendilerini düzenleyeceği iddiası çöpe atılacaktır. Finans sektörü etkili denetim altına girecek, denetim boşluklarının, kuralsızlıkların oluşmasına izin verilmeyecek ve engellenecektir. Serbest piyasa ekonomisi kontrollü piyasa ekonomisi şekline dönüşecektir. Finans yönetimi, daha teknik, daha güncel, daha sığ ama daha efektif bir kadrolaşmayı gerektiriyordu, fakat şimdi daha beyinsel, daha derin, daha entelektüel bir yapıya geçilecektir. Sistem yeniden modellenecektir. Kendilerinin kurdukları denetim, kontrol ve izleme metotları günümüz yönetim anlayışında anlamını yitirmiştir. Özgüvene dayanan birlikte düşünen, farklılıkları ve fırsatları keşfederek hedefe birlikte yönelenler önemsenmeye başlanacaktır. Bu anlayışı kabul etmeyen sistemler her zaman kendilerini çatışma ortamında bularak, anlamlarını yitireceklerdir. Çalışanların yetenek ve katkılarına saygı duyan, insani değerlere derinden inanan, mükemmelliği, risk almayı ve yaratıcılığı geliştiren bir ortam yaratacak liderler istenmektedir.

 

Eğitilmiş sirk çocukları

Eğitilmiş sirk çocuklarını ilk gördüğümde, “Bu kadar dangalakça bir cahillik, ancak tahsil ile mümkün olur” derim. Kendilerinden oldukça emin, bilgili olduklarına dair görüntü verirler. Başkaları hakkında epey gelişmiş önyargılı sezgileri ve bilgileri olmasına rağmen, kendileri konusunda şaşırtıcı kandırma yetenekleri ve yaptıkları her şeyi bir takım erdemlerle süsleme eğilimleri olduklarını görürüm. Vicdan, ahlak gibi temel kavramları sürekli kendilerini temize çıkartmak için kullanırlar. Kendilerini korumak için harcadıkları enerjinin yarısını gerçekle yüzleşmek, empati yapmak, sorgulamak, ölçmek ve öz eleştiri için harcalar aslında çok daha büyük yüklerden kurtulacaklar. Yapmazlar... Fark ederim ki eğitilmiş bu çocuklar hatalarını düzeltmekten çok, kendilerinden başka hiç kimsenin bir şey bilmediğine inanmayı, kendinden olmayanları dışlamayı, hatta yok etmeyi kendilerine verilmiş bir hak olarak görürler.

 

Kendileri dışında bir dünya olmadığına inanmış sanal zümrenin eğitimli çocukları birbirlerini giyimleri, arabaları, tatil yaptıkları yerler ile tanırlar. Grup halinde hareket ederler. Rahatsız oldukları birini, kendilerine göre öğrendikleri saygınlık (!)  sınırları içinde yok saymaya başlarlar; konuşturmazlar, sürekli sözünü keserler. Sorgulanmaktan çekinirler, yetersizdirler, bilgisizlikleri ortaya çıkacaktır. Dinlemezler, önyargılıdırlar. Fakat ağızları iyi laf yapar, arkalarında dayıları vardır. Sen bilemezsin-i koro halinde haykırırlar. Suratlarının rengi soluktur. Farklı olanı yok saymak için özel geliştirdikleri dışlama yöntemlerini uygularlar; sağırlaşırlar, dinlemezler, duymak istemezler. Tüm cümleleri “hayır yanlışsın” diye başlar. Araya girip müdahale edilmek, bir şeyler anlatılmak istendiğinde izin vermezler, konuşmayı keserler, itaat etmeye zorlarlar.

 

Tuhaf olan ise rakip algıladıkları kişiyi tanımadan, kişiliğini, bilgi düzeyini, kültürünü bilmeden, merak edip öğrenmeden hemen saldırırlar. Bilmek istemezler. Çünkü sirk hayvanları gibi davranış sergileyen eğitilmişler, küçümseyip hor görmeyi birer üstünlük derecesi olarak yaradılıştan kendilerine verildiğine inanırlar.

 

Yaşama anlam kazandıran en soylu davranış pozitif etkinliktir, saygıdır, paylaşmadır. İnsanın davranışlarına beklenti ve gereksinimleri yön verir. Duyguların önemsenmediği bir sınıf topluluğu her zaman ruh sağlığını bozar. Kral ve mahiyetinin bulunduğu bir ortamda bir sessizlik ve itaat istenir. Kralın gücünü belirleyen mahiyeti,  süreç içerisinde daha fazla tehdit edici hale gelmektedir. Farklı olanın varlığından bilinçli veya bilinçsiz bir tedirginlik duyulmaktadır. Baskıcı tavırlar farklı olanın zihinsel ve duygusal enerjisini saptırır. Bu durumda ya boyun eğer ya da tepkici tavır geliştirir.

 

Çatışmaları ortadan kaldırmak için, sirk çocuklarını üreten eğitimlilerin dengeli ve düzenli bir iletişim kurmayı öğrenmeleri ve ortak değerler oluşturmaya çalışmaları en akılcı çözüm olacaktır. Ya mağdurlar! Sirk çocukları için öncelik çıkarları ve menfaatleridir.  Bunu bilmeleri yeterli olacaktır.   

 

Sirk çocuklarının oynadığı oyun ters gider ve süreç içerisinde krizler patlak verirse, ya da hasar oluşursa intikamı kendinde hak gören kişi büyük bir soğukkanlılıkla delileri temizlemeye, şahitleri susturmaya başlar.  Gerçekler ortaya çıktığında, kullandığı ilk cümle: “Amacım küçük düşürmek, onu itibarsızlaştırmaktı.”  Kişi, olayın böyle sonuçlanacağını tahmin etmediğini söyler ve devam eder: “Yaptığım işin kötü sonuçlanacağını sanmıyordum. Kötü bir şey olduğunu anlayınca çok korktum. Kimseye böyle bir şeye sebebiyet verdiğimi anlatamazdım. Böyle bir olayın yaşanmasını istemezdim. “Her türlü masrafını karşılamaya hazırım. Pişmanım!”   İfadesindeki son cümleye çok dikkat edilmelidir.  “Her türlü masrafı karşılamaya hazırım.” Mağdura verdiği hasarın bedeli parayla ölçülür mü? Pişmanlığın karşılığı bu mu?  Her şeyden habersiz olduğu iddia eden paydaşları, önce sirk çocuğunu savunma içerisine girerler. Gerçekler ğrtaya çıkmaya başladığında ise neye uğradıklarını şaşırmış gibi rol yaparlar. Sorgulama devam edildiğinde yaşanılan kötü olaylar anımsanır ve paylaşılmaya başlanılır. Bu andan itibaren, anlattıklarının sonu, “sirk çocuğunun yapmış olduğunu düşünüyorum”  ile biter.

 

Sirk çocuğu planlı saldırıya girişirken dost görünür, dostluk göstergesi olarak hediyeler alır ve organizasyonlar düzenler. Bu arada saldırıyı detaylı planlar. Aslında neyi planladığının  son derece bilincindedir, sadce sonucu göremez, vereceği zararı düşünemez. Planladığı oyunu uygulamaya koyduğunda olanlar son derece can yakıcıdır, zarar görenler can havliyle kıvranır, çevre olumsuz etkilenir, hatta kendisi de zarar görür, lakin gizlenmeyi çok iyi becerir. Sohbet eder, hiçbir şey olmamış ve hiç birşeyden haberi yokmuş gibi davranır. Çığlık kıyamet kriz patlak verdiğinde, savunması için delilller üretmeye başlar. Çok kurnazdır.

 

Önüne gelen her engeli yok etmek isteyen sirk çocuklarında, intikam, kin, kıskançlık duyguları hakim durumdadır. Empati kurma yeteneği yoka yakın, gelişmiş bir vicdandan yoksun, soğuk, katı, insanları kendi çıklarları doğrultusunda kullanmaktan ve harcamaktan kaçınmayan kişilik. Bu kişilikler spor, medya, borsa, diplomasi, politika, üst düzey yöneticilik dünyasında sinsi bir biçimde ve fazlasıyla bulunur olmaları şaşırtıcı olmasa gerek. 

 

Hedef, başarı gibi dünyevi ve maddi başarılarla kafayı bozmuş birinin, hayatı boyunca vicdan azabı çekeceğini de düşünmüyorum. Sadece sonunu merak ediyorum.

 

 

Pirus Zaferi

Pirus zaferi, askeri ve siyasi literatürde sıkça kullanılan bir kavramdır. Kazandığın anda kaybettiğin zaferi anlatmak için kullanılmaktadır. Pirus zaferi, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zafer. Kazanan tarafın başka bir zafer kazanamayacak kadar fazla yıprandığı imasını taşır.

 

İtalyan Yunanlılar, Barbarları (Romalılar), yarımadanın güneylerinden uzak tutmak gerektiğine inandılar. Adriyatik Denizi’nin karşısında bugünkü Arnavutluk-Makedonya hattında kurulu Yunan hükümdarlığı Epir’in şan şeref düşkünü kralı Pirus’tan(Pyrrhus) yardım istediler. Yarım adanın lideri olmaya çok hevesli Pirus, bu daveti büyük hevesle kabul etti ve bir çok fil ve 25 bin askerden oluşan ordusuyla İtalya’nın güney ucuna geldi. Makedon imparatoru büyük İskender'in uzaktan akrabası Yunan Epir kralı Pirus, MÖ 280'li yıllarda İtalya'ya fethe gitti. Böylece Pirus’un ordusuyla Romalılar arasında MÖ 280 – 275 yılları arasında 5 yıl sürecek Pirus Savaşları başladı.

 

Pirus, gözü karalığı ve savaş yeteneğiyle Romalıları önce Heraklia savaşında yendi. Zafere rağmen kendisi de oldukça fazla askerini kaybetti. Ancak, hesapta olmayan bir şey oldu. Romalılar yenilmelerine rağmen çok inatçı ve dirençli çıktı. Romalılar, topraklarını büyük bir özveriyle savundu.Üstelik, yarım adanın güneyindeki İtalik’ler de Pirus’un hesapladığı gibi ona değil, Romalılara katıldı. Dahası Romalılarda Pirus’un sahip olmadığı kadar insan kaynağı vardı. Kayıplarını anında telafi edebiliyorlardı. Ne pahasına olursa olsun zafer kazanmak isteyen Pirus, geri çekilmedi.

 

Küçük çaplı çatışmalardan sonra iki ordu arasındaki ikinci büyük savaş Askulum’da meydana geldi. Pirus’un ordusunda o zamanın en etkili askeri gücü olan filler vardı. Romalılar ise daha çok kalabalık bir gerilla ordusu gibiydi. Romalılar, Pirus’un asıl gücü görünen unsurları yanı filleri hedef aldılar. Attıkları kızgın oklar ve uzun mızraklarıyla filleri kızdırıp  panikletmeyi başardılar. Dev cüsseli hayvanlar etraflarındaki herkesi ezmeye başlayınca Pirus da büyük kayıp verdi. Zor bela da olsa Romalıları püskürtmeyi başardı. Çok kanlı geçen, iki tarafın da büyük kayıplar verdiği savaşlardan Pirus galip çıktı. Bazı kaynaklara göre Pirus, önemsiz zaferler için ordusunun neredeyse tamamını heba etmiştir. iddiaya göre Pirus, tanrım bana bir daha böyle zafer verme dedirtmiştir. O zamandan bu yana sahte zaferleri, yenenin de aslında yenilmeye mahkum olduğu galibiyetleri anlatmak için Pirus zaferi kavramı kullanılır. İşte bu sözden dolayı, nihai getirisi, kazanma yolunda ödenen bedeli karşılamayan zaferlere siyasi ve tarihi literatürde Pirus Zaferi deniyor. Meydanda zafer gözükür ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bir hezimettir.

 

Hiç beklemediği kadar güçsüz kalan Pirus, Roma’ya ateşkes ve uzlaşma teklif etti. Ama Roma bu teklifi, sadece Pirus’un Yarımada’yı terkedip evine dönmesi şartıyla kabul edeceğini bildirdi. Pirus için çatışmadaki mevcut tabloyu değiştirebilecek tek bir güç kalmıştı. Dönemin süper gücü Kartaca’ya destek talebinde bulundu. Ancak Yunanlıları daha büyük tehdit gören Kartacalılar Romalılarla ittifakı tercih ettiler ve istediği desteği vermediler.   Bütün yarım adanın lideri olmayı hayal eden Pirus daha fazla dayanamadı ve yarım adanın güneyini de Romalılara bırakarak kalan az sayıda askeriyle Epir’e geri döndü. MÖ 272’de Argos’ta bir sokak kavgasında bir kadının kafasına attığı taşla öldü. Bu, antik çağın yenilmesi imkansız savaş gücü olarak görülen Yunan ordusu efsanesinin sonu oldu. Romalılar ise 264’te son Etrüsk şehri Volsinii’yi de ele geçirerek yarım adanın tek hakimi haline geldiler.

 

Roma, Pirus karşısında zaferi nasıl kazandığını unutmadı. Pirus’tan birkaç on yıl sonra Roma’yı yok etmeye gelecek Kartaca karşısında da bu zaferin öğrettiklerini hatırlayacaklardı. Romanın inatçılık, disiplin ve azmini, Kartacalılar bütün Akdeniz uygarlıkları da not etmişti. Çünkü o dönemde ‘sivil’ güçler arasındaki savaşlarda taraflar arasında bir kaç kılıç çatışması yaşandıktan sonra çok fazla insan ölmeden bir taraf pes ediyordu. Helenler arasındaki savaşlar da savaştan çok ‘düello’ veya gösteri gibiydi. Fakat Roma böyle değildi. Roma’nın lugatında pes etmek yoktu. Ve Helenlerden farklı olarak Roma’da genç, yaşlı, kadın herkes askerdi ve kendini feda etmeye hazırdı.

 

Şöhret olma arzusu

Şöhret olma arzusunun özünde; İyi muamele görmeye duyulan özlem yatar. Her türlü ikincil dürtü; para, lüks, cinsellik ya da iktidar isteği tatmin edilebilir; ama şöhret arzusunu asıl tetikleyen saygı görme isteğidir. Aşağılanma duygusunu asla yabana atmayınız. Sırf görmezden gelinmenin, hor görülmenin, bir köşede yalnız bırakılmanın, sıranın sonuna konmanın ya da birkaç hafta sonra yeniden aramanızın söylenmesinin neden olduğu keskin acı yüzünden de can havliyle ünlü olmayı arzuluyor olabilirsiniz. Şiddetle şöhret olmak.

 

 

 

1.8.       Sağlıksız iletişim

 

Sağlıksız iletişimin en temel özelliği, dinlemenin ortadan kalkmasıdır. Şikayet ve dedikodunun kalitsizleştirdiği insanlar neyin peşindeler? Unutulmaması gereken bakış açısını değiştirmek ve  karşındakinin yerine kendini koyabilmek çözümsüz gibi görünen problemleri bile çözer. Nitelikli insan iradesine hakim olandır. Kararsızlık ve cesaretsizlik insanı geri bırakır. Bu nedenle sorunun değil, çözümün parçası olmak ve hayata ve her şeye özgün, orijinal, farklı bakış açısıyla yaklaşabilmeliyiz.

 

Yok sayma ile başlayan ve süreç içerisinde yok etmeye dönüşen davranış, fiziksel olarak algılanmaz. Gizli rekabetin yoğun olduğu günümüz dünyasında, psikolojik baskı uygulayarak, yok etmeye dönüşen hatalı davranış örnekleri sıkça görülmeye başlanılmıştır. Çözülemeyen problemler, sağlıksız iletişim ve ayrımcılık gibi olumsuzluklar süreç içerisinde kişide duygusal yönden sapmalar oluşturmaktadır.

 

Yok sayma ile başlayıp yok etmeye dönüşen davranışların temel özelliği karşısındakini ortadan kaldırmak için yapacağı etik olmayan her türlü davranışı birer hak olarak kendinde görmeye başlamasıdır. Hatalı davranışlar analiz edildiğinde, rakip görülen ya da istenmeyen kişilik psikolojik baskı altına alınır. Menfi propaganda yapılır, komplo teorileri üretirler. Bğ türden hatalı davranışlarısergileyenler zaafların, eksiklerin ve alışkanlıkların esiri olduklarından etik olmayan oyunlar oynar. Daima odaklı bir pencereden bakan ve daima karşı tarafı suçlayan davranış bozukluklarına sahip birey ya da kitlenin zihinsel yetilere ait belleği ele geçirmenin çok kolay olduğu gözükmektedir.

 

Duygusal yönden saplantılı kişi her söyleneni kendilerine yönelmiş bir saldırı sayar, hemen karşı saldırıya geçer. Yanlış iletişim davranışları karşıdaki kişide baskı ve suçluluk duyguları uyandırır. Kişiler kendilerini anlaşılmamış hissetmeleri durumunda savunmaya geçerler, sinirlenirler veya öfkeli cevaplar verirler. Anlaşılmadan teselli edilen kişide küçümsenme duygusu oluşur.

 

Ön yargılar, eleştiriye kapalı olunması ve karşı tarafın yargılayıcı tutumu tepki vermenizi şiddetlendirebilir. Kontrol edilmeyen öfke ve olumsuz duygular, çoğunlukla karşısındakini yanlış anlar ve kendini güç durumda bırakacak tepkiler verir. Yargılayıcı, eleştirici ve tartışmacı bir tutum, karşılaşılanı savunucu olmaya yöneltir ve öfkelendirir.

 

Çoğu zaman haklı olduğunuzu karşı tarafa anlatmaya çalıştıkça, bilinçli olarak kendinizi tartışmalı ve rahatsız edici bir ortamın içerisinden kurtaramazsınız. Herkes ısrar eder. Ortak bir çözüm bulmanın yerini bir savaş hali alır. Hiddet ve küskünlüğün sonunda genellikle haklı görüşler dikkate alınmadan, diğer tarafın kesin isteklerine boyun eğildiği ya da sonuçlanmadan gergin sonlandığı görülür. Her zaman nazik olmak, çözüm yolu değildir. Nazik bir tartışma yolu izleyerek olabilecek zararları önlemeyi ummak, karşı tarafı dost gibi görüp bir anlaşmaya varmak için önerilerde bulunmak, ödün vermek, karşı tarafa güvenmek ve yüzleşmeyi önlemek için gerektiğinde geri çekilmek sizi çok tehlikeli duruma düşürebilir. Belki de her şeyinizi kaybedersiniz.

 

Fikirler, karşınızdakini ikna etme ve yanıtlama üzerine olduğu baskı karşısında karar vermeye çalışmak görüş alanını daraltır. Tartışma sonucunda insanlar kızabilir, üzülebilir, korkabilir, düşmanca hisler edinebilir, kırılabilir ve gücenebilirler. Dünyayı kendi açılarından görenler kendi görüşlerini gerçekler ile karıştırırlar. İnsan problemleri sezgi, heyecan ve iletişim üçgeninde dolaşır. Sezgide karşı tarafın düşündüklerini anlamak, problemi çözmenizde yeterli olmaz. Problem ve farklılık onların düşündükleridir. Durumu karşı tarafın gördüğü açıdan görmeyi becerin. Karşınızdakilerin görüşlerini anlamak onlarla ayni fikirde olmak anlamına gelmez, çelişki alanını daraltmanıza, aynı zamanda kendi çıkarlarınızı geliştirmenize yardım eder.

 

İnsan beden dili yalan söylemez

Beden dili sözel olmayan şekilde iletilmesidir. Düşünce ve duyguların yüz ve bedende dışa vurumudur. İletişim, bir düşüncenin kelime, el, yüz ve beden hareketleri, resimler ve diyagramlar gibi semboller ile ifad edilmesidir. İnsan diliyle çok kolay, bedeniyle ise çok zor yalan söyler. Beden dilini tanımlayan hareketler, kişiliği tanımlayan mesajlar verir. Davranış, konuşma, gülümseme ve vücut dili birbirinden ayrı hareket etmeye başlarsa palyaçoya benzersiniz.

 

Beden dilini kontrol etmeniz, karşı tarafa kendine güvenen bilinçli bir imaj verecektir. Eğer içinizdeki panik duygusu kendisini, ayaklarınızda ve ellerinizde gösterirse, görüşlerinize güven kalmaz. Karşınızda konuşanın güvenini onun yüz hatlarından, bakışından ve hareketlerinden sezersizin.

 

Göz teması iletişimde çok önemlidir. Güçlü insanlar, göz teması kurar. Göz temasıyla ilgimizi, aşkımızı, hoşnutsuzluğumuzu, sıkıntımızı, kibrimizi hatta öfkemizi gösteririz. Kısaca duygularımızı gözlerimizle ifade ederiz. Surat asmaktan sakının, unutmayın kendinizi gergin hissetmeniz karşınızdakini hatası değildir.

 

Eller üzerindeki hiçbir aksesuar ile oynamayın, yüze, saça, ceplere, sıraya, masaya dokunmayın. Sandalyenin arkasına, notlara, konuşma kürsüsünün yanına tutunmayın. Elleriniz vücudun herhangi bir yerini kaşımamalıdır.  Eller vücudun arkasında, ceplerde, bacakta, kolları birbirine kavuşturarak veya üzerlerine oturarak saklanmamalıdır. Elleriniz dinleyicileri işaret etmemelidir.

 

İyi bir konuşmacı dinleyicilerinin önünde pozisyon ve vücudun duruşu ile tamamen görünecek bir şekilde durur. Her zaman, görünmenizi kısıtlayacak bütün engellerin önünde durun. Ayakta durmak size otorite kazandırır; düzgün nefes almanızı, sesinizi kullanmanızı ve daha iyi bir göz teması kurmanızı sağlar. El ve kol hareketleri yapabilmek için daha çok yeriniz olur. Oturmak göz temasınızı azaltır, notlarınıza bakma eğiliminizi artırır, dinleyicileriniz sizi görmeyebilir, sizi masada bulunan malzemelerle oynamaya teşvik eder.

 

Konuşmaya başlamadan endişelerinizi, korkularınızı tanımlayın ve düşüncenizi ona kapamayın.  Bu duygularla biraz zaman geçiriniz. Böyle korkunç deneyim karşısında kendinizi nasıl hissedeceğinizi, ne kadar kötü duruma düşeceğinizi, neler yapabileceğinizi, neler söyleyebileceğinizi, nasıl yaşayabileceğinizi düşündüğünüzde sinirlerinizi kontrol etmekte bir hayli yol almış olacaksınız. Konuşmacının güven duygusuna sahip olması için konuşmasını iyi yapılandırmış olması, konu ile ilgili hazırlık yapmış, görsel araçlarını konuşma taslağını veya bilgi kartlarının iyi hazırlanmış olması gerekir.

 

Konuşurken bir şeyleri saklayanlar genellikle gözlerine, kulaklarına, dudaklarına daha sıkça dokunurlar. Yüzlerini elleriyle örtenler, genelde kendi söylediklerinden emin olmayanlardır. Elleri belinde ayakta duran bir kişi nedensiz de olsa kavga çıkarmaya hazırdır. Karşınızda bacak bacak üstüne atmış biri varsa ve de üstteki bacağını sallıyorsa, bu onun sıkıntıdan ölmek üzere olduğunu gösterir. Derhal espri patlatmaya başlayın. Başını iki elinin arasına alma, gözleri aşağıya doğru bakma da sıkılmanın göstergesidir. Hemen konu değiştirin. Kollarını göğüs hizasında kavuşturmuş kişinin savunmasız halde olduğunu anlayabilirsiniz. Ona kabul ettirmek istediğiniz her ne varsa hemen harekete geçin. Çenesini tutan bir kişi büyük bir olasılıkla kafasında değişik değerlendirmeler yapıyordur. Bu durumda sizi dikkatle dinleyemeyeceğine göre, ona çok önemli meselelerden söz etmeyin. Burna hafif dokunma veya hafifçe ovma; geri çevirme, şüphe, yalan söyleme anlamına gelir. Karşınızda ellerini ovuşturan kişinin sizden bir beklentisi var demektir. Bu beklentiyi tahmin etmeniz pek de zor olmayacaktır. Eğer olumlu cevap veremeyecekseniz ortamdan hemen sıvışın. Otururken hafif kaykılmış, ellerini başının arkasında birleştirmiş, bacak bacak üstüne atmış bir kişi kendine güvendiğini ve karşısındakine üstünlük tasladığını gösterir. Eğer gıcık olduğunuz biriyse zekice sataşmalarla bu özgüveni bir anda ortadan kaldırabilirsiniz. Yana hafif eğilmiş baş anlatılana ilgi gösterildiğini ifade eder. Bu durumu iyi değerlendirin, konuşmanızı sürdürüp ortamın keyfini çıkarın.  Çenesine hafif hafif vuran birinin bir karar verme aşamasında olduğunu anlayabilirsiniz. Hakkınızda hayırlı olmayacaksa onu bu düşüncelerden uzaklaştırmak için dikkat dağıtıcı hareketler yapın.

     

Niyet edilmemiş yüz ve beden ifadelerine ise duygusal ifade adı verilmektedir. İnsanların yüzlerinde aniden korku veya hayret ifadesi belirmesi, duygusal yüz ifadelerine örnektir. Bu tür ifadeler niyet edilmeden yapıldıkları için, sözlü anlatımdan farklıdırlar. Yüzümüzdeki ifade, el ve vücudumuzun duruşu ve göz temasımız sözsüz iletişimde önemli bir yer tutar. Başı “ evet hayır “ anlamında sallamak, kaşları “ hayır” anlamında kaldırmak tıpkı sözlü ifadeler gibi anlam taşır. Karşımızdakinin omzunu tutma, elini sıkma, koluna girme gibi bedensel temaslar da karşımızdakine mesajlar verir. İnsanlar, kendi çevrelerinde mekan kullanma yoluyla iletişimde bulunurlar. Başka insanlara olan uzaklığımızı ayarlayarak, onlara uzak ya da yakın durarak bir takım mesajlar iletiriz. Sevdiklerimize yakın durmayı tercih ederken, daha az samimi olduklarımızla aramızda biraz daha fazla mesafe bulunmasına dikkat eder, hiç tanımadıklarımıza daha uzak dururuz.

 

Ellerin dört temel bölgesi vardır; parmak, avuç içi, kenarı ve üstü. Avuç içini göstermek, dostça, barışçıl bir yaklaşımdır. Avuç kenarı, keskin ve seri ifadeler içerir. Reddetme, kabul etmeme durumunda elin yanı kılıç veya karate darbesi gibi kullanılır. Elin tersi canlılığı gösterir. Bazen saldırgan ve düşmanca olabilir. Her İki El de Başın Arkasında hareketi kendilerine güveni veya bir konuda kendilerini baskın ya da üstün hisseden kişilere özgü bir harekettir. Bu hareketi aynı zamanda her şeyi bilenler kullanır ve çoğu kişi bu hareketi sinir bozucu bulur. Bir konuşma veya görüşmeyi sona erdirme arzusunu gösteren hazır olma hareketleri her iki el de dizlerin üzerinde olarak öne eğilme veya her iki elle de sandalyeyi kavrayarak öne eğilmedir. Bir konuşma sırasında bu hareketlerden biriyle karşılaşmanız durumunda öncülüğü ele alıp konuşmayı sizin bitirmeniz daha akıllıca olabilir.

 

Egemenlik alanında insanlar, kendi çevrelerinde oluşturdukları mesafeler yoluyla da iletişimde bulunurlar. Karşılıklı konuşan kişiler arasındaki mesafe, konuşan kişilerin samimiyet düzeyini gösterir. Sokakta yürürken tanımadığımız birisi, 5cm. kadar yanınıza yaklaşıp size adres sormak isterse, ne yaparsınız? Başkalarıyla aramıza koyduğumuz uzaklık, onlara karşı duygularımızla ilgilidir ve onlarla ilişkilerimiz hakkında bazı şeyler gösterir. Bu uzaklığa egemenlik alanı denir.  Dört ana bölgesi vardır; mahrem, kişisel, sosyal ve genel alan (ortak bölge).  Mahrem alanı sevmek, teselli etmek, korumak ve kutlamak gibi eylemlerde kullanılır. Kazanılmış bir alandır. Genelde bize yakın olma hakkına sahip kişiler girebilir. Duygusal yakınlaşmayı gerektirir. Bazı durumlarda fiziksel yakınlık olmadan, ( asansörde) yakınlaşma zorunlu olur, Bu insanı tedirgin eder. Mahrem alana ancak hak kazananlar girebilir.

 

Kişisel alan genellikle iki arkadaşın konuşurken korudukları mesafedir. Bir kokteylde birbirini tanıyanlar bu mesafeyi korurlar.  Sosyal alan iş hayatında sosyal alanın baş koruyucusu, çalışma masasıdır. Karşılıklı oturan iki kişi arasına yaklaşık 2 metrelik bir mesafeyi koyar. Partideki davetliler, dairesel bir sosyal alan oluştururlar. İnsanların arasındaki mesafe, değişik mesajlar verir.  Genel alan 3 metreden daha fazla bir alanı kapsar. İlgilenmek istemediğimiz yabancılarla aramıza koyduğumuz bir alandır. Lobide asansör bekleyenler, duraktaki insanların aralarına koydukları mesafe buna örnektir.

 

 

1.9.       Haydutlar

Farklı olanı yok etmek için ölümcül aldatmalar ile sinsi ittifakların kurulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ruhların sakatlandığı büyük bir arena!  Yıkılsanız ne kadar mutlu olacak kinlendirilmişler lobisi! Maalesef kötülüğün dayanışması var. Öyle ki, ahlaksızlar bile ahlaktan bahseder oldular! Sahi, lekeli kokuşmuş bu insanlara güven kaldı mı? Yalanın hakim olduğu bu düzende, çuvaldıza ne zaman pisliğe batırılacak?

 

Teknoloji ile birlikte değer üretemez iseniz önce sömürür sonrasında sömürülürsünüz. Sorgulayıp sorgulanmaz iseniz; eleştirip, eleştirilmeye tahammül edemez iseniz; olanlardan hep başkalarını suçlarsınız.

 

Saldırgan çocuklar ekibi kendine biat edecek zümre olarak algılar. Sürekli belirleyici olmak istediğinden, ekip ile çalışma yerine, ayrıcalıklarını kaybetme duygusu ile hırçınlaşıp gerilim başlatırlar.  Eleştirildiğinde hemen konuyu saptırır, ortamı gerer, öfkelenir ve çatışır.  Toplantıda kendi dışında hiç kimsenin konuşmasına izin vermez, sürekli konuşur, diğerlerinin sözünü keser. “Sakın bir daha yapma, ben istedim olacak, seni son defa uyarıyorum, bu konuda konuşma, kurallarıma uyacaksınız, benden daha iyimi bileceksin, sen yanlış biliyorsun” cümlelerini çok sık kullanır.

 

 

İnsan bir tehlikeyle karşılaştığı zaman iki davranış kalıbından birini seçer ya kaçar yada savaşır. Savaşmak zorunda kaldığı zaman doğal olarak saldıracaktır. Yani şiddetin kökeninde yer alan saldırganlık davranışının insanın hayatta kalmasına yarayan kesin bir fonksiyonu vardır. Bir amaca hizmet eden saldırganlık davranışının, sosyal kaidelerin geliştiği, kişinin güvenliğini sağlayacak toplumsal yapılanmanın arttığı  günümüzde eskiye oranla gerekliliği azalsa da, kişinin hangi durumda kendisine zarar gelebileceğini öngörüde bulunması gerekir.

 

Saldırganlık, öfke ve düşmanlığın kışkırttıldığı bir eylemdir. Duygusala saldırı, sosyal kabadayılık yapılmasıdır. Psikolojik şiddet ile uzun süreli sistematik baskı uygulanarak  yılgınlık ve  çöküntü hedeflenir.

 

İnsanın doğuştan saldırgan olmadığı, saldırganlığın toplumsallaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığı tezinde bireyi saldırganlığa iten güçlerin içsel olmaktan çok dışsal olduğu savunulmaktadır. Kişinin çevre ile karşılıklı etkileşimi, davranış değişikliği oluşturmada önemli birer etkendir. Böylece çevre hem davranışı şekillendirir, hem de davranışlardan  etkilenir. Deneyimler, saldırganlığın ne zaman, hangi durumlarda ve ne sıklıkla ortaya çıkacağını belirler. Çocukların model olarak aldıkları anne ve babalarının davranışlarından etkilendiği gibi dış çevreden edindikleri saldırgan modellere de özenir ve saldırgan davranışlarda bulunur. Oysa saldırganlığı içgüdüyle açıklayan görüşler saldırganlığı kaçınılmaz ve genetik olarak programlanmış bir davranış olarak görme eğilimindedirler.

 

Saldırganlığın nedenini açıklayan bir diğer kuram ise saldırganlık hali her zaman bir engellenme sonucu ortaya çıkar. Engellenme genellikle öfke olarak nitelendirilen duygusal bir tepkiye yol açmaktadır.  

 

Saldırgan davranışın ödüllendirilmesi ya da görmezden gelinmesi halinde de pekiştirme yoluyla bu tür davranışların artma olasılığı artar. Bu yaklaşıma göre birey saldırgan davrandığında diğer kişilerin ona istedikleri şeyi vereceklerini anlarsa, saldırgan davranma eğilimli oluşur. Kişi istediği şeyi elde etmede başarılı bir yöntem olarak saldırgan davranır. Öfke ve saldırganlığı kontrol edemeyen ve bunu sağlıksız şekilde ifade eden ana ve babasını gözetleyenler, sözle saldırmayı ve katı bir şekilde eleştirmeyi öğrenir.

 

Kısıtlayıcı ve özgürlük tanımayan, düşüncelerin empoze edildiği, birey adına kararlar alınıp uygulamaya çalışıldığında katı tutumlarının isyankarlığa ve saldırganlığa neden olduğu görülmektedir.

 

Sorgulama yapıldığında ya da farkındalık oluştuğunda karşı tarafın saldıganlıştığı gözlemlenir. Sürekli kavganın, kargaşanın hakim olduğu; kimsenin kimseyi dinlemediği; bir ortamda, herkese sen haklısın, bak sen haklı değilsin cümlesi ile başlayan ortam suistimal edilir. Ortak bir anlayış ve davranış geliştirmeyenler; saldırganlaşır ve bağırarak konuşmaya başlar.

 

Saldırganlıklarını hiçbir zaman denetim altına alamayanların özgür kalmalarına izin verilmeyecektir. Bu davranışın kişiliğin kalıbı olduğu birileri tarafından fark edilirse  sonuç daha da kötü olabilir. Dolayısıyla önemli olan saldırmamayı değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada ise düşmanca saldırganlığın ve toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir. Bu yapılmaz ise saldırganlık lince dönüşebilir. Beyin kontrolünde saldırganlığın kullanılması ön plandadır. Nefret duygusunu aşılamak, hasta kişiliği önemli kılar.

 

Sürekli saldırıya uğrama tehdidi altında yaşadıklarını düşünenler, nasıl olsa saldıracaklar, önce ben saldırayım duygusu ile doğrudan saldırıya geçerek önleyici saldırganlık davranışı sergilerler. Eziklik, yalnızlık ve dışlanmışlık duygusu ile beslenip geliştiklerinden yapıcı ve naif görünseler de her eleştiriyi kişisel saldırı olarak algılar ve eleştirenlere saldırıya geçerler. Birey ya da kitle önleyici saldırgan davranış sergiliyor ise sinirlendiğinde her şeyi ve herkesi yok sayar. “İnsanlar eninde sonunda sanıldıkları kişiliğe dönüşür” der Sezar. Şiddete yönelik saldırgan yapıdaki insanların acımasız görünmekle birlikte esas anlamıyla aşırı duygusal yapıdadırlar. Saldırganlık güdüsünü besleyen açgözlülük ve sahiplenme duygularıdır. İhanet ve yabancılaşma duygularının saldırıya dönüşmesi değerlerin önemsenmemesinden kaynaklanır. Duygu yönetiminde beş hata felaket getirir: “Dikkatsiz cesaret yok olmaya, korkaklık düşmana esir düşmeye, acelecilik kışkırtılmaya, aşırı düşkünlük ise endişe ve tereddüde götürür.” “Düşmanı bildiğiniz kadar kendinizi de biliyorsanız, zafer konusunda şüpheniz olmasın” der Sun Tzu.

 

Saldırgan davranışlar:

·         Düşmanlık ifadeleri: sözlü saldırılar, olumsuz jestler ve yüz ifadeleri

·         Engelleme: işini engelleme, bilgi ve kaynakların saklanması, başarısız gösterme

·         Şiddet davranışları: fiziksel saldırı, hırsızlık, başkasının malına zarar veren davranış ve cinayet

·         Yaşama, var olma ve varlığını sürdürme ortamının yok edilmesi

 

Saldırılara karşı geliştirilen tepkiler:

·         İntikam,

·         Hiçbir tepki vermeme,

·         Kişisel meydan okuma,

·         Kin ve düşmanlık besleme,

·         Uzlaşma sağlama ve affetme.

 

İnsanların kendilerine yönelik bir saldırıya nasıl karşılık verecekleri, saldırının mağdur tarafından algılandığı ilk anda belirlenen bir durumdur. Çünkü saldırının altında yatan kötü niyet, hırs, düşmanlık gibi nedenlerin bilinmesi mağdurun saldırgana vereceği tepki üzerinde etkilidir. Mağdur saldırının kötü niyetli ve bilinçli olarak yapıldığını anlaması, saldırganın sahip olduğu kötü düşüncelerin bir kanıtı olarak algılanmakta ve saldırının ciddiyetini mağdur gözünde arttırmaktadır. Bu tür durumlarda mağdurun daha fazla tepki göstermesi beklenmektedir.

 

Haksız bir davranışa maruz kalan mağdur intikam alma niyeti gibi olumsuz davranışlara yönelebilmektedir. Çünkü intikam duygularla ilgilidir. İntikam niyetinin motivasyon kaynakları çoğunlukla kızgınlık ya da düşmanlık gibi duygulardır. Mağdurun saldırganı affetmesi ya da ondan intikam almayı istemesi kararları kişisel özellikler sonucu şekillenmektedir. Mağdurun intikam alabilecek örgütsel desteğe sahip olması ya da saldırganın örgüt yönetimi tarafından cezalandırılmayacağını ve örgütte adaletin sağlanmayacağını düşünmesi gibi durumlarda intikam alma niyetinde olacağını öne sürmektedir. Çünkü mağdurlar temelde saldırganın davranışından dolayı cezalandırılmasını ve böylece adaletin sağlanmasını istemektedir. Adaletin sağlanması durumunda ise genellikle intikam alma niyetinde azalma görülmektedir. Diğer bir deyişle; mağdur örgütteki kural ve düzen anlayışının adil ve etkili olduğunu düşündüğünde intikam alma niyeti azalmaktadır. Mağdur saldırgana oranla örgütte daha fazla güce sahipse intikam alma isteği artmaktadır. Çünkü gücü elinde bulunduran taraf, diğer tarafın karşı saldırısından korkmayacaktır.

 

Kendilerine  kötü  muamelelerde  bulunanlara  karşı  geliştirmiş  oldukları yoğun  kızgınlık,  nefret,  düşmanlık,  saldırganlık ve  benzeri  olumsuz  duygulanımlarını  denetim altına almakta zorlanabilirler. Böyle bir durumun yaratabileceği  intikam  alma,  ‘göze göz, dişe diş’ anlayışı içinde zarar gördüklerine  zarar  vererek bedel  ödetmek  isteyebilirler. Böyle akıl dışı davranışlara yönelmiş  olmanın  kendi  ruh  sağlıkları  için  de yıkıcı sonuçlara yol açabilecek bir tehdit oluşturur. Oysa intikam duygusu  bireylerin  ruh  sağlıklarını  olumsuz  biçimde etkileyebilmekte, ruhsal iyi   olma durumlarını engelleyebilmekte, yaşam doyumlarını düşürebilmektedir. İntikam duygularına kapılan bireyler, travma sonrası stres bozukluğu belirtilerini gidermekte zorlanabilmektedirler.

 

Linç:

Suçlusu belli olmayan linç, kontrol edilemeyen tepkinin şiddete dönüşmesidir. Linç pusuda bekleyenler için kaçınılmaz fırsatlar sunar. Tahammül edilemeyen kimliklere karşı ciddi bir boşalım ve haz duygusu verir. Linç kültüründe en önemli kriter; birey yok, sürü var.Linç önceden psikolojik olarak hazırlanır, koşullandırılır, ortam müsait olduğunda da saldırıya geçilmesi için tahrik edilir. Linç aslında korkanların benimsediği bir yöntemdir. Ötekinden korkan, baş edemeyince onu ortadan kaldırmak ister. Din, bilgiden çok inanca ağırlık verdiği için, linç kültürünün gelişmesinde olumsuz bir rol oynayabilir. Karşılıklı nefreti körükleyip, öfkeyi kabartıp ardından pusuda bekleyenler, komplo teorileri üretenler birer beyin avcılarıdır. Sanal dünyada İfşa ve linç kültürü tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Empati ve saygının olmadığı yerde kin ve intikam duygusu yeşerir.

 

Nefret duygusu:

Bireylerin  empatik  olmayan düşüncelerle, saldırgan ve antisosyal davranışlara  eğilim  göstermelerinin,  intikam  alma davranışlara  yönelmelerini  kolaylaştırabileceği belirtilmiştir. Benzer şekilde nevrotik bireylerin kolayca öfkelenebilmeleri, kaygılanabilmeleri ve dürtüsel  davranabilmelerinden  dolayı intikam almaya daha eğilimli olabilecekleri düşünülmektedir.. Nefret duygusunu körükleyen etkenler:

·         Kıskançlık

·         Beslenen düşmanlık

·         Histeri özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı. Histerik hasta, kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan habersizdir.

·         Belirsizlik karşısında tehdit algısı ile tetiklenen korku, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır.

·         Şüphe veya kuşku, bir insanın, bir olay karşısında duyduğu emin olamama duygusu veya güvensizlik duygusudur.

 

Duygu yönetimi; kimin hangi noktasına vurursan daha fazla verim alabileceğini çok iyi bilmektir. İnsanların hangi türden duygularla yönlendirileceğini anlamak bu gücü kullanmayı arzulayanlar kadar bu güçten kaçınmak isteyenlere de büyük yarar sağlamaktır. “Savaşa yalnız güvendiğim adamlarla girerim” diyen, Sun Tzu’nun şu sözü özet gibi; “Askerlerinizi çocuklarınız gibi görürseniz sizi en derin vadilerde bile takip edeceklerdir. Onları biricik evlatlarınız gibi seyrederseniz de ölüme giderken bile yanınızda olacaklardır” der. Akıllı bir düşman tarafından kullanılacak zaaflar; ölüm için aşırı istekli olmak, yaşamak için aşırı istekli olmak, aşırı öfke ve aşırı duygusallıktır. Öfkeli, aç gözlü, kızgın ve öç alma peşinde olanlar her zaman kaybetmeye mahkumdurlar.

 

 

 

 

 

2.                                 Güdülme

Bir senaryo kurgulayalım: Öylesine bir oyun hazırlamalıyım ki, bu oyunda yapılması istenen her rol sizin için biçilmiş kaftan  olsun. Rol alıp oyununuzu  oynamaya başladığınızda zevkten dört köşesiniz. Oyunun temel felsefesi, size kötülüğü dokunduğuna inandığınız ya da inandırıldığınız düşmanları yok ediyorsunuz. İntikam alıyorsunuz; tüm hayalleriniz gerçekleşiyor. Mutluluklar yaşarken, birden bire oyunun   bittiğinifark ediyorsunuz. Birde gerçekle yüzleşme zamanı; yalnızsınız ve uçurumun ortasındasınız. İşte bu oyunun adı güdülmedir. Sizi kendinize yok ettirmeyi planlıyorum.

 

Zaaflarınız, tutku haline gelmiş alışkanlıklarınız ve tepkilerin çok iyi biliniyorsa, yönlendirilirsiniz. Aslında tuzağa düşürülürsünüz, farkında değilsiniz, hatta zafer kazandığınız için sevinirsiniz. Yapılmasını çok istediğiniz şeyi yaptığınızda ise kendi sonunuzu getirmiş olursunuz.

 

İnsanoğlunun davranışı, panik halinde, çok kolay manipüle edilebilmektedir. Eğer bilinçlenmiş ve sorgulama kültürü geliştirmiş ise, felaketlerden hemen sonra zarar analizi yapıp hayatta kalabilmek için işbirlikçi davranış geliştirebildiği görülmektedir.

 

Bir koyun sürüsü uçurumun kenarında otlarken sürü içerisinden bir koyun aniden koşmaya başlarsa, sürü anında hareketlenir. Sürü koyunun peşinden koşuşturur. Koyun kendini uçurumdan aşağıya bıraktığında; ardı sıra yüzlerce koyun hiç duraksamadan kendilerini aşağıya bırakır.

 

İnsanları düşünün, birer balık olarak. Sürü halinde dolaşan balıklar da vardır. Yem olmamak için birlikte devası bir güç olarak hareket ederler.  Kitlenin düşündüğü ortak fikir, vardığı ortak yargı ‘akıl birliği’ sonucu mu yoksa?

 

Kalabalıkların kontrol metotları, halk üzerinde denenir ve onların psikolojik tavırları tespit edilir. Geliştirilen propaganda kampanyaları ile halkı hedefe karşı savaşa hazırlanır.

 

Halkın, sosyalleşmesinden ve katılımçı işbirliktelikler geliştirmesinden rahatsız olanalar toplumu tepkisiz, uyuşuk, kolay güdülür bir hâle getirmek isterler. İlginçtir ki, terör ve olağanüstü durum bahaneleriyle var olan birçok özgürlük, demokratik hak kaldırılır. Bir yandan hayali düşmanlar yaratılıp dünya hâkimiyeti için harpler çıkarılırken, bir yandan da kitleler korkutulup ellerinden demokratik hakları ve özgürlükleri alınıyor.

 

Beyinlerimizi yönetmek ve düşünme gücünden bizi mahrum etmek isteyenlere  izin vermesek bunu yapabilir mi?  Tuzak olarak nitelendirilen sosyal medyada sosyalleşirken beynimize uzatılan eğlenceli silahın kontrolü altında mıyız?

 

Çelişkiler içeren yasalara, ilkelere ve uygulamalara dikkat edilmesi gerekir.  Sistemin işleyişinde müdahaleci ve belirleyici olmak isteyenler suçu önlemek, yanlışlara müdahale etmek ve engellemek için gereken önlemleri ve cezaları yazılı veya sözlü olarak yönetmenliklere ve yasalara yerleştirilirler. Görünüşte hiçbir yanlış ya da hata gözükmediği gibi her şey çok açıktır. Sistemin sağlıklı işlemesinde hata yapanlar ya da kurallara uymayanlar cezalandırılacaktır. Karışıklık çıktığında, mevcut kurallar, yöntemler ve yasalar sistemin işleyiş dişlileri arasına girerek takoza dönüşür, sistemin çalışmasını durdurur, problemlerin çözülmesine engel olur. Sistemin işletilmesinden sorumlu olanlar hep bir ağızdan takozların çıkarılmasına izin vermezlerse kısır döngü başlar. Sorgulandığında; üst makam ya da yasalar böyle istiyor, siz denileni yapacaksınız, kurallara uyacaksınız cümleleri ile karşınızdakinin sizde oluşturduğu stresten nasıl zevk aldığını iliklerinize kadar hissedersiniz. En kötüsü de kısır döngü başladığında, bu takozların birer psikopat kılıklı yönetici olarak karşımıza çıkmasıdır; bu durumda problemin çözülmesi kesinlikle mümkün değildir. Sisteme kuş bakışı bakıldığında, takoz oradan çıkarılırsa bile tüm süreçlerde sıralı devreye girecek diğer takozların belirli bir kurallar sin sile sinde birbirleri ile ilintili ve iletişim içerisinde olduğu, işleyişi durdurmak için bekledikleri görülecektir. Diğer taraftan, bu takozlar sistemin alt yapısında gizli dehlizler ve tüneller oluşturur. Takoza dişlilerin arasına sıkıştıranlar, belirlenmiş zümreler için problemleri çözecek alt yapıyı da oluştururlar. Takozlar yerlerinden sökülüp atılmaz ise gizli dehlizler ve tüneller sistemi çökertecektir.

 

İnsan olayları, kimi zaman hiçbir şüpheye kapılmadan doğrudan kabul eder, kimi zaman ise oldukça şüpheli bir şekilde kabul eder. Olaylara şüphe ile yaklaşanlar bazı gizli veya yarı gizli güç odakları, istihbarat servisleri veya süper güçlerin izahı güç olayları organize ettikleri ya da sebep olduklarına inanırlar. Komplo teorileri diye adlandırılan bu izahatlar günümüzde son derece yaygındır. Bu tür yayınlara gösterilen ilgi görsel ve yazılı medyanın desteğiyle çok geniş bir kesimde itibar görmekte adeta meşruiyet ve inandırıcılık kazanmaktadır. Varsayımın bir komplo teorisi sayılmasının nedenlerinden birisi de gerçeklerin saklandığına dair dedikodu üretilmesidir. Çoğu zaman gerçekler saklanır da. Gerçeğin, sorgulamanın önemsenmesi yerine, doğruluğuna baştan inanılan birtakım ön kabullerin ve inançların öne çıkarılmasıdır. Gerçek olması, ön kabullere uygun ise önemsenir, diğer durumlarda ise göz ardı edilir. Karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan inanılan bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirip, sonra da bu kadar tesadüf biraz fazla! diyerek zekice yorumlar yapmaya analiz, yapanlara analist denir.  İşin kötü tarafı, gerçekliğin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan insanların da, hemen mevcut komplo teorileri içinde bir yere yerleştirilmesidir. Kral çıplak diyenler, başka kralların ajanı, taşeronu, maşası olmakla suçlanırlar.  Zihinsel kalıplar sorgulanarak aşılmaz ise, saygıdeğer bir pozisyonun elde edinilmesi mümkün olmaz.

 

 

 

2.1.       Propaganda ve komplo teorileri

 

Aldatmak ya da bilgiyi çarpıtmak amacıyla yapılan telkinlerin (propaganda) etkisinde kalanlar daima odaklı bir pencereden bakarlar. Etkileme ve yönlendirmeye yönelik davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösterenler ise istenmeyen ortamlarda başkalarının istediğini yapmaya zorlanarak istismar edilirler. Günümüzde propaganda ile eritme potası bir anlamda öğütme değirmenine dönüştürülmüştür.

 

Kitleleri eleştirel düşünce konusunda eğitimsiz bırakıp manipüle etme giderek daha fazla gelişmekte ve karmaşıklaşmaktadır. Propaganda ile gençlere anı yaşama olgusu verilmekte, gelecek vizyonundan yoksun, kendinden başka kimseyi düşünmeyen, dış görünüşe önem veren, politik görüşü olmayan, dinsel ve kültürel inançları önemsemeyen bir gençlik yaratılmaktadır. Eritme potası bir anlamda öğütme değirmenine dönüşmektedir.

 

Asılsız kaynaklara ve gerçekle ilgisi olmayan haberlere dayanan propaganda, korku, şüphe ve tepki döngüsünde, ortalığı karıştırmak için yapılır. Gerçek ile yalanın iç içe geçirilmesi suretiyle yapılan propaganda ise neyin gerçek, neyin yalan olduğunun belirlenmesi zorlaştırılır. Unutulmamalıdır ki psikolojik savaş akla değil, duygulara hitap eder. Duygular, tahrik yoluyla istismar edilerek, kurulu düzen yıpratılmaya çalışılır. Dezenformasyon, kamuoyunu kandırmak amacıyla gerçek gibi gözüken, asılsız ve kışkırtıcı haber veya olaylar dizisidir. Hedefin görmek istediğini yalan haberlerle yanıltmaya yönelik özel operasyonlardır.

 

Asılsız kaynaklar kullanılarak etkili olabilmek için kuvvetli bir disipline sahip, yaratıcılık özelliği olan, taklit ve şaşırtma yeteneği yüksek insanlar kullanılmalıdır. Propagandada net ve kesin bir sonucun alınması için verilen mesajın, kitlelerin içinde bulunduğu atmosfere uyması ve birey veya grupların birbirlerine paralel bir psikolojiye sahip olmaları önemlidir.

 

Propagandaya dayalı aktivitelerin amacı; sistemi korumaya yönelik gerçeklerin gizlenmesi, örtülmesi ve saptırılmasıdır. Sistemi korumak ve devamlılığını sağlamak için propagandaya dayalı tüm aktiviteler süreç içerisinde sonlandırılmalı ve gerçeklere dönülmelidir. Aksi durumda ayrımcılık ve korumacılık kendini gösterir, sistemden memnun olmayanlar ve sistem karşıtlarının güçlenmesini sağlar, paydaşlar ise neyin doğru neyin yanlış olduğunun şaşkınlığı içerisinde, karanlıkta yollarını bulmaya çalışırlar. Memnun olmayan gruplar ve sistem karşıtları süreç içerisinde güçlenerek yasal olmayan zeminde keyfi suç işleme yapısına dönüşebilirler. Duygusal olarak dışlanmışlık hissi yaşayan karşıt gruplar ayrışırlar, paydaşları yanlarına çekebilmek için her türlü oyun oynayarak güçlenmeye çalışırlar. Sistem karşıtları süreç içerisinde sistemden hoşnut olmayanları da yanlarına çekerek sistemde karışıklık oluşturmaya çalışırlar. Karışıklıkta sistemi korumaya çalışanlar ise karşıtlarına ayrımcılık ve baskı uygulayıp, sindirmeye ve cezalandırmaya çalışırlar.

 

Başarılı bir propagandacı, hedef kitlenin temel inançlarını, gereksinimleri, heyecanlarını ve korkularını sezebilen ve bunlar üzerinde oynayabilen kişidir. Propagandada asılsız kaynaklar kullanılarak etkili olabilmek içinse kuvvetli bir disipline sahip, yaratıcılık özelliği olan, taklit ve şaşırtma yeteneği yüksek insanlar kullanılmalıdır. Propagandada net ve kesin bir sonucun alınması için verilen mesajın, kitlelerin içinde bulunduğu atmosfere uyması ve birey veya grupların birbirlerine paralel bir psikolojiye sahip olmaları önemlidir.

 

Uzaktan psikolojik propaganda, etkileşimli yazılı medya, görsel ve işitsel iletişim teknolojileri (Internet, Televizyon, Radyo, Gazete, GSM…) kullanılarak zihni yetilerin kontrolünün ele geçirilmesidir. Tüketicilerin pazarda ürüne yönlendirilmesi ve uzaktan eğitimde kullanıldığı gibi bireyleri ya da kitleye suça yönlendirmek hatta suç işletmek amacı ile de kullanılmaktadır. İnsan zihni yetilerini uzaktan yazılı medya, görsel ve işitsel olarak karşılıklı etkileşimli iletişim teknolojileri ile yönetilmekte, yönlendirilmekte ve değiştirilmektedir. Alışkanlıkların, örflerin, adetlerin ve inançların hangi olaylara nasıl tepki ya da yanıt verdikleri araştırılarak kontrol edilecek hedef kitle ya da birey belirlenir.

 

Bilinmeyen izahı güç olaylar, kimi zaman hiçbir şüpheye kapılmadan doğrudan kabul edilir, kimi zaman ise doğru olsa bile oldukça şüpheyle yaklaşılır. Olaylara şüphe ile yaklaşanlar gizli güç odakları, istihbarat servisleri veya süper güçlerin organize ettiklerine inanırlar. Komplo teorileri günümüzde son derece yaygındır. Türkiye’de bu tür yayınlara gösterilen ilgi görsel ve yazılı medyanın desteğiyle çok geniş bir kesimde itibar görmekte adeta meşruiyet ve inandırıcılık kazanmaktadır. Gerçeği sorgulamanın önemsenmesi yerine, birtakım ön kabuller ve inançlar öne çıkartılır.

 

İşin kötü tarafı, gerçekliğin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan insanların da, hemen mevcut komplo teorileri içinde bir yere yerleştirilir. Kral çıplak diyenler, başka kralların ajanı, taşeronu, maşası olmakla suçlanır. Zihinsel kalıplar sorgulanarak aşılmaz ise, saygıdeğer bir pozisyonun elde edinilmesi mümkün olmaz.

 

 

 

2.2.       Korku ile güdülme

Fikir üretme, sorgulama ve yorum yapma mantığını kilitleyen korkular paranoyaya dönüştürülürse, korku düşündürmez, ne kendine ne de başkasına güven verdirmez. Şüphe artmaya başladığında sadakat yok olmaya başlar. İntikam alma dürtüsü ön plana çıkar. Kitlenin ya da bireyin beynine bilinçaltı korkular yerleşirse, selin önünde kökleri sökülüp, sürüklenen ağaç yığınların oluşturduğu set gibi davranış geliştirilir. Bu şekilde oluşan set arkadan gelen selin baskısına ne kadar dayanır?  Yıkıldığında vereceği tahribatları düşünün.

 

Korku öfkeyi, öfke de tartışmayı çok çabuk çıkmaza sokar veya büsbütün koparır. Karşınızdakilerin öfkelerini ve korkularını tanıyan ve anlayanlar tepkisel patlamaları iyi analiz etmelidir. Tartışma, bir karara ulaşmak için yapılan bir iletişim şeklidir. Karşı taraf sizi, sizde karşı tarafı duymuyorsanız, iletişim kopmuştur. Birinin söylediklerini diğeri ters yorumlayacaktır.

 

Korku bir ruh hâlidir, tedirginlik yaratan, ikide bir gelip giden, bizi yoklayan, dengeleyen... Dikelmek ise korkular önünde yapacak başka bir şey olmaması hâlidir. Her şeyi göze almak değildir, ölüme, tehlikeye meydan okumak değildir. Yeter demektir.                                              

 

Taşkınlığa yönelik korku, bireyin ya da kitlenin beyninde ötekileştirenlerin yabancılaştırılıp düşman haline getirilmesidir. İnandığı ya da inandırıldığı değerler uğruna yaşamını yitirmeyi göze alanların bilincini, başkasına egemen kılma çabasıdır. İnsanı esir alan, mantığını ve aklını kilitleyen, duygusal korkular paranoya oluşturur. Korkan insanın refleksleri ve dikkati bilinçsizce korkuya odaklanır. Korkan insan ne kendine ne başkasına güvenir.

 

Korku ile gücü elinde tutanlar; sistemi korumaya yönelik gerçekleri gizler, örter ve saptırırlar.  Korku tohumlarını beyine yavaş yavaş ekerseniz, yıllar içerisinde hasat inanılmaz olur. Bunu yaparken düşmanlar yaratılır. Yaratılan düşman hep saldırı halindedir; sürekli plan yapar, oyun oynar. Böyle yapılarak toplum duvarları ve dikenli telleri olmayan hapishaneye mahkum edilir. Korku ile insanları yönetenler amacı gücü ellerinde tutmaktır. Toplum yönetenler sınıfsal güç haline gelir, güç toplumla paylaşılmak istenmez. Korkuyla toplum düşmana karşı tetikte kalması sağlanır.

 

Tehlikelerden, tehditlerden bahsedenlerin amacı, birey ya da kitleyi korku manipülasyonları ile yönlendirmek ve onları inandırıp şiddet eylemlerine yönlendirmek için korku manipülasyonları oluşturulur. Bireyi ya da kitleyi harekete geçiren tetikleyici ve zorlayıcı davranışlar duygularından gelir. İnsanların iç dünyalarında çözemedikleri kavram, düşünce ve bilgileri, dışarıdan tetikleyip endişe ve korkular oluşturarak akıl, şuur, adalet, doğruluk, iyilik ve güzellik bağları koparılır. Korkunun giderilmesi, yönetilmesi ve bir şekilde tedavi edilmesi gerekir. Korkuların giderilmesinin ön şartı şiddete dayalı eylemlerin sona erdirilmesi gerekir.

 

 

 

2.3.       Panik

Panik bendini kıran, setin ardında toplanmış suya benzer. Korktuklarında insanlar kontrolsüz hareket ederek ya panikler ya da şoke olurlar. Bu iki davranış bazen sıralı da olabilmektedir. Önce şoke girip sonra hızlıca oradan uzaklaşmak istenebilmektedir.  Panik davranış,  tehlikeli ortamda bilinçsiz bir şekilde hayatta kalabilme mücadelesi verilmesidir. Yanan bir binada panikleyen birisi pencereden dışarı atlarsa diğerlerinin de onu takip ettikleri görülmüştür. Adrenalinin kontrolsüz akışı stres oluşturduğundan anlık tetiklenmek beden ve zihin için sağlıklı değildir. Bu nedenle muhtemel panik oluşturacak ortamlar çok iyi analiz edilmeli ve panik durumlarına karşı tatbikat yaptırılmalıdır.  Panik kaçışta kapıya yönelmeden dolayı kapı önünde yığılma ve tıkanıklıklar oluşacaktır. Bu nedenle dışarıdan kapı önünde sıkışanların çekilip alınması gerekmektedir. Dışarı çıkanların kapı önünde duraksadıkları, tepkisiz kaldıkları, dondukları ve tutukluluk davranışı sergiledikleri görülmektedir. O noktada hareketler yönlendirilmelidir.

 

Manipülasyon şartlandırmadan farklıdır ve psikolojik teknikler kullanarak hedef kişi ya da kitlede davranış veya kanaat değişikliği yaratmayı içermektedir. Korku manipülasyonu paniklemeyi çok hızlı tetiklemektedir. Panik davranış sergileyenlerin, sesi gür çıkanın verdiği komutlara itaat ettikleri görülmektedir. Çünkü sorgulama ve muhakeme yetenekleri geçici olarak ortadan kalkar ve telkine açık hale gelirler. İnsanlar panik durumunda ilk önce canlarını kurtarmaya ve güvenli bir yere erişmeye çalışırlar. Temel güdü, ne pahasına olursa olsun canın kurtarılmasıdır.

 

Panik davranışı, korku oluşturduğundan, korku ağaçların köklerinin topraksız kalması gibidir. Akan sel içerisinde hareket etmeye başlayan ağaçların verecekleri zararlar ve yıkıcı etkisi çok büyük olacaktır. Riskler krize dönüşmeye başladığında insanlar önceden bilgilendirilerek panik davranışının biçimlenmesinin önüne geçilebilir. Panik ortam oluştuğunda insanların çıkışlara nasıl yönlendirileceği önceden belirlenmelidir. Kapalı alanlarda panik durumundan insanları haberdar etmeden tahliye edilmeleri bazı durumlarda gerekli olmaktadır. Bazı insanlarda panik halinde kaçmak yerine sığınmak ya da sevdiklerini kurtarmak için onlara doğru yöneldikleri görülmektedir. Bir davranış biçimi olarak panik halinde insanlar şuursuz ve yıkıcı hareket etmektedirler. Yaradılış özelliklerinden dolayı insanlar hangi kriz ortamlarında hangi davranışı sergileyecekleri benzerlik göstermektedir. Bunlar bilindiğinde gerekli hazırlık yapıldığında birey ya da gruplar kendilerini koruyabilir ya da panikleyenler istenilen şekilde yönlendirilebilir.

 

Renk, ısı, ışık, akustik, gürültü, görünüm gibi ortamdaki ani değişiklikler paniği tetikleyen önemli faktörlerdir. En kritik ortamlar, kargaşa çıktığında, metro, sinema, konser salonu, gece kulüpleri gibi kapalı ya da çevrimsel alanlardır. Molotof kokteyle yangın çıkarılırsa, ne yaparsınız? Kalabalık ortamda kargaşa çıkarsa nasıl davranırsın? Bu gibi sorulara karşı önceden hazırlık yapılması gerekir. Öncelikle bu gibi olayların çıktığında sakin ve soğukkanlı olunması gerektiği konusunda psikolojik olarak hazırlık yapılmalıdır. Psikolojik hazırlık hayata tutunmadır. Hangi ortamda ne tür panik çıkabileceği, panik halinde hayatta kalabilmenin nasıl mümkün olacağı konusunda fikir yürütülmeli, beyin fırtınası yapılmalıdır. Panik halinde birey ya da kitle yüksek sesle komut veren liderini dinler, o ne derse onu yapar. Kriz durumlarında liderler yatıştırıcı rol oynamalıdır. Panik ortamında koşmak kartopu gibi yuvarlanma etkisi yapar. Koşarak yığınlaşan durumlarda panikleyenler hem miktar hem de yıkıcılık yönünden büyüyecekleri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumda kalabalık bölünmelidir. Onların önünde koşanlar bölmeyi yaparken sesli komutlar vermelidir.

 

 

2.4.       Manipülasyon

Sürü psikolojisinde, sürünün hayallerine ve korkularına oynanır. Özellikle korku, şüpheler üzerine yoğunlaşırsa öncüsünün yok oluşunu kitledeki herbir birey kendi ile özleştirir. Öncüye yapılanı kendine sayar. Sorgulama kültürünün olmadığı bir kitle yaratmak, yasaklar ve günahlar ile başlar.

 

Birey ya da kitlenin bilinçsiz hareket eden bir yığının davranış kalıbını görerek, sürü psikolojisi ile davranışlarını kontrol edemez hale getirilmesi ise manipülasyon olarak adlandırılmaktadır. Etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar, davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği göstererek, başkalarının istediğini yapmaya zorlanırlar, savunma boşluklarından yararlanarak istismar edilirler ve istemedikleri ortamlarda kendilerini bulurlar.

 

Finansal manipülasyon ise isteyerek finansal bilgileri yapay şekilde değiştirmek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışlardır. Bankerlere paralarını kaptıranlar, titan zinciri halkasına katılanlar buna iyi birer örnektir.

 

Taşkınlığa yönelik manipülasyon ise öteki kavramını bireyin ya da kitlenin beyninde yabancılaştırılıp düşman haline getirilmesidir. İnandığı ya da inandırıldığı değerler uğruna yaşamını yitirmeyi göze alan birey ya da kitlenin bilinci, başkasına egemen kılma çabasına dönüşür.

 

 

 

2.5.       Provakasyon

Provakasyon,  topluluğun içerisine sızarak, inandırıcı birkaç kelime ile orada bulunanların hassasiyetlerini tahrik ederek gerginliği arttırır ve öfkeyi ateşler. Psikolojik temelli saldırı başlamadan önce kitle ya da bireyin hassasiyetleri ve verdikleri tepki araştırılır. Psikoloji, insan davranışlarının altında yatan nedenleri inceler. Toplumun ya da bireyin önüne konulan roller psikolojik travmaların oluşmasında önemli rol oynamaktadır. İnsanlar kötüyü incelemekten uzak durur, çünkü psikolojik problemlerinin incelenmesi bazı çevrelerce hoş görülmez. Psikolojik saldırının mermisi psikoljik korku, kaygı oluşturma ya da tepki vermeye yönlendirmedir. Sonuç yıkıcıdır. Asimetrik savaş olduğundan, gayri nizami savaş taktiklerinin uygulanması esasına dayanmaktadır. Amaç düşmanı hedef göstermek ve ona karşı nefret yaratmaktır.

 

Psikolojik savaşta propaganda ve bilgi toplama çok güçlü bir silahtır. İletişim ortamında psikolojik savaşta, kitle iletişiminin zihinsel haritasını çıkartmak ve propaganda ile kitleleri harekete geçirme amaçlı bir plan çizmek hedeflenir.

 

“...  tehlike  altında” bu cümle her zaman kitle üzerinde provakasyona yönelik inanılmaz etki bırakır. Söz gelimi, “... tehlike altında” denildiği anda toplum içersinde belirlenmiş bir kitlenin gücünden yararlanmak isteyebilirler. 

 

Bir konuda uzman olan bir kişi sosyal medyada düşüncesini belirtiğinde, onu izleyenler tarafından gönderilen geri dönüşüm bilgisi aynı zamanda bakış açısını analiz etmede kulanılır. Kimlerin olumlu, kimlerin olumsuz tepki verdiği belirlendiğinde, birbirlerini tanımasalar bile, ortak korkuyu, kaygıyı paylaşacaklarından ortak tepki veren kitle de belirlenmiş olur. İnternet ortamındaki kitle iletişim ortamları sosyal yönlendirme aracı olarak ve sosyal çatışmada ise psikolojik saldır silahı olarak görülmektedir. Kitle iknası beyin kontrolü araştırmasının önemli parçası olarak görülmelidir. İnançların, değerlerin ve algıların uyumluluğu kitlenin siyasal kararlarını belirler. Katı ideolojik tutum, farklı toplumların yaşadığı ülkelerde insanları davranışsal stratejiyle kazanma ya da ayrıştırma yollarını keşfetmede kullanılır.

 

Komutanlar savaş kazanma uğruna, kendine inanan savaş gücünü ayakta tutmak ister. Çünkü savaş verdiklerine inanırlar. Savaş ilerledikçe görülür ki; artık komutanlar sadece savaş gücünü ayakta tutmak için değil; sürdürülebilir propaganda içinde çaba sarf etmeye başlarlar. Orduyu sürekli tahrik etmek için kullanılan şok yöntemi travmaya maruz bırakacağından ölümcül tehlike yaratabilir. Psikoloji savaş ilerledikçe insanın dayanma gücünde ve diğer insanlarla ilişkilerinde  sosyal psikoloji önemini hissettirir. Bireyin davranışını incelemeden önce onu tepkisel davranışa iten felsefi düşünce ve ruh halini anlamak çok önemlidir. Psikolojik olarak askerlerin savaşa nasıl hazırlandığının araştırılması, çok önemli bir konudur.

 

Kin, nefret ve şiddet tohumlarını ekmek, uyandırmak, canlandırmak, harekete geçirmek. Şu an dünyada nefret tamamen kontrolden çıkmış durumdadır. İnsanlar, hatta küçük çocukların var olma değerlerine zarar verilmektedir. Kindar olan nesiller yaratılmaya devam edilmektedir.

 

Günümüz dünyasında gücü ele geçirenler, “Kazanan benim ve zaferimi ilan ediyorum. Önce yapamadığım, istediğim herşeyi  yapacağım. Bana bir şey yapamazlar” dediğinde amaç nedir? Kışkırtılarak, tepki gösterilmesini sağlayarak; ağır ve yoğun bir şiddetle kendinden olmayanları sindirmek olabilir mi? Toplumun belirli bir kesiminde bir öfke yaratmak. Ama bu öfke nasıl tezahür eder, toplumsal ayaklanma şeklini alır mı, bunu bilmek zor.

 

Toplum içerisindeki gerilimleri arttırmanın, özellikle kendi taraftarlarını tahkim etmekte iktidardakilerin çok işine yaradığı görülmektedir. Kendi taraftarlarını tahkim etmek amacıyla yapılmış olsa bile kışkırtma, bilinçli bir kışkırtma olur. Tepkisel davranmak yerine, daha akıllı, daha stratejik davranmalıdır. Kavgadan beslenirsen, düşmanlıktan beslenen provokatörleri evine davet edersin.

 

 

 

 

3.                                 Bakış Açısı

Karar vermede, tetikleyici rol oynayan ve bireyin ya da kitlenin bakış açısı paradigma olarak adlandırılmaktadır. Diğer bir anlatımla paradigma; zihinsel belleğin yönettiği algoritmalardan oluşan davranışsal  kestirim programıdır. Davranışsal kestirimlerde kendini gösteren sapmaların nedeni olarak alışkanlıklar, zaaflar, hırslandırmalar ve telkinler sıralanabilir.

 

Zihinsel belleğin yönettiği algoritmaları daha iyi anlayabilmek için bilgisayar işlemcisinin çalışma prensibini incelenmelidir. Bilgisaya işlemcisi, yazılan programa bağlı olarak belleklere ve çevre birimlerine veri yazıp okuyan ve işleyen merkezi işlem birimidir. İşlemci belleğe veri yazıp okurken yazılımın kendisine verdiği komutlara göre davranış sergiler. Bilgisayar sistemlerinde, işletim sistemi olarak adlandırılan bu yazılım bellek yönetim haritasına sahiptir. Bellek yönetim haritasını oluşturan algoritmalar ve matematiksel modellere ilişkin yazılımlar olmadan işlemci bir anlam ifade etmez. İnsanın bakış açısını da benzer biçimde onda düşünsel ve davranışsal değişimleri meydana getiren öğrendiklerinin kayıt edildiği zihinsel belleğe ilişkin matematiksel modeller ve algoritmalar oluşturur.

                                                         

Hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelenler ile onlara verdiğimiz tepki bakış açımız ile ilgilidir.  O halde zihinsel haritanın oluşturduğu bakış açısını anlayabilmek için karşılaşılan olaylara verilen tepkilerin önyargıdan uzak analiz edilmesi gerekir.  

 

Covey: Çözülmeyen sorunlar için zihin haritasının oluşturduğu bakış açısını (paradigma) değiştirmede, “Aynı gerçeğe farklı bakış yargıyı belirler” diye özetler.

 

Einstein bir sözünde: “Karşılaşılan sorunlar, o sorunları meydana getiren düşünce ve davranış düzleminde kalarak çözülemez” der. Sorunların içinde kaybolmak yerine, bakış açısını değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşıldığında çözme şansı da yakalanmış olur. Sorunların başkalarıyla paylaşılma nedenlerinden biri de farklı bir bakış açısında, farklı davranabilme kapısı aralama arayışından kaynaklanmaktadır.

 

On yedinci yüzyılda filozof René Descartes’in; “Bir aklım olduğunu biliyorum ve bir bedenim olduğunu da biliyorum. Ve her ikisinin tamamen birbirlerinden ayrı olduğunu biliyorum. Ben kendi aklımım. Benim bir bedenim var” sözleri ile Descartes, “İnsan belleğinde manevi bir kısım da vardır. Bu kısım Yaradan’ın parçasıdır ve ruhu oluşturur. Ruh bedeni sevk ve idare eder” sözleri, bu yaklaşıma değişik bir katkı sağlamanın yanında, bakış açısını anlatmada çok iyi bir örnektir aynı zamanda.

 

Isaac Newton, bu ayrımı yeni fiziğin temeli olarak almış; zihinsel ya da psikolojik her şeyi evrene ilişkin yeni fiziksel yasaların dışında tutmuştur. Newton’un fiziğinin yol açtığı ve bugün çoğumuzun düşüncesine hâlâ egemen olan “mekanikçi kültür”, Newton makine kategorilerini insanlara ve insan örgütlerine uygular.

 

Sigmund Freud, ruha hükmeden yasa ve dinamikleri araştırmış ve insan davranışının bütünüyle yasalar ve bunların erken yaşlardaki etkileşimleri tarafından belirlendiğinde ısrar etmiştir.

 

Adam Smith, piyasa ekonomisine yol gösteren yasa ve ilkeleri araştırmış ve bunlara dayanarak pazardaki davranışları öngörebileceğimizi ve kontrol edebileceğimizi öne sürmüştür.

 

Karl Marx, kapitalizmin ekonomi politiğinin analizini yaparak kapital ve artı değer oluşumu üzerine tezler geliştirip sosyalizme geçişin kaçınılmaz olduğunu varsaymıştır.

 

Yönetim teorisinde mühendis Frederick Taylor, her örgütün temelinin yasa ve ilkelerle sınırlandığında ısrar etmiş ve örgütlerdeki insanların bu yasalara göre davrandığını savunmuştur. Kısaca, bilgisayar kültürümüzün daha modern dilinde söylersek, her şey programlanmıştır.

 

Yanıt ve tepki analizi yaparken davranışların geçmişe dayalı tecrübeler ile programlanmış olduğunu varsayabiliriz. Yasalar, öngörü, varsayım, kontrol, programlar… Bu kavramlar Newton fiziğin ve “mekanik kültürün” sözlüğünü oluşturan kavramlardır. Ve yine bu kavramlar aynı zamanda Newton fiziği yönetim düşüncesinin de kilit sözcükleridir. Peki, bunlar günümüz dünyasını ne kadar açıklayabilmektedir ya da günümüz örgütlerinin ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabilmektedir? Bu soruya olumlu yanıt vermek zor. O halde ne yapmalıyız? Newton fiziği seri düşünme; mantıksal, akılcı, kurala bağlı düşünmenin bir patlamasıydı. Yüzyılımız kesintisizlik, muğlaklık ve öngörülmeli olmayan sürprizler yüzyılı… Böylesi bir yüzyılda yaratıcı düşünce ancak yeni sesler, yeni diyaloglar, yeni tutkular, yeni tutumlar, yeni perspektifler, yeni deneyimlerle zenginleştiğinde ve çoğulcu, katılımcı bir anlayış benimsendiğinde gelişecektir.

 

Bakış açısındaki çelişkileri ise olgular ve kanılar belirler. Olgu ve kanı birbirinden farklıdır. Olgu, üzerinde ciddi bir tartışma olmayan kesinleşmiş bilgidir. Kanı ise üzerinde bazı tartışmalar olan bilgidir. Öğrenerek anlama, deneyim kazanarak beceri yeteneğini geliştiren bireyin kişiliği; düşünce ve davranışları ile kendini ifade eder. Birey ya da kitle doğruları benimserken ikna olmaya, ikna olabilmek içinde iç ya da dış telkinlere ihtiyaç duyar. Bu nedenle kişinin tepkisel davranışındaki ipuçları, zihinsel belleğin nasıl ele geçirileceğini bize gösterir. Tepkinin nedeni araştırılırken zihinsel belleğin geçmiş deki tecrübeleri ile programlanmış olduğu varsayılır. Birey ya da kitlenin bakış açısını değiştirerek yönlendirmek için bu kişiler ikna ve telkinle isteklendirilir.

 

İşin nasıl yapıldığını öğrenerek beceri kazanan insan beyni, tecrübe kazanarak anlama ve kavramlaştırma yeteneği de geliştirir. Bu öğrenme süreklidir, yaşam devam ettikçe öğrenmede devam edecektir. Nesneleri tanımak ve anlamlandırmak için öğrenen insanoğlu kıyaslama yaparak farklılıkları ve değişiklikleri de bulur.

 

İnsanlar her zaman iç doğruları daha kolay benimser ve korur, dış doğrulara ise şüphe duyar.  İşin nasıl yapıldığını öğrenerek gerçekleştirme yeteneği kazanan birey tecrübe ve deneyim kazanarak anlama ve kavramlaştırma yeteneği de geliştirir. Gördüğü nesneleri tanımak ve anlamlandırmak için kıyaslama yaparak farklılıkları ve değişiklikleri de bulur. Bu öğrenme süreklidir, yaşam devam ettikçe öğrenmede devam eder.  Düşünsel ve davranışsal değişimleri meydana getiren öğrendiklerinin kayıt edildiği zihinsel belleğindekiler bakış açısını oluşturur. O halde bir davranışın nedeni düşüncenin anlamında gizlidir.  Yetilerin uzaktan kontrol edileceği, bakış açısının nasıl değiştirileceğinin ya da yönlendirileceğinin yanıtı, bireyin ya da kitlenin tepkisel davranışlarda gizlidir. Amaç kişinin yaşamı boyunca öğrendiklerinden oluşan zihinsel haritanın başkaları tarafından ele geçirilerek değiştirilmesi ya da yok edilip yenisinin yüklenmesidir. Zihinsel haritayı ele geçirmek için bireyin ya da kitlenin davranışlarının çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Davranışlar analiz edilirken, eldeki veriler çoğu zaman yeterli olmaz. Hatta davranışlar doğru analiz edilmez ise yanlış yargılara da varılır.

 

Uzaktan davranış değiştirme, bakış açısını oluşturan zihinsel haritanın analiz edilip çözülmesi ile mümkündür. Zihinsel algoritmaların nasıl değiştirileceğinin yanıtı, bireyin ya da kitlenin tepkisel davranışında ve alışkanlıklarında gizlenmiş olduğu görülmektedir. Amaç yaşam boyunca öğrenilen ya da genetik olarak aktarılan zihinsel haritayı oluşturan algoritmaların ele geçirilerek değiştirilmesi ya da yok edilip yenisinin yüklenmesidir. Zihinsel harita ele geçirilirken davranışların çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Davranışlar analiz edilirken, eldeki veriler çoğu zaman yeterli olmaz. Hatta davranışlar doğru analiz edilmez ise yanlış yargılara da varılabilir.

 

Bakış açısını belirleyen en kritik özellik önyargılardır. Önyargı çatışan ya da taraf tutan görüştür. Birey ya da kitlenin görüşleri herhangi bir konuya eğilim gösterirken genellikle önyargılı davranır. Önyargıdan kasıt, özel bir bakış açısına ya da ideolojiye meyil eden taraflı bir bakış açısına sahip olmaktır. Taraf tutmak ya da önyargılı olmak demek, kişinin bir iddianın doğruluğunu ya da yanlışlığını kabul etmek için o iddianın geçerliliğinden ve sağlamlığından çok kendi oluşturmuş olduğu fikirlere uyup uymadığını temel almasıdır. Kimin neye niçin inandığını görmek için odaklanmış bakış açısı değerlendirilirken duygudan uzak, hesaplı, analitik gözle inceleme yapılmalıdır.

 

 

 

3.1.       Tepki analizi

Tepki fiziksel ya da sözel olarak karşımız çıkar. Hatırlatmada fayda var, susmak da, vücut dili de bir çeşit tepki vermedir. Bilinçlenmede karşılıklı etkileşim, yani iletişim  çok önemlidir ve kendini dış dünyaya karşı verilen tepki ile belli eder.

 

Bakış açısını değiştirmek için birey ya da kitle, ikna ve telkine açık hale getirilir ve isteklendirmeler vaz geçilmez kılınır. Bakış açısı değiştirilecek kişi ya da kitle ile karşılıklı iletişime geçilmesine gerek yoktur. Düşünce, beyninde durup dururken doğru hale gelmez, uyarılar belirleyici unsurdur. 

 

Uzaktan beyne erişim için en çok olta atma yöntemi uygulanmaktadır; mesaj hazırlanır, ortama bırakılır; mesajı alıp ikna olacak zihinsel haritaya sahip bir balık ya da balık sürüsü bir yerlerde kesin vardır. İletilen tetikleme mesajının karşılığı ise tepkidir. İnternet üzerinden intihara yönlendirme, cinayet işletme, çocuk istismarları, medya yayınları üzerinden kışkırtma, ürün karalama suçları gibi etkileşimli iletişim teknolojileri üzerinden suça yönlendiren insanların sayısında artış gözükmektedir.

 

Ön yargı, şüphe, korku, ego istekleri, ahlaki değerler ve vicdan-i duygular gibi etkenler tepkisel davranış değişikliğinde önemli rol oynar. İnsanın ruh halinin yansıması olan tepki vermede iç ve dış faktörler etkindir. İç veya dış dünyadan gelen tetiklemeler ve tesirler irade ve aklı ile yönetilmeli; ölçülmeli, sorgulanmalı ve kıyaslanmalıdır. Bilinçlenme geliştirilmez ise, üretim yok ise beyin zamanla ölçmeyi unutur, sorgulamaz ve kıyaslamaz. Yok olan empati, yok olan dinleme ve yok olan sorun çözme bilinçlenmeyi de yok eder.

 

Bakış açısı değiştirilecek hedef kitle ya da birey belirlenirken alışkanlıklar, örfler, adetler ve inançlar hangi olaylara nasıl tepki ya da yanıt verdikleri araştırılarak bulunur. Tepkisel davranışların hangi düşünceden kaynaklandığı, nelere tepki verdiği belirlendiği anda bireyin ya da kitlenin kontrolü ele geçirmek için gerekli ipuçları da elde edilmiş olur. Söz gelimi, tahrik yoluyla strese girdiğinizde ya da sinirlendiğinizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu tartmadan, doğrudan tepki verebilirsiniz; o anda sizin gibi olduğunu düşündüğünüz birileri sizi bekliyorsa,  sorgulamadan saflarında ve kontrolünde etrafa saldırıp, zarar verirseniz,  ölüp ya da öldürürseniz; sahip olduğunuz beyin birilerinin eline geçti demektir.

 

Tepkisel davranışların hangi düşünceden kaynaklandığını bulmak, zihinsel yetiyi kontrolü elde etmede yeterli olduğu gözükmektedir. Çünkü tepkinin nedeni belirlendiği anda kontrolü ele geçirmek için gerekli ipuçları da elde edilmiş demektir. Bir düşünce, kafamızda dururken doğru olamaz, tepkiler yüzünden doğru hale gelir. Beyin kontrolünü ele geçirmek için öncelik ikna ve telkin edilmeye yatkın kişilik özelliği taşıyanların bulunmasıdır. Kendi iradeleri dışında birey ya da kitleyi ikna ve telkin etmek için beyin yıkama seansları, kimyasallar, ilaçlar, elektromanyetik dalgalar ve hipnoz gibi yöntemler kullanılmaktadır.

 

Birey ya da kitlenin tepkisel davranışlarının, uzaktan ikna ve telkin mesajları ile değiştirilip yönlendirmede kullanılacak meyilli (yatkın) birey ya da kitle aranırken aşağıdaki sorulara yanıt aranır;

·         Bilinçsiz hareket eden bir yığının davranış kalıbını görerek, sürü psikolojisi ile davranışlarını kontrol edemez hale nasıl gelirler?

·         Hangi düşünce ve davranışa kontrolsüz tepki verirler?

·         Savunma boşlukları nelerdir?

·         Zihinsel yetiyi ele geçirmeyi zorlayan faktörler ve bu faktörlerin etkisini ortadan kaldıracak ortam ve yöntemler nelerdir?

·         Zaaflar, kompleksler, alışkanlıklar, örfler, adetler, inançlar, radikal ve keskin düşünceler hangi durumlarda nasıl tepkisel davranışa dönüştüğü araştırılır.

 

İkna ve telkin mesajlarını alıp denileni sorgulamadan yapacak birey ya da kitle bulunduğunda iletişim kurulacak kanalın doğrulanması için kontrollü eyleme geçirilip durdurularak test edilir. Transfer edilen mesajlarının beyinde unutulmaması için mesajlar sürekli tekrarlanarak beyinde iz bırakılması sağlanır. Aktif hale ya da eyleme geçirecek ikna ve telkine ilişkin komut mesaj beyne transfer edildiğinde ise birey ya da kitle kontrolsüz hareket etmeye başlamış olur.

 

 

 

Etkileşim

Büyük trajediler, felaketler, savaşlar insanların bilinçlenme kültürlerini etkileyen büyük bir zihinsel etkileşimlerdir.  Böyle büyük felaketlere rağmen zihniyet hiç değişmemişse kurulu saat gibisiniz demektir. Akıl sağlığını kaybedenler ve beyinlerini birilerine teslim etmiş olanlar özür dilemez, hatalarını kabul etmez ve hatalı davranışları sürdürürler. Bunların vicdanı yoktur, bilinçlenmek için vicdan muhasebe muhakeme yeteneği olmalıdır.

 

Tek taraflı mesajın iletildiği beyin yıkama faaliyeti, kitleleri kışkırtarak, korkutarak, şok ederek onları yönlendirmek ve böylece başkaları tarafından hazırlanmış olan düşünce tarzını benimsemelerini sağlamaktır.

 

Kişilerin temel ihtiyacı olan ödüllendirme, davranış değişikliğine dönüşerek bağımlılık oluşturulmakta ve kişilerin zihinsel yetileri birileri  tarafından ele geçirilip yönlendirilmekte ve yönetilmektedir.  Başarısızlık ve tatminsizliğe dayalı mutsuzluktan kurtulmak ve takdir edilmek aranır hale gelmiştir. Başarmanın getirisi olan iki şey; takdir edilmek ve ödül kazanmaktır.  Bağımlılık yapmak için gerekli olan ise hırslandırmaktır. İnsan tabi ki doğası gereği onay almak, beğenilmek isteyen bir varlıktır. 

 

Açık ya da gizli, askeri ya da sivil amaçlı aşırı kontrollü, aşırı baskılı, sürekli komuta dayalı eğitim sistemleri ve  ortamlarının tanımlar.

 

İnsanlar ve nesneler, etrafı olumlu ya da olumsuz etkileyen enerji yayarlar. Negatif enerjinin yüklenmiş olduğu ortamda bulunan kişilerde psikolojik rahatsızlıklar meydana geldiğine dair anlatılar mevcuttur. Bazı insanların başına hiç istemeyeceği olaylar gelir ve bir süre mutsuz olur, hayatı yolunda gitmez. Bu olaylar zinciri ruha yansır ve 'mutsuz insan' grubuna dahil olursunuz. bu beraberinde negatifliği getirir.  Mutsuz olduğunuzda korkularınız ve paranoyalarınız artık özgürdür, yaşam kalitenize müdahale eder ve git gide çoğalır. Oluşturduğunuz negatif enerji aynı anda çevrenizdeki insanları da negatif etkiler.  Farkında olmadan oluşturduğunuz negatif enerjiyle yanlış insanları da kendinize çekebilirsiniz. Olaylar kontrol edilemeyeceğiniz boyutlara ulaşabilir. Sonunda tüm dünya sizi mutsuz etmek için organize olmuş gibi gelir size. Bunların tümü negatif enerji sayesindedir. Hayatınız düzenli ise, çevrenizde güler yüzlü, sizi anlayan insanlar olur ise olumlu düşünceler çevrenizde pozitif enerji oluşturur.

 

Telkin - İkna

İnanç ve düşünce yapısı sarsılıp psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakmada amaç, beynin normal dengesini yıkıp yeni bir yapı kurmaktır. Psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakmak için propagandalar, beyin yıkama seansları, kimyasallar ve hipnoz gibi çok sayıda yöntem uygulanmaktadır.

 

Önyargılarımız vardır. Zorda olsa doğruyu öğrenebiliriz, bir bölümünü içselleştiririz. İyi ya da kötü, nasıl bir hayat yaşadığımızı biliriz. Ama bildiklerimizi anlamlandıran bakış açısı, insanın karar vermesinde aktif rol oynamaktadır. Tamamen kendi denetimimiz altında olduğu doğru değildir. Yönlendirmede belirleyici olan davranışsal tepkilerdir. Belirleyici faktör ise önyargılardır. Önyargı, taraflı bir bakış açısıdır. Taraf tutmak, bir iddianın geçerliliğini ve doğruluğunu irdelemeden sahip olunan fikre uyup uymadığına bakmak demektir. Bakış açısındaki çelişkileri belirleyen olgu ve kanı birbirinden farklıdır. Olgu, üzerinde ciddi bir tartışma olmayan kesinleşmiş bilgidir. Kanı ise üzerinde bazı tartışmalar olan bilgidir. Öğrenerek anlama, deneyim kazanarak beceri yeteneğini geliştiren bireyin kişiliği; düşünce ve davranışları ile kendini ifade eder. Birey ya da kitle doğruları benimserken ikna olmaya, ikna olabilmek içinde iç ya da dış telkinlere ihtiyaç duyar. Bu nedenle kişinin tepkisel davranışındaki ipuçları, zihinsel belleğin nasıl ele geçirileceğini bize gösterir. Tepkinin nedeni araştırılırken zihinsel belleğin geçmiş tecrübeleri ile programlanmış olduğu varsayılır. Birey ya da kitlenin bakış açısını değiştirerek yönlendirmek için ikna ve telkinle isteklendirilmelidir.

                                                

Telkine yatkınlık ikna etmek manasındadır. Telkine yatkın birey oluşturma sürecinde;

·         Özgüven duygusu ile kendini frenleme duygusunun ortadan kaldırılır.

·         Frenleme hissi ortadan kalkan bireyin, zaptettiği içgüdülerinin serbest bırakılması sağlanır.

·         Eyleme geçirme isteği uyandırılır.

·         Bu andan itibaren artık birey kendinde değildir, kendi iradesi ile hareket edemez, bilinçdışlarının egemenliğine girer.

·         Biraraya gelmek için ya da eyleme geçmek için can atar, hipnotize edilmiş gibi, duygu ve davranışları taklit kişiliğe dönüşür.

·         Kendini frenleyeceği sınırlamalar ortadan kaldırıldığı için kendisini kontrol edemeyeceği davranış değişikliği oluşur.

·         Kişisel bilinçlerini yitirdikleri için, etkileme gücü yüksek olan kişiler tarafından kolayca ikna edilebilir hale gelirler.

 

 

Hazırlanan bireyde şu tür özellikler görülür:

·         Duyguları abartılmış ve basit

·         Şüpheci ve kararsız

·         Hoşgörüsüz, yetkeci ve muhafazakârdırlar.

·         Yerine göre hem çok ahlaklı (yüce bir dava uğruna kendini feda etme), hem de çok ahlaksız (cani, cellât) olabilirler.

·         Hiçbir şey önceden düşünmez, engel tanınmaz.

·         Rasyonel düşünce ve yargı gücü kaybolur.

·         Ahlaki yasaklar süpürülüp atılır, kolektif ruhun etkisinde bir yenilmezlik duygusu belirir;

·         Kör ve zaptedilmez bir güce dönüşenler, ipini koparmış bir sosyal hayvan niteliğindedir.

 

 

3.2.       Algı yönetimi

Algı yönetimi, bir konuda ikna etmek amacı ile birey ya da kitlenin kontrol altında tutulmasına kadar birçok alanda kullanılmaktadır.

 

Algı değişikliğine yönelik teknikler, pazarlama ve reklamcılık sektörlerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Örneğin reklamlardaki çekici ve güzel görünümlü insanlar, hedef kitlenin pazarlanan ürünü satın almasında etkilidir. Bu reklamlar yalnızca ürünü satmakla kalmazlar aynı zamanda da ürünün içeriğini yani ürünle birlikte verilen hayat tarzını da satmaya çalışırlar. Bu mesajların altta yatan anlamı aslında bir ürünü satın aldığımızda o ürün ile kimliğimizin bütünleşecek olmasıdır. Yine pazarlanan ve satın almamız için ikna edildiğimiz ürünler hedef kitle için çoğu zaman bir ihtiyaç değildir. Bu bağlamda modayı da toplumsal algıların gündelik hayatta yönlendirilme şekli olarak tanımlayabiliriz.

 

Sevgi, yaşama anlam katarken, korku hayatta kalmaya yardımcı olur, mücadele etmeyi tetikler. Korku bilinmezlikler içerir; ailede ve okulda baskı ve korkuya dayalı bir eğitimi alan ergenlerde, korkuya dayalı olumsuz inanç ve tutumlar ortaya çıkarmaktadır. Algı yönetiminde korku, karşı tarafın kendisine, ailesine, inancına, oluşan mutlu düzenine zarar verileceğinin algılanmasıdır. Asıl tehlike ise güçlü otoriteye, güvenmenin ötesinde onun boyunduruğuna kendimizi teslim etmemize yönelik korkunun yerleşik kılınmasıdır. Sevgi ve korku gerekli yaşamsal duygulardır.

 

Korku nedenleri:

·         Hata yapmanın karşılığı olan korku.

·         İntikam almaya yönelik korku.

·         Cezalandırılmaya yönelik korku.

 

Duyu organlarımızın algılama eşik seviyesi vardır. Bu eşik seviyesi kişiden kişiye değişebildiği gibi, yaşa ve yaşanılan çevreye, duygusal durumlara göre değişiklik gösterebilmektedir. Eişk aralığı dığındaki eşik altı ve eşik üstü seviyelerdeki algılama ve davranış değişikliği olabilmektedir.

 

Algılama, duyu organlarını uyaran nesneler üzerinden hafızada bulunan deneyim, duygu ve tutumların uyarıcı dürtüler tarafından etkilenir. Görme, işitme, dokunma, tat, koku, his, mekan ve zaman algılarının birleşiminden ortaya çıkmaktadır. Tek bir algı etkin olabildiği gibi algıların birleşimi de etkin olabilmektedir. Duyu organlarımız, çevremizde olup bitenlerin büyük bir bölümünü yakalar. Belleğe giden uyarıcı işareti belirleyecek olan hassasiyettir. Uyarıcı miktarı arttıkça anlama, öğrenme içgüdüsüyle kabullenme zorunluluğu ortaya çıkar. Bu kabullenme bir seçme sürecidir ve kişinin yaşamı boyunca edindiği öğrenmeler ve geliştirmiş olduğu psikolojik yaşantılarla etkileşime girerek elemeler yapar. Yani seçim işinde en etkili faktör önceden öğrenilmiş bilgi ve deneyimlerimizdir.  Algı yönetimi gerçekleri, yansıtma, yanıltma ve psikoloji ile bir bütünüdür

 

Neyin nasıl algılandığı bireyin ihtiyaç ve beklentileri ile doğru orantılıdır. Günümüz etkileşimli iletişim ortamlarında gerçekler, manipüle edilerek bizlere sunulmanın ötesinde bombardıman edilmektedir.  İkna çabaları sürecinde ikna edilmek istenen birey ya da kitle psikolojik olarak alıştırılması gerekmektedir. İnandırmak için öncelikle var olduğu ile ilgili ikna çalışmaları gerçekleştirilir. Belirli bir süre geçtikten sonra etkilenmek istenen kitle ikna olabilir. Güncel hayatta ikna yöntemlerine sıklıkla başvurularak toplumsal algılar istenilen yöne yönlendirilebilmektedir.

 

Algılar bireyin ya da kitlenin önemsediği değerler, normlar ve ritüeller ile şekillenmektedir. Birey ya da kitlenin beklentileri yaşam süresince şekillenir. Kitle içerisinde yaşayan bireyler birbirleriyle hiç tanışmasalar da "aynılık" unsuru ve aynı gruba aidiyet ile birbirlerine bağlanmaktadır. Bir kitlenin kimliği çeşitli tutumlar, önyargılar, gelenekler ve değerler ile anlamlanır. Anlamlanma bireyin ait olduğu kitle için olumlu ve pozitif olarak görülürken, diğer kitleler için negatif olarak görülmektedir. Kitlenin kimliği bir nesilden ötekine aktarıldıkça diğer kitlelerin algılayışları da etkilenebilir.

 

İnsanlar görsel ve işitsel basın, reklam, sinema, diziler, haber bültenleri gibi dış telkinlerle kontrol edilmeye çalışılmaktadır. Öncelikle kendine ait olmayan fikirleri kabul etmeye açık hale getirilmeye uğraşılır.  Bir beyne fikir ekmenin çok kolay olduğunun iddiası önemsenmelidir. Zor olan o fikri orda tutundurmak, besleyip onun gerçeğine dönüştürebilmektir. İşte tam bu noktada sürekli tekrarlanan komutlar, korkular ve şüphe en güçlü iz bırakacak tohumlardır. Önyargılar şüphelere, şüpheler ise değişmeyen gerçeklere dönüşmeye başladı mı, kapı aralandı demektir. Bilir misiniz, insanoğlunun hayatını alt üst edip, karmaşık hale getiren tek şeyde şüphedir. Bakış açısını değiştirip başka bir şeye dönüştürecek ilk şey, şüphedir. Tepki vermesi için de şüphe olgusunun sürekli tekrarlanarak olgunlaştırması yeterli olacaktır. Şüphe etmek, insanın doğasında vardır. Doğaldır da. Olması da gerekir. Tehlikeden korunmak için sorgulamalar yapılır, ipuçları ve emareler aranır. Korku ve tehdide dayalı şüphe, tedirginliğe dayalı tepkisel davranışlar oluşturur.

 

Doping ilaçları alanlar performanslarının artacağına inanır. İçinde hiçbir performans artıcı olmayan ilaçlar sporculara verildiğinde, kendilerine doping ilacı olduğu söylendiği için inanılmaz başarı elde ettikleri görülmüştür. Beyinin gücünü harekete geçirmek için bir şeylerin güç verdiğine inanmak  önemlidir.

 

Çinli filozof Lao-tzu “Başkasını bilmek bilgeliktir, kendini bilmek ise aydınlanmadır.” İfadesinde karşı tarafı bilmek kadar, kendi güçün ve zayıflıkların da bilinmesinin önemini vurgulamıştır. Küresel medya, dünya genelinde eş zamanlı yayınlanan haberler, internet ve iletişim, geri bildirim, motivasyon gibi algı yönetimine yardımcı olabilecek araçlar ile bireyler yönlendirilmektedir. 

 

Yaşanan tecrübelerin, yapılan keşiflerin, işlenen bilgilerin anlamlandırılması sonucunda kişinin ya da kitlenin daha önce sahip olduğu düşünceler değişebilir ya da bütünüyle ortadan kalkabilir. Tecrübeye dayalı algı; olayların tekrarıdır. Zihinsel algı ise hissetmedir, öngörmedir.

 

 

Algı operasyonu

Algı operasyonu muhakeme etme sürecine müdahalede bulunmaktır. Muhakeme süreci sorgulama, değerlendirme, yargılama sonucunda bir karara varmaktır.  Karar verme sürecinde kişinin bilinçaltı, psikolojik durumu, yaşadıkları, verilen mesajlar gibi birçok etkileşime dayalı iç ve dış uyarıcılar etkin olur. Geçmişe dair duygular, negatif veya pozitif uyarıcı olarak karar vermede önemlidir.  Algı yönlendirmesiyle siyah beyaz, beyaz da siyah olarak tanıtıılırsa, kandırılma var demektir. Algı yönetimi aslında kandırmadır. Genel olarak duyduklarımız, gördüklerimiz veya bizlere anlatılan mesajlara oldukça açık olduğumuz görülmektedir.

 

Algı operasyonunun amacı insanların zihninde, bilinçaltında dönüşüm ile bir davranış değişikliği sağlamaktır. Sistem tamamen insanların bilinçaltında operasyon yapmaya  yönelik çalışır ve yeniden şekillendirme, tasarlama olarak uygulama alanı bulur. İnsanların fikirlerini, bağlarını, önceki yaşadıklarını yavaş yavaş değiştirip istenen davranışa dönüştürmeye  dönük bir süreçtir, algı yönetimi. Belirlenmiş kişilere, gruplara karşı bakış açısı argümanlarla yeniden  tasarlanır.

 

Algı operasyonları aslında insanları aptal yerine koymaktır. İnsanların karar verme mekanizmalarını yanıltmaya çalışmaktır.  Bilinç altında; “Sen öyle düşünme!” şeklinde bir güce dönüşür. İnsanların karar mekanizmalarına hükmederseniz belli bir süre sonra insanlar tarafından da normal karşılanır, ret edilmez. Bilinçlenme kültürünü yok ederseniz insanlar çabuk kanıksar.

 

Algı operasyonu:

·         Psikolojik bir zemin hazırlanır.

·         Sorgulayarak doğru ile yanlışı ayırt etmemesi için zihinde karışıklık oluşturulur.

·         İnsanların kafasında daha net ve somut hale getirilir.

·         Bakış açısında farklı  bakış olup olmadığı gözlenir.

 

Algı operasyona yönelik her türlü kışkırtıcı davranışları ve uyarıcıları geliştirdiler; geliştirmeye ve uygulamaya da devam ediyorlar.  Tepki vermeye yönelik uyarıcı kışkırtıcılık faaliyeti ile kargaşa oluşturulur, asıl konun gündeme gelmemesi için içi algılar hazırlanır, uygulanır; işler çığrından çıktığında ise operasyon yapılır.

 

Gözlerin içine baka baka yalan söylendiğini farkında da olursunuz. Yalan söylemek kişinin kendini hayatta tutması için zaman zaman gereklidir, yaradılış özelliğidir. Fakat yalan yalanı doğurmaya başlarsa, karşı tarafın ne söylerse söylesin doğrudan sorgulamadan inanıldığı fark edilirse, yalanı söyleyen kişi bir süre sonra kendi söylediği yalanlara kendisi de inanmaya başlar. Bu yalan sistemiyle kendi kamuoyunu oluşturmaya başlar. Yalan algı operasyonlarının temel parçasıdır. Yalan, iftira, kandırma olmadan algı operasyonu olmaz.

 

Algı operasyonları, sürdürülebilir bilinçlenme temeli olmadığı için belirli bir süre sonra insanlardaki etkisini kaybeder. Ardından saçma, yersiz bir iddia olduğunu, haksızlık yapıldığını düşünmeya başlar.  Vicdan mekanizması harekete geçer.

 

 

 “Benim sevdiğim işi halk da sever” felsefesiyle programlar hazırlanıyor. Halktan biri neyi sever, neyi seyreder? diye sorulurve buna uyan formatlar hazırlanır.

 

Doğru zamanda doğru risk alınmalı. İnsanın en büyük tuzağı kendinin hep iyi olduğunu zannetmesidir. Bence insan çaycısına bile ne yapak lazım diye sormalı.  Niyetinin iyi olmadığını düşündüğüm bir çok insanın hırsından çatlaması, kıskanması beni hep çok daha fazla motive etti. Gençlere yönelik komedi programları, filmler, mini diziler olacaktır Son derece sempatik, farklı ve eğlenceli biri liste başı fenomeni olabilir.

 

Algı formatını bir beyin takımının üretmesi gerekir. Bugün medyada algı yönlendirmesi işlerin merkezi İngiltere ve Hollanda'dandır. Algı formatı bir bilim dalıdır. Algı formatı aslında seyirciyi kanatları altına alıp onları koruyan bir bina, paratöner gibi... Algı format'ın önemi ve farkındalığı kimse çakmasını yapamıyor; doğrudan seyirciyle ve onun beyniyle rahatlıkla buluşabiliyorsun.

 

Format hazırlarken; İnsan sarraflığı konusunda uzmanlar ile çalışılır. Kitleyi ekran başına çekecek doğru seçimler yapılır. Medyadan seçilen ya da kitleye uygun yaratılan ünlülerin hayranlarını ekran başına çekmiş olursunuz. Hayran olunan konuşurken kitle çok mutlu olmalı,  eğlenmeli, konuşmaya başlayınca gülmekten yerlerde gezinmeli.

 

Diyelim ki program başlangıçta yeterli reyting almadı ya da ekibi mutsuz eden bir şeyler var. Ekip tıkır tıkır işliyor ve hemen müdahale ederek formata bir değişiklik düşünülüyor. İlk iki bölümünde reytingler iyi gelmeyince programın fazla neşe içerdiğini, soru işaretinin eksik olduğunu gördü. Onun yerine ışık ve müzikle gerilim ortaya çıkartılır, seyircinin konsantrasyonu programa odaklanır ve başta düşük olan reytingler anında yükseldi.

 

Seyirciyi bağlamada algı yönetimi

·         Program değerlendirirken estetik ve sanat kaygısından çok, programın halk tarafından beğenilip beğenilmediğine bakar.

·         Program kendine ait yığınlar oluşturulur; düşünmeyen, sorgulamayan, öğrenmeyen bağımlı hâle getirilir.

·         Kendi yığınlarına hitâb edenlerin güç kazanacağı iyi bilinmelidir.

·         Bağımlı kitleye hitâb etmek sizi maddî olarak zengin kılar.

·         Olmayan birşeyin varmış gibi gösterilir.

·         Var olan birşey olduğundan farklı gösterilir.

·         Temenni olacakmış gibi gösterilir.

·         Vaadler, beklentiler gerçekmiş gibi sunulur.

 

İçerik Yönetimi. Paylaşımda bulunurken kelimelerin özenle seçilmesi hem hedef kitlenin daha kolay anlamasını sağlayacak hem de iletişimi güçlü kılacaktır.

 

Diyalog Yönetimi. Hedef kitle ile diyalog kurmanın etkileşim halinde olduğunu kavramak, nelerden hoşlandıklarını anlamak ve uzun dönem sadakat yaratmak

 

Reklam Yönetimi. Markanın internet üzerinden ulaştığı kitleyi iyi analiz ederek onların ihtiyaçlarına yönelik olmalıdır.

 

 

 

Kitlede algı operasyonu

Önemli olan gerçeği gizleme  ve/veya çarpıtma unsuru ön plana çıkmaktadır.  Belirli amaçlar için manipüle edilerek hedef kitleyi yönlendirmek için kullanılmasında algı yönetimi stratejileri önemli bir paya sahiptir. Bu yönüyle algı yönetimi süreci, bilgi ve bilgilendirme üzerine gerçekleşen bir güç savaşı olarak karşımızda durmaktadır. Bilgi akışının lehinde kontrolü sağlayabilen devletler veya gruplar psikolojik üstünlüğü de elinde tutmaktadır.

 

Operasyonu yönetenler hedef kitlenin zayıf, güçlü, hassas (duyarlı) yönleri incelenir, tepki vereceği hususlar ve tepki için erişmesi gereken kritik eşiğin ne olacağı belirlenir. Sonra buna göre propaganda temaları ve slogan cümleler belirlenir. Sonrasında hedef kitlenin etkilenmesi için yazılı ve görsel basının, sosyal medyanın devreye sokulacağı ve stratejik basamak olarak nitelendirilen hedef kitleyi olaya çekecek gerçeklik duygusunu artıracak yardımcı adımların hangi sırayla atılacağı belirlenir. Amerikalı siyasetçi Henry Kissinger tarafından “Bir şeyin gerçek olması pek o kadar önemli değildir; fakat gerçek olarak algılanması çok önemlidir” şeklinde dile getirilmiştir.

 

Algı yönetimiyle amaçlanan ikna-değişim-etki ilişkisi, gerçek ve kurgu arasındaki çizginin bulanıklaştırıldığı, hedef kitlenin oluşturulan hayali gerçekliklere inanmaya ikna edildiği, kelimelerin bilindik anlamından uzaklaştırıldığı ve kıyasıya bir etkileme ve bğımlı kılma savaşının yaşandığı süreçleri temsil etmektedir.

 

Kitlelere sunulacak hangi söz ve imgeler bir çeşit sanal gerçeklik yaratır ve istenilen şekilde davranış geliştirmede etkili olur?  Amaç gerçek ve gerçek olmayan arasındaki farkın ayrımını zorlaştırmaktadır.

 

Kendi menfaatleri doğrultusunda algı oluşturmak isteyenler tarafından kurgulanan bilgilerin medyada sürekli tekrarlanması ile hedef kitlelerin hem algıları yönlendirilmekte hem de zihinleri, düşünceleri şekillendirilmektedir. Bu süreçte tekrar edilen fikirlerin aksi düşünceye sahip olan bireyler kendilerini yalnız ve dışlanmış hissederek çoğunluğun sesine katılma ihtiyacı duyarlar. Bireylerin psikolojilerinin temelinde yatan bir gruba aidiyet ve dâhil edilme duygusu bu aşamada kendisini göstermektedir.

 

 

Paradoks ve kısır döngü

Doğru gibi görülen bir önermenin ya da fikrin tam tersi de mümkündür. Socrates'in paradoksu: "Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir." Yıllarca yanlış zannettiğimiz olayların, fikirlerin, hesaplamaların, doğru olduğunu görmek, bizi şaşkınlığa ve hayrete düşürür.

 

Sistemin işleyişinde müdahaleci ve belirleyici olmak isteyenler suçu önlemek, yanlışlara müdahale etmek ve engellemek için gereken önlemleri ve cezaları yazılı veya sözlü olarak yönetmenliklere ve yasalara yerleştirirler. Sistemin sağlıklı işlemesinde hata yapanlar ya da kurallara uymayanlar cezalandırılacaktır. Evrensel normlardan uzak kendi çıkarları doğrultusunda oluşturulan yöntemler ve yasalar kriz anında sistemin işleyiş dişlileri arasına girerek takoza dönüşür, sistemin çalışmasını durdurur, problemlerin çözülmesine engel olur. Sorgulandığında; üst makam ya da yasalar böyle istiyor, siz denileni yapacaksınız, kurallara uyacaksınız cümleleri ile karşınızdakinin sizde oluşturduğu stresten nasıl zevk aldığını iliklerinize kadar hissedersiniz. En kötüsü de kısır döngü başladığında, bu takozların birer psikopat kılıklı yönetici olarak karşımıza çıkmasıdır; bu durumda problemin çözülmesi kesinlikle mümkün değildir. Sisteme kuş bakışı bakıldığında, takoz oradan çıkarılırsa bile tüm süreçlerde sıralı devreye girecek diğer takozların belirli bir kurallar silsilesinde birbirleri ile ilintili ve iletişim içerisinde olduğu, işleyişi durdurmak için bekledikleri görülecektir. Diğer taraftan, bu takozları aşamayanlar sistemin alt yapısında gizli dehlizler ve tüneller oluşturur. Takozlar yerlerinden sökülüp atılmaz ise gizli dehlizler ve tüneller sistemi çökertir.

 

 

 

3.3.                   Duyusal efektler ve yanılsamalar

Şu ana kadar beni arayan çok sayıda insanların ortak sıkıntısı; beyinlerinin başkaları tarafından el geçirildiğinin iddiası üzerinedir. Oysa çekilmez hale getirilen ya da gelen yaşamdan bahsedilmez. Sağlıksız davranışların çevreyi olumsuz etkilediğinden bahsedilmez.  “Beynime müdahale ettiler”, derler. Doğrudur beyine müdahale  edilmiştir; akıl sağlığına saldırılmıştır, sıkıntılar ağır gelmiştir. Beynin sistematik çalışma prensipleri ve kuralları bozulmuştur. Bu nedenle  öncelikle beyni uyarma ve müdahale yöntemlerini belirtmek  isterim: 

·         Sağlıksız çevre,

·         Karşılıklı uzaktan etkileşim - terapi, 

·         Sosyal etkileşim - internet, 

·         İnteraktif iletişim,

·         Fiziksel müdahale, 

·         İlaçlar, uyuşturucular,

·         Elektrotlar ile uyarma, 

·         Ses dalgaları ile uyarma, 

·         Ayinler – törenler,

·         Renk ve koku ile uyarma,

·         Elektromanyetik dalgalar...

 

Yukarıda sıralanan beyni uyarma yöntemleri, genelde sağlıklı olmayan davranışların nedenini araştırmada, felçli  ya da özürlü insanlara daha kaliteli bir yaşam için destek sağlamada kullanılmaktadır.  Ayrıca günümüzde eğitim, ürün pazarlama, ekibi başarıya yönlendirme, psikolojik harp olarak geniş bir uygulama alanı bulunmaktadır.

 

Sağlıksız etkilenen beyin, hassas kişiliğin, yamyamlaşan sosyal çevrenin ürünüdür.  Olumsuz davranışların ortaya çıkma nedenleri analiz edilmelidir. Küçük tetiklemeler ile uyarılar yaparak sizi olumsuz etkileyen dostlarınızı da unutmayın. Yaşadığımız dünyayı analiz edin; olanlara beynin dayanması mümkün değil; elektriği kullanan makinelerle yaşamı derinden değiştiren dünyada, bilgisayarın, akıllı cihazların sayesinde sanallaşan dünyada; sadakat yok oldu, empati yok oldu; hainlik arttı, yamyamlık başladı.

 

 Sosyo - politik gelişmeler ışığında  ülkemizde ve dünyada olanları sürekli takip ediyorsanız, kim doğru kim yanlış, anlaşılması mümkün değil.  Sürekli değişen algılar. Saldırganlık üzerine var oluş felsefi üretenlerin egemen olduğu bir dünya. Fiziksel savaş ve yıkımlar sadece Müslüman ülkelerin tekelinde artık. Batı geleceğini uzaya taşımaya hazırlanırken, kısır döngüde, anlamsız çatışmaların yaşandığı ülkem ve insanların gelecek kuşkusu ve korkusu.

 

Yaşadığımız çevrede ve mahallede artan saygısızlık ve saldırganlığa dayalı komşuluk, akrabalık hatta öz kardeş ilişkileri; Sürekli takip ederler, sürekli açık ararlar, sürekli iftira atarlar, sürekli huzursuzluk çıkarırlar. Neden bilir misiniz?  Çözemedikleri iç problemleri çöp olmuştur, çevreye yaymak zorundalar.

 

Ekonomik sıkıntılar, doymak bilmez istekler. Dinlemeyen, çözüm üretmeyen, ekip olmayı, bir olmayı beceremeyen dostlarınızın sayısı artmıştır. Bunların   sizde stres ve sıkıntılı bir yaşam oluşturmasını normal karşılamalıyız. Aksi tuhaf olurdu. Kendi gerçeğinizi fark etmeniz de çok iyi, aksi durumda delirmiş olmanız gerekirdi. Burada unutmamız gereken; paralı ve randevulu psikologların size tedavi faydası bir ise; bir dostunuzun tedavi faydası ondur. Hele o dost yakınınızda ise, katkısı doğrudan tedavidir. Kızgınlık anınızda bizlere doğrudan dur komutunu anlamlandıracak dostlara ihtiyacımız var. Kızdığımızda kendinizi suçlamayın, nedenlerini sorgulayın, şimdi ne olacak sorusuna yanıt arayın. Sahipsiz olmadığımızı, en büyük mutluluğun nefes almak olduğunu, özellikle karşınızdakinin nefes aldığını hissetmeyi iyi bilmelisiniz.

 

Çevremizdeki sağlıksız, hasta kişilikleri çöp kamyonu olarak görmeliyiz, unutmayın onlar sizi ve evinizi çöplerini rahatlıklar bırakacakları çöplük olarak görmektedirler. Çöp yollarının size yönelmesine izin vermeyin. Adam olmanın temel kuralının sorgulamak olduğunu, bilmemiz gerekmektedir. Günümüzde çevremizi ve dostlarımızı kendimiz seçemiyoruz, değiştiremiyoruz, öyleyse var olmayı , sağlıklı olmayı bir şekilde becerebilmemiz gerekir.

 

Geleceğin ve geçmişin iç içe yaşandığı ve yansıtıldığı  görsel efekt tekniği izleyiciye aktarmak istenen bir anlam ile ortaya çıkar.

 

Görsel efekt kullanımı ile; gerçekçi anlatım ve izleyiciyi doğrudan yakalayan eşsiz bir görsellik sergilenir. Görsel efektler aracılığıyla seyirciye gerçeklik inandırılmaya çabalanır. Günümüzde bilgisayar teknolojisi ile birlikte hayal gücünün tüm yansımalarını görmekteyiz. İzleyiciyi içine hapseden hikâyelerde birey kendini başkahramanın yerine koymalı ya da hikâyenin içine kendini koymalıdır. Bu da izleyiciye gerçeği sorgulamadan o hayali yaşama tutgusunu ön plana çıkartmaktadır. Böylece birey yaşananları günlük yaşamda olması muhtemel olaylar olarak algıyabilmektedir. Sorgulamanın olmadığı ortamda  yansıtılanları olduğu gibi almaya yöneltmektedir.

 

Görsel efektler ile renklendirilen, tasvir edilen, maketler ile geliştirilen, modellemelerle farklı bir dünya oluşturulrken, atmosferik efektler ile sis, yağmur gibi olayları ile birlikte gömülü mesajların gerçekliği ne kadar doğru yansıttıkları konusu da soru işaretleri oluşturmaktadır.

 

Gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesi olarak tanımlanan illüzyon ya da yanılsama, özellikle görsel etkileşimin esin kaynağı olmuştur. Görsel etkileme gücüyle öncelikle resim, grafik, tekstil alanında olmak üzere medya, mimari ve moda gibi pek çok alanda karşımıza çıkar yanılsama. İnsanın reddedemeyeceği şekilde, doğrudan algıyı hedefleyen ve kesinlikle dikkat çekmeyi başaran yanılsamaları algıladığımızda, zincirin bütününü gördüğümüzü varsayarız. İnsan zihni verilen olgulara fazla dikkat etmeden varsayımlara gitmeye daha isteklidir. Yanılsamanın temel öğe olduğu ‘Görsel Sanat’ta ise, kişiye göre değişmeyen ortak bir algı anlayışı benimsenir. Görsel etki direkt olarak gözün retina tabakasında oluşturulur, böylece yapıta bakan herkes benzer bir duyumsamaya yönlendirilir. Burada kullanılan araç, bir yandan renk algısı teorilerine ve renk psikolojisine dayanırken, bir yandan da biçimsel bir yanılsama alanıdır.

 

Bir çizimde mekan ve derinlik her şey bir yanılsama ürünüdür. Çizgi, biçim, değerler ve dokular belli bir düzen içinde bir araya getirildiklerinde, boşluktaki üç boyutlu formların mekansal düzenini ifade etme potansiyeline sahiptirler. Her şey görsel algı sistmimizin çizilmiş imgeyi nasıl yorumladığına bağlıdır. Göz, beyin, nesne ve ortam birlikteliği ile ortaya çıkan görsel algıda yanılsamayı yaratan en önemli etkenlerden biri görmenin objektif değil sübjektif olmasıdır. Olmayan bir şey yanılsaması oluşturan bir nesne, imge veya tasarım, izleyiciyi kasıtlı bir şekilde şaşırtmak ya da mesajı yorumlayabilecek hedef kitleye yönelik bir bilgi sağlamak amacıyla kullanılabilir.

 

Görsel yanılsamaların aklı yanıltmasını sağlamak için renklerden, çizgilerden ve biçimlerden yararlanılır. İki ve üç boyutlu nesneler ışığın ve insan gözünün sebep olduğu yanılsamalarla bir takım oyunlar oluşturur. Takip eden çizgiler, açık koyu renkler, geometrik etkiler yanılsamaya sebep olan temel öğelerdir. Ortaya koyulan eserin yanı sıra seyircinin işi izlemesi de yanılsamayı algılamada etkendir.

 

Canlı, parlak renklerin coşku ve heyecan, mat renklerin durağan ve ağırbalı bir duygu izlenimi verdiği ve duyguların yönetiminde etkili olduğu bilinmektedir.İnsanlar çoğunlukla farkında olmasalar dahi içinde bulundukları ruhsal durumu, iç dünyalarını renk tercihleriyle ya da kullandıkları renk ifadeleriyle yansıtmaktadırlar. İnsanın ruhsal durumu ve renklerle arasındaki ilikide renklerin beyinde bazı merkezleri uyardığı ve bunun sonucunda bazı salgıların fazla salgılandığı ortaya koyulmaktadır. Örneğin, kırmızı rengin adrenalin salgısını harekete geçirdiği ve hareketi, saldırganlığı, heyecanı ve cinsel duyguları artırdığı belirtilmektedir.

 

Ürün ambalaj renklerinin müşteri üzerindeki etkilerinin olduğu, algıyı kolaylaştırdığı ve ürünün renk seçiminde yaş, cinsiyet, sosyal çevre ve karakter gibi faktörlerin rol oynadığı; ayrıca pazarlama amaçlı kullanılan renklerin, okunaklığın artırılmasında, ürüne kişilik kazandırmasında, markanın tanınmılığının ve ikna gücün artırılmasında etkisi olduğu belirtilmektedir.

 

Ayinler - Ritüeller

Tören ve ayinlerde ikramlardaki bolluk, eğlencelerdeki mızıka grupları, misafirlere gösterilen hürmet, karar alma usul ve mekanizmaları sırayla bizleri kuçaklar. Seremoni: Tören, genellikle resmi yerlerde, resmi işlerde uyulması gereken kural, yol ve yöntemlerin tümüdür. Bir geleneğe vurgu yapar.

 

Dinsel tören, dini bir inanç gibi benimsenmiş alışkanlıklar, kişilerce kutsallaştırılmış davranışlar, biçimler, davranış biçimleri, temalar oluşan kutlamalar birer ritueldir. Tiyatronun kaynağında ritüeller vardır. Bolluk törenleri, ölüp dirilme törenleri, üreme törenleri, söylenen ezgiler, danslar ve oynanan oyunlar. Özel durumlarda yinelenen, alışkanlık özelliği kazanmış davranışlar ve tekrarlanan sembolik davranış biçimi olan ritüeller, bireysellikten öte grup bilincini ve birlikteliği; bilgi ve tecrübeler rehberinde geçmişi günümüze, günümüzü de geleceğe bağlayan bir bağdır.  Dolayısıyla ritüeller dini olabileceği gibi olmaya da bilir. Kavramsal farklılaşma söz konusu olmaktadır.

 

Ritüeller, her şeyden önce, sosyalleşmenin önemli bileşenlerindendir. Temel karakterleri itibariyle kolektif bir nitelik taşıyan ritüeller kitleleri bir arada tutmakta, dayanışmayı artırmakta, bütünleşme şuurunu güçlendirmektedir. Uyum içinde tekrarlanan ritmik hareketler, bireylerin birliktelik düşüncelerinin pekişmesine katkı sağlar. Ancak ritüeller, aynı zamanda, farklılığın sembolik ifadesi olmaktadır. Sonuçta, ritüeller, temsil ettikleri topluluk ya da toplumlar için hem toplumsal bütünleşmeye katkı sağlayan hem de onların diğer topluluk ya da toplumlardan farklılıklarını ortaya koyan bir kimlik tanımlayıcılarıdır. Ritüeller, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi, sürdürülmesi ve toplumsal düzenin sağlanmasında önemli işlevlere sahiptir.

 

Kült kelimesi dilimize Fransızca culte'den girmiştir. Latincesi cultus'tür. Kelime anlamı sözlüklerde din, ibadet, yerel özellikler taşıyan dini törenler olarak geçmektedir. Bunun dışında birçok anlamı vardır. Kült: tanrıya, ilahi yada öyle kabul edilen varlıklara ya da tanrının özel sevgisine mahzar olmuş varlıklara gösterilen saygıdır. İnanç ve bağlılığı göstermek amacıyla belirli bir takım hareketleri yapmak, ibadet etmek, puta tapmak, toteme tapmak kültün içine girer. Bunun yanında bu işi yaparken kullanılan cisimlerde kült ürünüdür. Ritüel ve kült aynı şeydir. Ritüelin kelime anlamı dini tören, ayin olarak geçmektedir. Kült, belirlenmiş bazı kurallara göre icra edilir, çoğunlukla sembollerden ve ilahi  kavramlardan faydalanılır. Genellikle mabetlerde, tapınaklarda, özel giysilerle ve bazı dinlerde özel makyajlarla yapılır. Mevlevi törenleri, yas ya da acı törenleri.

 

Kahin, şaman, hipnozcu ve medyumların beyinleri nasıl yönlendirebildiği önemlidir. Araştırmalar sonucunda şamanın, kullandığı davul sesinin yaydığı dalgalar ile tedavi edilen kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada dua okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir. Çağımızda bu olaya “nerolinguistik programlama“ denilmektedir. Şamanlık inancına göre bizim yaşadığımız görünen dünya, görünmeyen dünyaların tesiri altındadır. Şamanlara özgü uygulamalar aracılığıyla insanlar, yaşamın, ölümün, doğanın ve insanların ruhlarıyla iletişim kurabilirler. Şamanlar dünyalar arasında kozmik yolculuk yapabilen, bu dünyalar arasında ilişki kurabilen, toplumun huzur ve refahını, sağlık ve mutluluğunu olumsuz etkilerden koruyabilen insanlardır. Bu özgü teşhis ve tedavi şeklinin başında ilahi ve kutsal bir titremeyle sarsılmak, hastalık ruhlarını vücuttan çıkarmak, dans metodunun coşkunluğuyla hastayı tedaviye inandırmak ve motive etmek vs. uygulamalar gelir.

 

Gerçeklenen bir olayın tekrar gerçekleştiği anda yapılacak olanları tekrarlamaya otem denir. İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan, ağaç, rüzgâr vb. herhangi bir doğal nesneyi tanımlar. Tüm eski inisiyasyonlarda gizliliğe ve aday seçimine dikkat edilmiştir. İnisiyatik bir organizasyona her önüne gelen giremez, böyle bir organizasyon talip olan adayları kendi kriterlerine göre bir elemeden geçiriilir. Adayda geçmişinden getirdiği birtakım yeteneklerin, belirli bir moral (manevi) ve zihinsel düzeyin olup olmadığına bakılır. Adayda aranan gereken koşullar ve kapasite yeterli görüldüğünde birtakım sınavlardan geçirilirdi. Bu sınavlar her inisiyasyonda farklı olmuştur. Hakkında az çok bilgi sahibi olunan inisiyasyonlar arasında, eski Mısır, Moğolistan, Şamanizm, Maya, Mitraizm, Eleusis, Orfe ve Pisagor inisiyasyonları sayılabilir. Eski Mısır’daki gibi sert inisiyasyonlarda bazı sınavların ölümle sonuç verdiği anlatılmaktadır.

 

Doğaüstü olaylar

Bazı olayları hissetmemizde duyu organlarımızın algılama aralıkları ya da beynin değerlendirme aralıkları ile ilgisi olabilir mi? Doğal olarak duyu organların topladığı veriler beyine iletilmekte, kayıt edilmekte, işlenmekte ve kayıt edilmektedir. Burada önemsenmesi gereken nokta hassasiyet aralığı ya da limit sınırlarıdır. Duymadığımız halde nasıl hissettik acaba? Bize hissettirilmedi ama beyin veriyi sakladı, işledi lakin hissetmeden farkına mı vardık?

 

Bedensiz varlıklarla sadece bilgiye ulaşmak değil, insan beynini etki altına almak ve yönlendirmek de mümkün. Ruhani dünyanın da kendi içerisinde bir düzeni var, bu düzen kavranabilir, teste tabi tutulabilir, kontrol edilebilir ve sistemleştirilebilir. Yani insani fizik yasalarına metafizik varlıklar vasıtasıyla müdahale edilebilir.  İyi ile kötünün savaşında büyü, hayati bir unsur gibi gösterilirken insanlara 'özel güçler olmaksızın savaşamayacakları' alt mesajı verilmek istenir.

 

Hedefteki kişinin iradesi dışında belirli bir hedefe yönlendirilmesi için sihir, büyü hatta fal etkili bir yöntemdir. Böylece kişi kendi dünyasında anlamlandırmadığı eylemleri yapmak zorunda olduğu hissine kapılır. Büyü ve sihir insanlık tarihi kadar köklü bir geçmişe sahip.

 

Sıra dışı olaylara tanık olanlar, olanları ruhlarla, canavarlarla ya da diğer dünyadan varlıklarla karşılaşma olarak algılalar. İnsanoğlunu büyülemeye devam eden görseller ve anlatılar;

·         Tarih öncesi kalıntılar

·         Doğada açıklanamayan fosil izleri, ışıklar, taş yapılar

·         Kehanetler

·         Psişik Güçler

·         Uzaylılar

·         Hayaletler, cinler

·         Ölüm sonrası yaşam

 

Telepati – Uzaduyum:

Telepati ya da uzaduyum bireyler arasında bilinen beş duyunun yardımı olmaksızın gerçekleştiği ileri sürülen bilgi aktarımıdır. Bir başka deyişle, telepati parapsikolojide incelenen para normal bir yetenek olup, bireyler arasında duyular-dışı algılama yoluyla düşünce, fikir, duyum veya imajların aktarılmasını sağladığı ileri sürülen tesir irtibatıdır. İnsanlarda, zamanla körelmiş olduğu belirtilen bu yeteneğin aslında herkeste değişik derecelerde mevcut bulunduğu ve çeşitli deneme egzersizleriyle geliştirilebileceği ileri sürülür. Araştırmacılar Avusturalya’daki bazı orman kabilelerinin beş duyu dışında bir iletişim yöntemi kullandıklarını bildirmektedir.

 

İnsanların geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur. Uzaktan karşısındaki kişinin düşüncelerini algılamak ya da kendi düşüncelerini de karşısındakine aktarabilmek mümkün mü? Zaman ve mekandan bağımsız görme, düşünme, hissetme ya da sembolizm tarzında ortaya çıkan etki alışverişine telepati denir. Örneğin, bir arkadaşımız birden bire karşımız çıktığında, 'Ne tuhaf, şimdi seni düşünüyordum' deriz. Geleceği görebilme gücü altıncı his de denilen bir algılama biçimi olarak adlandırılmaktadır.

 

Rüya laboratuvarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırma deneyleri yapılmaktadır. Uzaktan görme ve hissetme özellikleri olduğunu iddia eden insanların, bunu nasıl başardıkları ilgi çeken konulardır. Uzaktan görme ve hissetme ile duyu görü veya beden dışı sezgi denilen yöntemde, bazı deneklerin, bir odaya gizlenen nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabildiği iddia edilmektedir.

 

Zaman ve mekandan bağımsız görme, düşünme, hissetme ya da sembolizm tarzında ortaya çıkan etki alışı ve verişine telepati denir. Örneğin, bir arkadaşımız birden bire karşımız çıktığında, 'Ne tuhaf, şimdi seni düşünüyordum' deriz.

 

Duyu görü (Clairvoyance) ile geleceği görebilme gücü altıncı his de denilen bir algılama biçimi olarak adlandırılmaktadır. Rüya laboratuvarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırma deneyleri yapılmaktadır. “Remote Viewing / Remote Sensing” denilen uzaktan görme ve hissetme özelliği olan insanların, bunu nasıl başardıkları konusu bilimin ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görme ve hissetme ile duyu görü veya beden dışı sezgi denilen yöntemde, bazı denekler bir odaya gizlenen nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabildiği iddia edilmektedir. Sesin, elektromanyetik frekansın ve lazerin varlığı başka dalga boyların varlığına olan inancı artırmıştır. Uzaktan hissetmenin elektromanyetik işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi bundan etkilenecektir.

 

Telekinezi:

Yunanca "uzaktan hareket" ettirmek anlamına gelir maddeler üzerinde düşünce gücüyle etki yapma olarak da tanımlanır. Telekinezinin gerçekliğine dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. İddialar yaygındır. Telekinezi deneyleri, bilim adamları tarafından yeterince kontrollü ve tekrarlanabilir olmamaları yüzünden eleştirilmektedir. Ancak bazı deneyler analiz edildiğinde telekinezinin algı kandırmacası olduğu görülmektedir. Telekineziyi gerçekleştirebildiğini iddia edenler arasında en ünlüleri Rus psişik Nina Kulagina ve İsrail'li psişik Uri Geller'dir. Öne sürdükleri "fiziksel medyumluk yeteneğine sahip bazı insanlar tarafından eşyaların el veya bilinen diğer araçların yardımı olmaksızın uzaktan hareket ettirilebilmesi paranormal olayını adlandırmak üzere kullanılmaktadır. Parapsikologlar bu var sayılan olayları psikokinezi kapsamında ele alırlar.

 

Empati:

Empati birbirlerine manevi bakımdan sıkıca bağlı iki canlı arasında, duygu ve ruhsal hallerin aktarılması fenomenine ve bu psişik irtibata Para psikolojide verilen addır. Telepatiden farkı, empatide düşünce ve imaj aktarımının olmamasıdır. Kendinizi başka birinin yerine koysanız ya da onun yerinde olsanız ne yapardınız sorusuna aranan yanıttır.

Örneğin aralarında empati bulunan iki kişiden biri bir bedensel rahatsızlıktan acı çektiğinde diğerinin bedeninin aynı bölgesinde acı duyduğu görülmüştür. Gözlem ve deneyler empati halinin anne ile çocuklar arasında ve ikizler arasında daha sık gerçekleştiğini göstermiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, empati halinin özellikle ebeveyn ile yavrular arasında gerçekleştiğini göstermektedir. Örneğin, bir deneyde, yavrularından kilometrelerce uzağa götürülen bir anne tavşanın, yavruları öldürüldüğünde acı acı bağırdığı görülmüştür.

 

 

Hipnoz - İsteklendirme

Bazı olayları hissetmemizde duyu organlarımızın algılama aralıkları ya da beynin değerlendirme aralıkları ile ilgisi olabilir mi? Doğal olarak duyu organların topladığı veriler beyine iletilmekte, kayıt edilmekte, işlenmekte ve kayıt edilmektedir. Burada önemsenmesi gereken nokta hassasiyet aralığı ya da limit sınırlarıdır. Duymadığımız halde nasıl hissettik acaba? Bize hissettirilmedi ama beyin veriyi sakladı, işledi lakin hissetmeden farkına mı vardık? Hipnoz edilmiş kişinin düşünceleri ve duyguları değiştirilebilmektedir. Psikologlar hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için hipnoz yöntemini kullanmaktadırlar.

 

Hipnotizma yöntemi ile kişinin bilinçaltına inilir, sırları açığa çıkarılabilir, korkuları, zayıf noktaları, zaafları, acıları tespit edilip kodlanarak zamanı geldiğinde maniple edilebilir. Burada hedef zihin, kendi normal yaşamına devam ederken ikincil bir kimliğe sahip olabilir. Yani kişilik bölünebilir. Koşullandırma yolu ile istenilen şeyleri yapması için kontrollü telkin verilir ve bazı programlama kelimeleri ile saniyeler içerisinde ikinci kişiliğine geçiş yapması sağlanabilir. Hipnoz edilmiş kişinin düşünceleri ve duyguları değiştirilebilmektedir. Psikologlar hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için hipnoz yöntemini kullanmaktadırlar. Kişinin uykuya geçirilip terapistle arasında seçici bir algılama alışverişi kanalı açılması işlemine hipnoz denir. Hipnoz edilmiş kişinin düşünceleri ve duyguları değiştirilebilir. Psikologlar hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu yöntemi kullanırlar. Her bilimsel yöntem gibi hipnoz da, bu işi etik yapmayanlar tarafından yanlış amaçla kullanılabilmektedir. Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra kişide konsantrasyon gücü arttırılır, uygun telkinle geçmişine götürülebilir. Beyni yıkanabilir ve yanlış şeylere de inandırılabilir. Ancak hipnozda olan kişiye istemediği şeyi yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok daha yatkındır, kolaylıkla hipnoza girerler. Fakat obsesif ve paranoyak olarak tanımlanan, güvensizlik özelliği fazla olan kişileri hipnoz edip transa geçirmek çok zordur.

 

Uzaktan karşısındaki kişinin düşüncelerini algılamak ya da kendi düşüncelerini de karşısındakine aktarabilmek mümkün mü? İnsanların geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.

 

 

Kimyasallar

Kimyasal maddeler yardımıyla insanlar ikna ve telkine yatkın hale getirilebilmektedir. Düşünce ve davranışlarında, halüsinasyonlar görme, canlı, neşeli, güçlü olma gibi hislere dayalı değişimler oluşturulabilmektedir. En tehlikeli olanı ise bazı kimyasal maddeleri almış insanlara belirli komutlar verildiğinde, sorgulamadan belirli süre boyunca komutları yerine getirme isteği oluşmasının gözlenmesidir. Askerlerin savaş gücünü arttırmak, intihar ettirmek ya da insan öldürtmek amacıyla bazı çalışmaların yapıldığı iddia edilmektedir. Kimyasal etki maddeleri arasında kokuların özel bir rolü vardır. Kokular, insan ruhunu ve psikolojisini güçlü şekilde etkileyen faktörlerdir. Belli bir kokunun insanı belli bir tavır ve eyleme yönlendirilebileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. Bazı mağazalarda belli bir koku yayıldığında mal satışının yüksek seviyelere ulaştığı gözlemlenmiştir.

 

Kimyasallarda hedef zihin genellikle dönüştürülmek, farklı bir yapıya büründürülmek, dışa bağımlı hale getirilmek, sindirilmek ya da silinmek istenir. Bunun için tıbbi ve LSD gibi bir takım özel üretilmiş, insan algısını devşirecek güce sahip halüsinojen ilaçlar kullanılır. Kişiye belirli aralıklarla verilen bu ilaçlar zihninde dönüşüme neden olur. Aynı anda yapılan psikolojik telkinler ile kişinin benliği değiştirilebilir. Belirli dozda alındığı zaman; sinir sistemine etki ederek, akli, fiziki ve psikolojik dengeyi bozan, toplum içerisinde iktisadi ve sosyal çöküntü meydana getiren, alışkanlık ve bağımlılık yapan, kanunların kullanılmasını, bulundurulmasını ve satışını yasakladığı maddelere "uyuşturucu madde" denir. 

 

 

 

3.4.       Beyin kirliliği

Aslında gürültü ya da kirlilik beynimizin içerisindedir. Nasıl temizleyeceğimizi düşünmek yerine  düşmanı hep dışarılarda ararız.Günümüz insanların özellikle bilinçlenen insanların en büyük sıkıntılarındandır, yalnızlık. Unutmayın kalabalıklaşıyoruz, lakin yalnızlaşıyoruz. Alıngan oluyoruz. Didişmeler, sağlıksız kişilikli insanların tedirgin edici davranışları, bezdirmeye ve psikolojik zorbalığa dayalı duygusal saldırılar gün be gün artmaktadır. Özellikle duygusal saldırılar ile baş edemeyenlerde yalnızlık ve içine kapanma gibi sağlık sorunları kendini göstermektedir.

 

Yalnız insan kendisini toplumdan kopmuş hisseder. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. Yalnızlık duyan insan terkedilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duygularıyla doludur.

 

Günümüzün en önemli sıkıntılardan birisi çevresel gürültüler kontrol edilemez biçimde artmıştır. Bununla bağlantılı olarak sağırlık, ortak kulağa bağlı çınlamalar, kişileri farkında olmadan psikolojik sıkıntılara sürüklemektedir. Ayrıca hassas algılama aralığı olan insanlar için işitme aralığı dışındaki frekanslardaki işaretler de stres oluşturmaktadır.  Tüplü televizyonlar, motorlar ve cihazların besleme adaptörlerindeki uğultu ve vınlama sesleri süreç içerisinde insanlarda strese dayalı sıkıntılar oluşturduğu görülmüştür. Bunların çoğunun nedeni ise cihazların şaselerindeki topraklama eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Evlerde topraklama probleminin meydana getirdiği olumsuzlukları düşünmeyiz, onun yerine bu gürültüleri komşularımızın bizi tedirgin etmek amacı ile yaptıklarına inanırız.

 

Kulak çınlaması, hışırtı ya da kulak veya kafa içinden geldiği düşünülen diğer rahatsız edici seslerdir. Kalabalığın ve gürültünün yoğun olduğu bir yerden izole bir yere geçildiğinde, ortam sessizleştiğinden kafa içinden sesler işitebilir. Günlük hayatta bu sesleri işitmememizin nedeni ise dış seslerin bu sesleri maskelemesidir. Dış seslerin azalması, kafa içi seslerini daha çok işitmemize neden olabilir. Buda strese dayalı rahatsızlıklar meydana getirmektedir. Kişi kulak çınlamasıyla yaşamayı öğrenmelidir. Kulak çınlamasının neden olduğu depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların tedavi edilmesinin, kulak çınlamasını önemli ölçüde azalttığı belirtilmektedir.

 

Beyin ve psikolojik rahatsızlıklara karşı kullanılan ilaçların beyin sağlığını ne ölçüde olumsuz etkilediği konusu muammadır. Özellikle uyuşturucu, sakinleştirici gibi doktor denetimi dışında kullanılan ilaçlar, kimyasallar ve kokular doğrudan doğruya beyin ve akıl sağlığını olumsuz etkilediği görülmektedir.

 

Günümüz medyası, yaşadığımız çevre, internet ortamı,  farkında olmadan takip edildiğimiz, izlendiğimiz izlenimi veren bir ortama dönüşmüştür. Ayrıca sürekli pompalanan propagandalar ve korku dürtüleri doğal olarak, insanların akıl sağlığını olumsuz etkilemektedir. Sosyolojik ve teknolojik gelişmelere rağmen bireysel özgürlüklere, özellikle özel hayata müdahale artmaktadır. Bu durum artık öyle bir hal almıştır ki, insanoğlunun içinde bulunduğu bu dönem “gözetlenen toplum” kavramı olarak adlandırılmaktadır. İzlenmede en onur kırıcı olanı da insanların izlendikleri konusunda bilgisi sahibi olmamasıdır. Uzun süreli ve etkileşimli bilgisayar oyunlarının insan sağlığını hem fiziksel hem de psikolojik olarak bozmaktadır. Ayakların ve ellerin kullanılması beyin sağlığı ile doğrudan ilişkilidir.

 

Terör örgütü ile irtibatlandırma, paranız, malınız kötü adamların eline geçti, takip ediliyorsunuz, sizi ya da çocuğunuz kaçıracaklar ya da öldürecekler gibi şok eden sözler ile kişiyi dondurma, düşünme ve sorgulama yapısını bloke etme ve doğrudan denileni yaptırma yönünde davranış değişikliği oluşturma yaygın olarak uygulama alanı bulmaktadır.

 

Akıl sağlığı çok değerli ve hassas bir yapıdır. Çevrenize duyarlı iseniz, sorguluyorsanız, nedenini araştırıyorsanız, günümüz dünyasında ve özellikle ülkemde yaşıyorsanız akıl sağlığınız risk altında demektir. Çünkü bilgi kirliliği kontrol edilemez bir biçimde beyin sağlığına olumsuz etki etmektedir. İnteraktif dediğimiz akıllı telefonlar, televizyonlar, sözlü ve yazılı basın sürekli propagandaya ve doğrudan yönlendirmeye dayalı yayınlar yapmaktadır.  Tüm bu bilgi kirliliğine maruz kalan, düşünen ve sorgulayan insanlarda akıl sağlığının etkilenmemesi mümkün mü?

 

Teknolojik olarak geliştirilme aşamasında olan, teoriler ya da laboratuvar ortamında elektromanyetik enerjinin yönlendirilmesi konusunda yapılan çalışmalar sanki sokağa inmiş ve herkes birbirini uzaktan tedirgin etmek için birbirine karşı silah olarak kullanıyor gerçeğine dönüşmüştür. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir. Öte yandan dinleme, izleme ve tedirgin etme konusunda yaşadığınız çevrede yüzlerce örnek görebilirsiniz. Camdan yarı beline kadar sarkmış insanlar birbirlerini dikizlemektedir. Komşular birbirlerinin duvarını dinlemekte, duvarını delip içine kamera, mikrofon yerleştirmekte, olmadı kulağı cisimlere, cisimleri ise duvara yaslamaktadır. İnternet ortamında bilgisayarınızdaki kameradan illegal yazılımlar ile birileri sizleri gözetlemektedir. Kasıtlı olarak, ses ve titreşim oluşturan ev makinelerinin uygunsuz saatlerde çalışması ile insanlar birbirlerini sürekli rahatsız etmektedir. Gözlemlediğim bazı olaylar; tavanda ve tabanda titreşimler oluşturan özel cihazlar ve yöntemler geliştirmek konusunda inanılmaz gelişmeler kaydedilmiştir. Örneğin çamaşır makinesini salonda ya da yatak odasında çalıştırmak gibi. Tavana titreşim yapan makineyi yaslamak ve üst katta gece yarısı deprem hissi oluşturmak gibi.  Hiçbir kimsenin aklına gelmeyecek cinlikler ile rahatsız etmek, takip etmek, etrafında dedikodu yaymak gibi onlarca hoş olmayan olaylar sıralayabilirim.

 

 

3.5.       Öğrenmek ve hatırlamak

Eğitimle insanın özünün oluşturulduğu, doğasının şekillendirildiği savunlur. Öğrencinin bireyselliği sağlıklı bir şekilde beslenmeli; ama aynı zamanda toplumda belirli ilkeler doğrultusunda onu inşa etmelidir. Eğitimin amacı aynı zamanda kültürlenme ve sosyalleşme gibi bir takım sosyal amaçlar olmalıdır. Bu kültürü diğer kuşaklara aktaracak toplumal felsefe oluşturulmalıdır. Eğitim hayata hazırlık olarak değil; başka problemlerle karşılaştıklarında uygulayabilmeli; bunun için öğrenciler bilgilerini inşa ederken bunu kolaylaştıracak etkinliklerle yüz yüze bırakılmalı, öğretim yöntem ve teknikleri olarak da proje temelli, işbirliğine dayalı yöntemler kullanılmalıdır.

 

Eğitimi hayata hazırlık değil; bizzat hayatın kendisi olarak görülmelidir. Eğitim, deneyimin sürekli güncellenmesi ve yenilenmesidir. Öğrenciler, değişime ancak eğitimle, başarıyla uyum sağlayabilirler. Öğrencilerin sosyal yaşama katılma yetenekleri, problem çözme becerileri geliştirilmelidir. Aktif, araştıran ortamlar oluşturulmalıdır.  Sosyal hayatta karşılaşabileceği  problemleri çözme becerilerini kazanabilmelidir.

 

 

 “Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” – Einstein. Buradan da anlayabileceğiniz gibi bir şeyin adını/tanımını bilmek onu anladığınız anlamına gelmez hiçbir zaman. Bir fikri gerçekten anlıyor musunuz yoksa bu fikrin tanımını biliyorsunuz, bunu sınamanın bir yolu var.

·      Gerçekten anlamadığınız konuları/fikirleri anlamak için

·      Anladığınız fakat sınavlarda unuttuğunuz konuları/fikirleri hatırlamak için

·      Sınav öncesi etkili bir çalışma yöntemi olarak kullanabilirsiniz. Bu yöntemi kullanarak bir fikri uzun yıllar hatırınızdan çıkmayacak şekilde, kısa sürede derinlemesine kavrayabileceksiniz.

 

Karmaşık ifadeler kullanmaktan kaçınarak öğrendiklerinizi yazın. Bir çocuğun bile anlayabileceği kadar basit bir dil kullandığınızda kendinizi de konuyu daha derin bir seviyede anlamaya ve konular arasındaki ilişki ve bağlantıları basitleştirmeye zorlamış olursunuz. Aynı zamanda yazdığınızı sesli olarak tekrar etmek çok daha etkili olacaktır.

 

Hatırlamakta ya da anlatmakta zorlandığınız yerler olduğunu fark ettiğinizde konu hakkında çalıştığınız kaynaklara geri dönün. Öğrendiklerinizi kağıda aktarabilecek hâle gelinceye kadar tekrar tekrar okuyun ve çalışın. Sözgelimi biyolojiden yazılınız var ve evrimi basit cümlelerle açıklamakta zorlanıyorsunuz. Biyoloji kitabınızı açın ve evrimle ilgili kısmı yeniden okuyun. Şimdi kitabı kapatın ve yeni bir boş kağıt alarak öğrenmiş olduklarınızı yazın. Bu aşamayı sorunsuzca hâlletiyseniz, asıl çalışma kağıdınıza dönerek çalışmaya devam edebilirsiniz.

 

Artık kağıda döktüklerimizi gözden geçirebiliriz. Einstein’ın “Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” sözünden de anlayabileceğimiz gibi karmaşık bir jargon kullanıp kafa karıştırıcı açıklamalar yapmak yerine, dilimizi basitleştirmek ve benzerlikler kurmak anlamayı kolaylaştıracaktır. Opsiyonel olarak: 6 yaşında birini bulup, öğrendiklerinizi ona anlatmayı deneyin. Sorunsuz bir şekilde anlıyorsa, siz de gerçekten anlamışsınız demektir.

 

Bu harika yöntem yalnızca öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı düşünme şekillerine pencere açarak fikirleri baştan aşağı yeniden inşa etmemizi sağlıyor. Fikir ve konuları daha derinden anlamamızı kolaylaştırıyor. Hepsinden önemlisi, sorunlara bu şekilde yaklaşarak, ne konuştukları hakkında en küçük bir fikri bile olmayanları anlamamızı sağlıyor.

 

 

Beynin işlevleri hem gizemli hem de dikkat çekicidir. Tüm düşünceler, inançlar, anılar, davranışlar ve ruh halleri beyinden gelir. Beyin düşünce merkezi ve vücudun geri kalanı için kontrol merkezidir. Beyin hareket etme, dokunma, koklama, duyma ve görme becerisini koordine eder.

 

Beynin bakış açısını olumlu yönde değiştirmek için, sorgulanmaya izin verin, orjinal fikirler üretin, bir şeyler izlerken, hayel edin, ortamdaki değişimleri fark edin. Öğrenmek çok zordur, hatırlayamamak ise büyük dert. Öte yandan oyunlara dayalı tekrar edilerek beyinde iz bırakmak öğrenmeyi hızlandırır. 

 

Dikkatini işine vermede zorlanma, ilgisini çekmeme ve sıkıcı olduğunu düşünme nelerden kaynaklanmaktadır? Bir işin nasıl yapıldığını öğrenmek için aynı işi daha önce başarmış biri seyredilir ve ulaşılacak hedef beyinde kurgulanır. Konsantrasyon ve motivasyon sağlanır. Yapılacak harekete ilişkin süreçler beyine tek tek gösterilir. Aşılacak engeller tek tek gösterilir. Unutmayın beden beyni takip eder. İşe başladığınızda dikkatinizi hedefe odaklamalısınız. Başlarken heyecanlanma ve terslikler beyninizi meşgul etmeye başlayacaktır. Bırakın, izin verin terslikler saldırsın. Denemelerdeki başarısızlıkların herbiri yeni bir sonuç oluşturur ve onlar başarıya giden yolda sıçrama taşlarıdır.  Her başarısızlıktan sonra hedefe daha istekli saldırmalısın ve onu yakalamalısın. Sürekli dene, unutma her bir deneme beyinde iz bırakacaktır. Bütün hareketi, süreci beyninde canlandır. Her bir süreci detaylı bir şekilde beyinde canlandırarak tekrar et. Bu canlandırmaların sonucu muhakak ve muhakak başarıyla sonlansın ve ödülün olsun. Hayal ettiğinde beynin bir bölümü uyarılmaktadır. Canlandırma sanki gerçekmiş gibi beyin hücreleri arasında geçişler yaratır. Yeniden işine dönüp, denediğnde önceki kadar zorlanmayacaksın. Çünkü beynin başarıya çoktan hazır. Sakin ol ve en basit olandan başla. Hayal et!

 

Beyninizi doldurduklarınızla ile hatırlamanızı sağlayan şeyler aynı değildir.  Ezberlemek domino kurgusuna benzer. Hafızlamaya başlamak domino taşlarını kurgularken birbirlerini tekileme düzenini de planlar ve uygularız. Domino kurgusunda en önemli kısım dallanma noktalarıdır. O halde yeniden hatırlamak için tek yapmamız gereken saklı olan hafıza alanına doğru tetiklemeyi doğru başlatmaktır. Hafızlama tekniğinde çalışılacak konuda öemli yerleri belirli bir sırayla ziyaret edin, tıpkı bir şehirde önemli yerleri gezmek gibi. Tekrar ziyaretinizde sıra kuralın değiştirmeyin ve dalanma noktalarını unutmayın. Ziyarete başladığınızda her bir noktayı bir olay ile hayel edin. Böylece beyninizde karekterlerden oluşan bir yol ve dallanma noktaları yaratmış olursunuz. Dallanma noktalarına koyduğunuz karakterleri birbirleri ilişkelendirecek geçişler oluşturun. Böylece bir piramit elde edersiniz. Önemli bir nokta da, dallanma noktalarına gidecek kestirme güzergahların yaratılmasıdır.

 

Hafızlama tekniğinde belli ve önemli bir paragrafı ilişkili diğer paragraflar içerisine getir. Özellikle de zorlandığın paragraflarda.

 

Etrafımızda isimleri hatırlarken onun bizimle ilişkileri, bağları önemli rol oynamaktadır. Karşılaştığımız yer, zaman ve özellikleride hatırlamada önemlidir. Eğer bir kelimeyi hatırlamakta zorlanıyorsanız yumruğunuzu sıkın. Bu beyin aktivitenizin artmasına ve hafızanızı geliştirmeye yardımcı olduğu iddia edilmektedir.

 

Olacakları önceden kestirmek. Olacakları bilmek. Çıkacak soruları önceden fark etmek. Tarayıcı beyin siz farkında olmadan çoğu olacakları fark eder. Biz farkında olmadan beynin bir kısmı (önde bir yer) bulunduğu durumla, devamlı olarak toplanan hafızadaki tüm bilgileri tarayarak karşılaştırır. Bulguları geçmişteki deneyimler ile karşılaştırır. Tarayıcı beyin özellikle yolunda olmayan şeyleri, siz farkında olmadan fark eder. Daha önce başına gelen tüm değişiklikleri o anki durumunla karşılaştırır farklılıkları bulur. Normal olmayan deneyimleri o anki deneyimler ile karşılaştırır ve bir uyarı işareti gönderir. Bir rahatsızlık, tedirginlik hissi ve bir içgüdü.

 

Değişemezsiniz, ancak ve ancak değişimi başlatırsınız ya da değişimi fark edersiniz. Değişimi başlatmak için bazı şeylerden sonsuza dek vaz geçmek gerekmektedir. Eğer vaz geçmez iseniz çok şey kaybedeceksiniz.

 

Çocukken yaşadığımız deneyimler ilerideki kişiliğimiz üzerinde çok etkilidir. Kişilik özelliklerimiz hayatımızı şekillendirir. Bazı durumlarda kendimizi hemen kaybediriz. Çok kısa bir zaman dilimi içerisinde hemen öfkeleniriz.  Öfkeyi tetikleyen dürtüleri nasıl kontrol edebiliriz? Farklı davranmayı becerebilirsek, gerilmeyi tetikleyen dürtüleri alaya al ve eğlen. Yanıt vermeden önce bir oyun kurgula. Verdiğin tepkinin sana neleri kaybettireceğini düşünmeye başla.  Karşı tarafa ne kazandıracak, sana ne kaybettirecek.

               

Beyin ve fiziksel hareketler:

El ayak parmakaları doğrudan doğruya beyni çalıştırır. Hareket etmeye başladığınızda, beyniniz sizi alkışlar. Hareket etmek aynı zamanda kalp ve solunum aktivitelerini de hızlandırır.

 

 

 

3.6.       Zihni arındırmak

Zihnin anıları yeniden nasıl canlandırdığı hep merak konum olmuştur. Beni mutlu eden anılarıma dokunmadan, beni huzursuz eden anılarımdan kurtulmam mümkün olabilir mi? Bu sorunun yanıtı, beynin duygusal deneyimleri işlediği süreçte oluşturulan kalıpsal düşünce modellerinde yatıyor.

 

Duyu organlarından beyine giden uyarılar, beynin "temizleme odası" işlevi gören talamus bölgesinde toplanıyor. Oradan hızla beynin önünde badem biçimindeki amigdala bölgesine aktarılan bu bilgiler, duygusal niteliklerine göre kabaca bir değerlendirmeden geçiriliyor. Herhangi bir korku unsurunun saptanması durumunda, amigdala vücudun gerilim tepkilerini harekete geçiriyor ve meydana gelen tipik bir "savaş veya sıvış" tepkisiyle birlikte adrenalin ve noradrenalin düzeyinde bir fırlama oluyor. Uyarı gerçekten de bir tehlike içerdiğinde, adrenalin ve noradrenalin amigdalada bir dizi tepkimeye yol açıp, beynin anı merkezi olan hipokampusun harekete geçmesine ve korku uyandıran bu anıların özel bir işlemden geçirilmelerine olanak tanıyor.

 

Travma yaşayan bir kişi, olayı izleyen birkaç ay boyunca ilk yaşadığına benzer bir uyarı ile karşılaştığında abartılı tepkiler verebiliyor. Bunların çoğu, zamanla bu uyarıların bir korku unsuru olmadığını öğreniyor ve beyinlerinde eski anıları önemsiz kılan bir süreç yaşanıyor. Anıların tümden silinip atılmadığı, yalnızca geri plana atıldığı bu sürece "söndürme" adı veriliyor. Ancak travma niteliğinde bir olayı doğrudan yaşayanların yaklaşık %30'unda bu süreç çalışmıyor ve prefrontal korteksin amigdalayı dizginleme girişimi sürekli başarısızlığa uğruyor. Beta-önleyici propranolol denilen ilacın korku önleyici etkisinin ortaya çıkması anıların engellenmesi, hatta silinmesi olasılığını gündeme getirdi.

 

Ne var ki, duygu yüklü anılar, duygudan yoksun sıradan anılara dönüşebiliyor. Bu da ciddi bir tehlike oluşturabilir. İnsanların kendi anılarını denetleme hakkına sahip olmaları gerektiğinden anılarla oynanması fikri doğru değildir. Geçmişi yeniden yazmaya kesinlikle karşıyım. Bir insanın yaşadığı karabasanlar onun daha iyi bir birey olmasına katkıda bulunur.

 

Sorunlu anıları yok etmek doğru olmadığına göre, engellemeyi ya da unutmayı nasıl başaracağız? Öncelik uyarıcılarda olmalıdır. İstenmeyen anıyı ve başkahramanını hatırlatan uyarıclara odaklanmak gerekmektedir. Mazide yaşadığım travmaları yeniden bana hatırlatılan tetikleyici etkenler nelerdir?

 

Geçmişimizdeki travmalardan kurtulmak için teknolojiden medet umarız. Ön bellek ve ana bellekten oluşan beynimizde, önemli olmayan bilgiler ön bellekte kayıtlanır. Önemli bilgilerse ana bellekte depolanır. En son bilgiler en üstte, ilk öğrenilenlerse en altta kayıtlanır ve böylece hafıza katmanları oluşur. En üst katmanda depolanan en son bilgiler daha kolay hatırlanır.

 

Yaşanan acı hatıralar hem ana belleğe hem de sosyal hafızaya kayıtlanır. Sol prefrontal bölge psikolojik dünyamızın da merkezidir. Acı hatıralar aynı zamanda sosyal hafızaya da kayıtlandığı için psikolojik ruh hallerimizi ve davranış tarzlarımızı da yakından etkiler. Bu nedenle travmatik olaylar depresyon, panik atak ya da diğer psikolojik bozukluklara neden olabilir. Bazen de sosyal hafızaya kayıtlanan acı olaylar, ana bellekte çoktan hafıza katmanlarının arasında kaybolup unutulduğu halde bedensel dille hatırlanır. Kişi, geçmişindeki acı travmayı tamamen unutsa bile sosyal hafıza zaman zaman hatırlayabilir. Böylece panik atak ya da diğer psikosomatik bozukluklar ortaya çıkar. Sadece ana belleğe kayıtlanan acı hatıralar, zamanla etkisini kaybedip unutulur ancak sosyal hafızaya da kayıtlanmışsa bilinçaltı dünyamıza da yerleşmiş olur. Olumsuz sosyal hafıza kayıtları ya sürekli bilinçli üzüntü haline ya da bilinçaltının yönettiği çeşitli davranış bozukluklarına neden olur.

 

Eğer tıbbi olarak ön frontal lobdaki sosyal hafızayı silmek mümkün olabilirse, travmatik hatıralar hatırlansa bile acı ve üzüntü tablosu yaşanabilir mi? Olay sadece hafızada olmasıyla kalır ve rahatsızlık vermez mi?. Ancak burada unutulmaması gereken husus, acı hatıraların tamamen hafızadan silinmesi değil, acısız hale getirilmesidir.

 

Günümüzde bilinçaltını temizlemek için hipnoz, meditasyon gibi birçok yöntem kullanılıyor ancak bunların etkinliği şüphelidir. Kuantum olumlama tekniklerinin daha etkili olduğunu belirten uzmanlar, bu yöntemlerin hiçbirinde beyne dışarıdan herhangi bir müdahale olmadığını vurguladı. Bilinçaltını temizlemede en etkin yöntemin Manyetik Stimülasyon, yani TMS uygulaması olduğunu hatırlatan uzmanlar, bu teknikle acı hatıraları kısmen de olsa yatıştırabildiklerini belirtti. Beynin sol ön bölgesine uygulanan TMS seansları, sosyal hafızayı resetleyerek psikolojik olarak kişiyi rahatsız etmeyecek pozisyona getirmektedir. TMS tedavisinin somut bir tedavi olup, manyetik bir aparat aracılığı ile direkt baş bölgesine uygulandığının altını çizen uzmanlar bu tedavinin beyne zarar vermediğini belirterek sözlerini tamamladı. TMS (TMU - Transkraniyal Manyetik Uyarım Tedavisi).

 

Geçmişimizden kurtulmak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor. Yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz. Tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

 

Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.

 

Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım.

 

Gururumuzu bırakmamız gerekir. Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

 

Yaşamımıza yeni yaşanmışlıklar ve yaşanacaklar katmaktır Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

 

Dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

 

Yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

 

Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir. Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

 

 

METOT-A:

Problemle mücadelenizde size yardımcı olacak ve tek başınıza uygulayabileceğiniz teknikleri öğrenmiş oluyorsunuz. Pozitif ol, iyi düşün demekle olmaz.  Telkinlerin hızlı ve kalıcı etki etmesine yaratacak tekniler geliştirilmelidir.

 

Mutsuz olmak, üzülmek yasakmış gibi önüne gelen bize ‘pozitif’ düşünmemizi salık veriyor, tavsiye ne kelime emrediyor. Düşünce biçimi somut sorunların çözülmesinde bu kadar etkili mi?

 

- Evet, bu aralar mutlu olmak için pozitif düşünmek gerekir lafını sıkça duyuyorsunuzdur. Tavsiye olarak elbette verilebilir, “Bardağın dolu yarısını gör” diye tavsiye edilebilir ama bunu gerçek hayatta uygulamak o kadar da kolay değil. Çünkü hayatımızda bizi gerçekten üzen, öfkelendiren ve endişelendiren durumlarla baş başa kalabiliyoruz.

 

Genellikle problem dediğimiz şeyler genelde duygusal kökenli. Başarılı ya da ünlü kimselerin bana gelme nedenleri pek çok hastamla aynı: Stres, travma, anksiyete, öfke, endişe... Hatta bazen fiziksel ağrılar bile bu gruba dahil olabiliyor. Oldukça travmatik bir çocukluk yaşadım.  Ama şizofreni, klinik depresyon ve manik-depresiflik gibi rahatsızlıklar tedavi edilemez.

 

Önemli olan problemi zihninizden uzaklaştırabilmek. Kendi kendinizi terapi ederken problemi sadece başlangıç ve son aşamalarında aklınıza getirin. Eğer size hissettirdiğini daha da azaltmak istiyorsanız zihninizi sürekli o problemden arındırmayı deneyin, farklı şeyler düşünün ve aşağıda bahsedilecek tekniği problem tamamen kayboluncaya kadar tekrar etmeye devam edin.

 

Problemi hatırladığınızda, uyarıcı ya da tetikleyici etkileri belirleyin.

Problem aklınıza gelmeden, gözlerinizi kapatın ve canınızı sıkan bir problemi veya artık hatırlamak istemediğiniz bir anınızı düşünün. Düşünürken rahatsız edici seviyeyi belirleyin, size verdiği zararlar ile birlikte vereceği zararların etkisini düşünün.

 

Gözleriniz kapalı şekilde sanki yüzünüzü yıkıyormuşçasına alnınızı ve yanaklarınızı merkezden dışarı doğru yumuşak şekilde ovuşturun. Bu teknik sinir bilimi tekniğine dayanıyor ve beyninizin aktif olan kısmında stresi uzaklaştırmak için etkili olacak, prmaklarınızın ucunu alnınızda ve saçlarınız dahil olmak üzere başınızda gezindirin. Parmak uçlarını hissedin. Alnınızı ve yanaklarınızı ovuşturmaya devam ederken sizi mutlu eden anılarınızı hatırlayın. Sayısal ve matematiksel işlemler yapın. Bir şarkı mrındanın. Gözlerinizi açın etrafınıza bakın.  Size hissettirdiği şiddeti daha da azaltmakiçin zihninizi tekrar o problemden arındırmak için farklı şeyler düşünün,  tamamen kayboluncaya kadar tekrar etmeye devam edin.

 

 

METOT-B:

Çok sevdiğin bir yemekten nasıl nefret edersiniz? Yemeğin tadı bozuktur, hayal ettiğiniz gibi pişirilmemiştir. Bozulmuştur.  Çok önemli birşey daha var. Sabah akşam sürekli aynı yemeği yerseniz. Belirli bir süre sonra en sevdiğiniz yemeği yemek istemeyi bırakın, görmek bile istemezsiniz. Kurtulmayı istediğiiz anılardan da benzer yöntemle kurtulabiliriz.  İstenmeyen anıyı, hatırlatan tetikleyici belirlenirse ya tetikleme metotunu sürekli iğrenç hale getirerek, tetikleyici etki yok ederiz. Ya da sürekli tetiklemeyi bilinçli olarak kendimiz başlatırız.

 

Zeigarnik etkisi:

Zeigarnik etkisi, ilk kez Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından keşfedilmiştir ve yarım kalmış, tamamlanmamış şeylerin daha kolay hatırlanabildiğini ortaya koyan bir kavramdır. Ve bu etki bize, yarıda bıraktığımız şeylerde sürekli aklımızın kalışını çok net açıklar aslında.

 

1920’lerin ortalarında tamamı psikologlardan oluşan bir arkadaş grubu, Berlin Üniversitesi restoranına gider. Grubun siparişlerini tek bir garson alır ancak siparişleri hiçbir şekilde kaydetmez. Bu durum psikologlardan birisinin dikkatini çeker ve hatta restorana geri dönüp garsona bu kadar siparişi nasıl aklında tuttuğunu sormasına sebep olur. Garsonun cevabıysa basittir; garson, siparişlerini aklına yazıp, yemekleri kişilere verdikten sonra aklından sildiğini söyler bu meraklı adama.

 

Zeigarnik ve hocası Kurt Levin, konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yaparlar ve karşılaştıkları sonuç, bitirilmemiş işlerin zihni meşgul etmeye devam ettiği olur. Oysa iş bittiğinde, zihin bu meşguliyetten kurtulmakta ve o durumu kolayca silmektedir.

 

Bunlardan ilkinde Zeigarnik, deneklerden, bir seans sırasında, birkaç kez, belli renkteki boncukları, onlara verilen sıraya göre dizmelerini ister. Ama bu boncuk dizimi sırasında, denekleri engeller ve işlerini yarım bırakmalarını sağlar. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra deneklere, hangi dizimlerin akıllarında kaldığını sorar. Ve deneklerin tamamının cevabı, kendilerine yarım bıraktırılan boncuk dizimleri olduğu yönündedir.

 

Diğer deneyde ise yarım bıraktığı bazı işleri olan deneklerden, bir roman okumaları ve sonra da romandaki tüm detayları anlatmaları istenir. Bunun sonucunda, deneklerin romana tam anlamıyla konsantre olamadıkları ve detayları yeteri kadar hatırlamadıkları görülür.

 

Bir başka denek grubundan da aynı şey istenir ancak bu sefer durum biraz farklıdır. Çünkü bu kez deneklere, yarım bıraktıkları o işleri tamamlamak konusunda plan yapmaları için izin verilmiştir. Bunun sonucunda ise işlerini tamamlama konusunda plan yapabilen denekler, okudukları romana dair detayları; diğer denek grubuna göre daha iyi hatırlamıştır.

 

Sonuçta, yeni bir işe daha rahat geçilebilmesi için, yarım bırakılan işin tamamlanması konusunda, zihnin bir baskısı olduğu ortaya çıkar. Yani zihnin bilinç dışı çalışan kısmı, bilinç dahilinde çalışan kısma, yarım kalan işin bitirilmesi konusunda baskı yapmaktadır. Aksi durumda, sonraki işler bu durumdan negatif yönde etkilenecektir.

 

 

 

 

 

4.                     Kukla İnsanlar Üretmek

 

Elinde silah, saldırı öncesi görüntüde bir o yana bir bu yana giderken hareketlerini izledim. Çok şaşırdım. Sanki karşısında biri varmış gibi, biryerlere bakıyor, birisinden emir alıyor gibi. Bir o tarafa gidiyor bir bu tarafa. Tuhaf, saldırı öncesi, bulunduğu ortamda, hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Garip hareketleri var. Eller ve beden hareketleri, hatta söylemleri sağlıklı bir insandan çok bir kuklayı andırıyordu.  Önce hiçbir anlam veremedim. Ne şekilde yetiştirilmiş, ne olmuş bilmiyordum. Geçmişini biraz araştırdığımda, çok cesaretli bir çocuk değil, karanlıktan bile korkar; kavgacı, gürültücü değil; saf, kandırılması ve ikna edilmesi çok kolay, inanç bağımlılığı olan birisi.  

 

Sırlar ve yalanlar üzerine oynanan oyunlar ve psikolojik operasyonla kukla yapılan insanların hikayeleri dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Kore savaşı sırasında Çinliler tarafından Amerikan askerlerine yapılan beyin yıkama deneyleri “Mançuryan Kobayları - Manchurian Candidate” olarak adlandırılmıştır. Aynı isimle filme konu da olmuştur.

 

Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği ise Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler haşhaşın etkin maddesi eroin ile cennete gideceklerine ikna edilmiş ve gidecekleri cennet kendilerine yaşarken gösterilmiştir. Bu kişiler Hasan Sabbah’a itaat ederek intihar saldırılarını zevkle yapmışlar ve cennete gittiklerini sanmışlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4.1.       Psikolojik savunma mekanizmasını yok etmek

Uzaktan kontrol etme üzere yapılan çalışmaların ortak amacı bilinci etkileyip, değiştirip yönlendirerek; sorgulamayan, mukayese etmeyen; beyni olan ama düşünmeyen kukla insanlar üretmektir. Amaç, psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakılarak, telkine ve ikna olmaya açık hale getirilen kişinin beyinini ele geçirmektir. Davranış değiştirmede olması gereken gerekli ve yeterli koşul ise cesaretlendirip, hırslandırılarak tepki vermeye zorlamaktır. Tepkiyi verdiğinde takdir edileceğini ve ödüllendirileceğini bilmesidir. Kukla insanlar, kendi iradesi dışında, beyin yıkama ve isteklendirme yöntemlerinin etkisiyle başkalarının istediği eylemleri yapanlara verilen isimdir.

 

Kukla insan üretmek için geçmiş, aile yapısı, inanç, zeka ve kişilik analizi yapılır.  Davranışlar uzaktan gözetlenir ve izlenir; istedikleri gibi çevirip, kullanılabilinir mi? Çevresini inandırma yeteneği ve görünütüsü var mı?

 

Bir insan kukla yapılırken düşünme yetisi neredeyse tamamen yok edilerek işe başlanır. Bunun için, bireysel değil, grup halinde bir araya getirilerek toplu yemin etme, komut sözlerin ve seçilmiş sloganların hep birlikte yüzlerce, binlerce defa tekrarlanmasıyla psikolojik savunma mekanizması ele geçirilir. Bu törensel toplantılar, bağımlılık tutkusu oluşturmak ve iz bırakmak için periyodik olarak tekrarlanır. Çevresine ve ailesine hiçbir şey hissettirmemesi için onlardan hep uzak tutulur. Gruptan kopmaması, çıkmaması için sosyal statüsünden (bekar), zaaflarından, pişmanlıklarından yararlanılır. Tehdit edilir. ‘Ailene zarar veririz’ diye... Ayrıca, grup içindeki tüm ikili ilişkiler, bilgi akışı denetim altına alınarak ve takip edilerek tek tipleştirme tamamlanır. Böylece hazırlık  süreci tamamlanmış olur.  Bu süreçten geçen birinin normal algılaması beklenemez. Düşünceler, mutlak siyah ve beyaz arasında değişir. Bu düşüncelerde gri tona, şüpheye yer yoktur.

 

Eyleme geçişi ve sonrasında, sanki karşısında biri varmış gibi, birisinden emir alıyormuş gibi bakar. Hareketleri tutarsızdır. Hiç kimsenin dikkatini çekmez. Yine de garip hareketleri vardır. Hiçbir anlam verilemeyen davranışlar sergiler, kuklaya benzer.

 

Kuklayı kullanan azmettirici, her zaman kuklayı ortadan kaldırır. Katil olay yerinde imha edilir, çünkü geri kalanlar için bir tehdit oluşturur.  Ya da eylem sonrası bağlar koparılır, hedef şaşırtılır. Ardında yıkım bırakır. Aile bireyleri çok ağır hakaretlere, tehditlere maruz kalır. Aile bireylerinin can güvenliği tehlikeye atılır. İsimleri yayılır, işsiz kalmaları sağlanır.

 

Kukla eğitimi uzun bir zaman dilimine yayılır, refleksler yavaşlatılır, direnç kırılır! Efendisine sadık, onun sözünden asla çıkmayan, efendisinin emriyle öz annesini bile öldüren bir yaratık! Hafızaları silinmiş bu ordunun kukla askerleri sürekli sessiz ve teyakkuz halindedir. İfadesizikleri, tepkisizlikleri insanı ürkütür. Olay karşısında renk, ifade vermezler. Tasasızlıkları çıldırtıcı düzeydedir. Siz konuşurken yüzünüze suratınızın ortasından tren geçiyormuş gibi bakarlar. Diğer insanların acısını hissetmezler. Suçluluk gibi duyguları hiç yaşamazlar. Hedefi ele geçirmeye odaklanırlar. Fırsat buldukları anda sızma girişiminde bulunurlar ve başarırlar. Akıl seviyesinin üstünde bir yapı, ekip temelinde organizasyon oluştururlar. Ne olursa olsun, dağıtıldıkları ya da başarısız oldukları anda, yeniden organize olurlar; hedefi ele geçirmeye çalışırlar. Kimlerden seçilir diye sorarsanız; en yoksul, en çaresiz, en dağılmış, en umutsuz, sosyal zincirin en dibindeki ailelerden toplanmış yoksul çocuklar olduğunu unutmayın.

 

Birde varlıklı ailelerin çocukları vardır ki, onlar koşarak kukla olmaya gelirler ve uçarak ölüme giderler. Bu ailelerde iyi-kötü, doğru-yanlış, aydınlık-karanlık ayrımı yok edilmiştir. Çok zeki, çok akıllı ve çok güçlü olduklarına inandırılmış karakterlere sahiptirler. Psikolojik savunma mekanizmasını yok etmek için birilerine ihtiyaç yoktur. Kişi kukla olmaya hazırdır.  

 

 

 

4.2.       Robot insanlar yaratmak

Robot haline getirilmiş insanların, kurtarmak istedikleri hedefleri ve sorgulamadan kabul ettikleri inançları vardır. Kitlesel birlikte olmanın devası gücünden gelen büyüklenme ve tehdite dayalı kibirli bir karaktere sahiptirler.  Sorgulamayı unuttukları için beyinlerini başkalarına teslim etmişlerdir. Sorgulama kültürünün olmadığı bir kitle yaratmak, yasaklar ve günahlar ile başlar.  

 

Herşey gönül bağı, kerametlerin mucizesi ve güce tapınma ile başlar. İnançta tutku, sadakat aranır. Keramet ile inanılmazı yaşar. Tehdit ve korku ile sindirilir. Yeterince korkutulan insanlar otoriteye sığınır. Kendilerine bağlanan birey takip edilir, hata yaptığında enselenir, uyarılır ve korkutulur. Uyutma iki türlüdür; hem hiziksel uyutulur hemi de zihinsel uyutulur.

 

İdeolojileri ya da inançları adına bilinçaltlarına sürekli telkinlerde bulunulur. Bu telkinlerin sık tekrarlanması, çeşitli kahramanlık öyküleri ve vaatlerle süslenmesiyle kişi hazır hale getirilir.  Telkinlerden başka kullanılan bir yöntemde de baskıdır. Fiziksel ve düşünsel baskılar da aslında negatif telkinler olarak kişinin sağlıklı düşünmesini engeller. Bu baskıların en tipiği ise, içlerinde bulundukları grubun yarattığı sosyal baskıdır. Seçilen biri, içinde bulunduğu grubun diğer üyeleri tarafından sürekli olarak uyarılır. “Sen kabul etmez isen, bir daha kimse senin yüzüne bakmaz, dışlanırsın, ailen ve senin için artık hayat şansı kalmaz. Eğer denilenleri gerçekleştirirsen kahraman olursun, ailene de iyi bakarız.”

 

Belirsizlikler ve saldırı altında oldukları anlatımı süreklilik kazanırsa tapınma anlam kazanır ve cesaretlenir. Görevler komut olarak tekrarlanarak, beyinde iz bırakması sağlanır. Beyine iz bırakıcı mesajlar sürekli gönderilerek görevin unutulmaması sağlanır ve hırslandırılır.

 

Hedefini yerine getirmek için bilgi toplama, izleme; tehdit ya da sapma bulma konularında uzmanlaştırılır. Bilgi toplama, değişim bulma; iletişim ve algılama konusundaki teknolojiler çok iyi öğretilir. Fark edildiklerini fark ettiklerinde öğretilmiş oyundaki kandırıcı rolü oynarlar.

 

Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük gizlilik teknolojisiyle yetiştirilirler; bu gizliliğin adı tedbirdir, gizlilik atom bombası kadar tehlikelidir, çünkü atom bombası yapabilirsiniz ama saklayamazsınız, oysa yüz binlerce robotlaşmış insanı gizlemeyi başarırsınız.

 

Eyleme geçirmek için transa sokulur, tahrik edilir. Eyleme geçirmek için tüm grubun varlığının tehlike altında olduğu fikri iyice kafasına yerleştirilir ve eğer sen yapmazsan düşman yapacak fikri beyinlere ekilir. Böylelikle zihninde bir çatışma yaratılır.  Bunun dışında bazı pozitif motivasyon teknikleri ve ilaçlar alındığı zaman kişi kendinde aşırı cesaret hissedebilir. Duygusal yönden kadınlar hem kendilerini bir fikre daha kolay feda edebilirler hem de daha sadıktırlar. Eylem sonrası olan her şeyi zihinlerinden silerek unutmalarını ve hatırlamamalarını sağlamak için sürekli uyutulur. Eylem sonrasında susmaya ya da yalan ifade vermeye zorlanır.  Kabus ve halüsinasyon görmeleri sağlanır. Kaçırıldıklarında ya da ele geçirildiklerinde konuşmayacakları test edilir.

 

Robot insanlar belirli aşamada uygulanan temel eğitimle yaratılır;

·         Robot insan yetiştirecek uzman hazırlanır

·         Hazırlık eğitimi verilir

·         Robotlaştırılır

·         Takip edilir

·         Fark edilmemesi sağlanır

·         Eyleme geçirilir

·         Eylem sonrası susturulur ya da bağları koparılır.

 

Unutulmamalıdır ki robot insan yetişirtirilirken verilen psikolojik savaş akla değil, duygulara hitap eder. Asılsız bilgi kaynakları kullanılarak etkili olabilmek için kuvvetli bir disipline sahip, yaratıcılık özelliği olan, taklit ve şaşırtma yeteneği yüksek uzmanlar tarafından uygulamalı eğitimler verilmektedir. Net ve kesin bir sonucun alınması için beyne transfer edilecek mesajın, birey ya da kitlenin içinde bulunduğu atmosfere uygun ve birbirlerine paralel bir psikolojiye sahip birey veya grupların hazırlanmasını gerekli kılmaktadır.

                                                                                        

Birey ya da kitlede mevcut davranış biçimlerini silme, hafıza kaybı oluşturma anlık olabildiği gibi çok uzun sürede de sonuç alınacak bir faaliyettir. Hafızayı yeniden programlamak için,

·         Öncelikle düşünce ve kanaat oluşturma özgürlüğü engellenir, sınırlandırılır ve sonunda yok edilir. 

·         Gerçeklere gözlerini kapamak ve kulaklarını tıkamaları için inanca dayalı gönül bağımlılığında yanlızlaştırma ve ötekileri ret etme öğretilir.

·         Böylece sorgulama yok edilir, biat etme ve tam bağımlılık oluşturulur. 

·         Birey ya da kitlenin yeni davranışları programlanırken ortak amacı ve uyması gereken tedbirleri sürekli tekrar ettirilir.

·         Sır küpü olma ve kendini belli etmeme öğretilir.

·         Sızma, sinme; uyuma, gizlenme; uyanma, görevini hatırlama ve kendinden olanı ve görevini fark etme konularında uzmanlaşır.

·         Gizliliğin adı tedbirdir.

·         Eğitim aşamasında, kendi başına başarma ve karar verme yeteneği elinden alınır; başarı kendine ait değil, kendisi uygulayandır, bilir.

 

Robot insan yetiştirenler:

·         Sade bir yaşamı varmış gibi davranır,

·         Hiç bir olaya karışmaz,

·         Kimse ile polemiğe dahi girmez,

·         Hiç kimseyle samimi diyalog kurmaz,

·         Etkinlik veya sosyal faaliyetlerin fotoğraflarına dahi girmekten kaçınır,

·         Etrafda çok ender görülür,

·         Çantasını yanından hiç ayırmaz,

·         Sık sık yaptığı yürüyüşler de bile tek başınadır.

 

Kendilerince seçilmiş devşirdikleri çocuklar ile bir robot ordusu üretirken eğitim aşamasında pişmanlık diye bir şey yoktur, korku var, verilen görevleri eksiksiz yerine getirme vardır. Ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken zil çalar ve bunu sürekli tekrar. Köpekler zil sesini işittiğinde et görmeden de hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, "Şartlı Refleks"tir. Eğer sürekli olarak zil çalar ama hiç et göstermezseniz, bir süre sonra şartlı refleks söner. Devamın sağlanması için arada bir et gösterilerek refleks pekiştirilmelidir.

 

Bir gün Pavlov'un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur, bir kısmı da günlerce korkuyla titreşir çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yoktur. Şu müthiş sonuca varır Pavlov: "ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır. Hayvan en doğal, en ilkel durumuna gerı dönmektedir.

 

Pavlovdan beri şartlandırmayla ilgili bütün gelişmeler bu çocukların üzerinde uygulanır. Karşımızda mankurt bir kafa var. Mankurt” sözcüğü, Türk dünyasının en büyük yazarlarından olan ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un (1928-2008) anlattığı bir öyküdür. Orta Asya ülkelerindeki “Mankurt” efsanesini “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanında yazan Aytmatov, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felâketin, toplumun mankurtlaşması olduğunu belirtmiştir. Beyni yıkanarak mankurtlaştırılan kişi, düşmanını efendi olarak kabul eder, efendisi için savaşan bir köle olur! Bu, elbette ki öyle kısa bir sürede olmaz. Uzun bir zaman dilimine yayılır, refleksler yavaşlatılır, direnç kırılır! Mankurt, efendisine sadık, onun sözünden asla çıkmayan, efendisinin emriyle, sorgulamadan ölmeye ya öldürmeye  yönelen bir yaratık!

 

Orta Asya’da, Juan-Juan isimli barbar bir toplum, tutsak ettiği insanları robot köleler haline getirmek için onların hafızalarını silermiş. Hafıza silme işi şöyle yapılırmış: Önce tutsağın başı kazınır, saçları tek tek kökünden çıkarılır. Bir deve kesilir, derisinin en kalın yeri olan boynundaki deri tutsağın kanlar içinde olan kazınmış başına sımsıkı sarılırmış. Kuruyup büzülen deri, kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış. Tutsak, kafasını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır; yürek paralayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde dört-beş gün aç-susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür, kalanlar ise belleklerini yitirirmiş. Tutsak zamanla kendine gelir, yiyip içerek gücünü toplarmış. Artık o bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olurmuş. Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. Bilinci ve benliği olmadığı için, insan olduğunun bile farkında değilmiş… Ağzı var, dili yok, itaatkâr bir robottan farksız. Kaçmayı hiç düşünmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmek…

 

Bir inancın gücü, dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılacak dağları görmemesinden belli olur. Öncelikle sorgulamanın olmadığı, inancın ipine sarılanların nasıl bir irade yoksunluğu sorunuyla karşılaştıkları ve kendisi olma vasıflarını kaybettikleri ortadadır. Onlar sınırları çizilmiş belirli bir inanca mahkum edilirler, uyutulurlar. Çünkü onlara dayatılan temel  felsefe:

·         Sorgulamayacaksın, önderler adınıza bu işi zaten yapmaktadır,

·         Doğrudan inanacaksın, doğruları keramet sahibinden daha iyi mi bileceksin?

·         Kendini geliştirmeyeceksin, senin ne olacağına karar verilmiştir.

·         Ötekilerini  yok sayacaksın, saygı göstermeyeceksin; çünkü onlar yok edeceğin düşmanındır.

 

Aklını örgüte teslim eden rol modeller veya robot askerler yetiştirme konusunda uzmanlaşanlar bütün ilimleri öğrenir, kimya, sihir ve gizem ile uğraşırlar. Sızma, tedbir ve sır konularında uzmandır. Kendilerine ait dünyayı kurgular ve kendilerine ait önder, suikastçi ile gizli fedai yetiştirirler. Kendilerine bağlı adamlarını, ölesiye sadık haline getirecek yöntemler geliştirirler. Devletin önemli kademelerinde yer alan gizli fedailer ordusu oluşturulur. Bu fedailerin bir kısmı devleti yöneten çok güvenilir insanlar, komutanlar, sırdaşlar, hatta eşleri de olabilir.

 

Robot insan yetiştirecek olanlar  muazzam disiplinde eğitilirler. Bu eğitimlerde, hedefin ne pahasına olursa olsun yok edilmesi ve deşifre olunduğunda doğrudan yok olunacağı öğretilir.  Öte yandan devletin içerisine sızmaları, yerleşmeleri, suskun kalmaları konusunda farklı uygulamalar ve eğitimler de geliştirilir. Önderlerinin emri ile devletin önemli kademelerinde bulunmak, onlardanmış gibi görünmek zamanı gelince yapılan işi başarmak, ya da bu uğurda ölmek, onurlanmaktır.  Üretmek ya da kontrol etmek istediğiniz kişilere ilişkin, kişisel istihbarat, en büyük silahtır. Çok büyük bir istihbarat yapılanması söz konusudur. Birey ya da toplumun düşünce ve duygusunu sentez yapabiliyorsanız topluluğu arkanızdan götürmeniz, ölüme götürmeniz çok kolay olabilir. Robot insan yetiştiren önderler deşifre olunca hemen başka önderler gelir ve o boşluk böyle dolar.

 

Günümüz dünyasında robot insan yetiştirme faaliyetleri ağırlıklı olarak legal örgürler üzerinden yürütülür; özellikle gençliğe yönelik eğitim ve kültür faaliyetleri gerçekleştirilir. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli dallarda ulusal ve uluslararası başarılar elde etmek suretiyle örgütün propagandası yapılır. Böylece kendi organizasyonlarına halkın rağbet etmesi sağlanarak sempatizan kitlesi genişletilir. Organizasyonda iletişimin gizliliğe riayet edilir; önemli mesajlar ulaklar vasıtası ile iletilir. Kendilerine özgü ceza ve ödül sistemi bulunan profesyonel bir örgütlenme söz konusudur.

 

Örgüt, sistemli ve programlı biçimde çocuk yaşta seçilenleri ileriye dönük hedeflere göre yetiştirir. Eğitilmiş çocuklar, düzen ya da sistem içerisinde önemli noktalara yerleştirir.  Sistemi tamamen kontrol altına almada uygulanan strateji: çevresine güven verilmesi, yaşm tarzında esnek olunması, sivrilmeden can damarları içinde dolanılması, bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimsenin varlıklarından haber olmadan düzenin ana damarlarında ilerlenmesidir.  Tamam olunacağı ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklenir. Bilhassa, haber alma hususunda her zaman cephenin çok önünde olurlar.

 

Kritik devlet organları, yerel yönetimler ve finansal sektörü dahil kendilerince belirlenmiş kritik noktalar sırayla ele geçirilir. Yönetimi kontrol altına alabilmek için tüm kadrolara ya kendi mensupları getirilir ya da o makamları işgal edecek olanların kendilerince yönlendirilecek tipler olması hedeflenir. Kurgulanmış soruşturmalar, sahte ihbar mektupları, yasa dışı dinlemeler, gerçeğe aykırı deliller sayesinde kendinden olmayan tüm kadro tasfiye edilir. Kendilerinden olmayanlara karşı yürütülen baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit faaliyetleri, kolluk kuvvetleri, kamu kurumları ve yargıdaki kendi adamları yardımıyla ortaklaşa  gerçekleştirilir.

 

Bu tür organizasyonlarda çok katmanlı örgütlenme söz konusudur. Hedefi ele geçirmeye kitlenenler, başarısızlığa uğradıklarında, varlıklarını sürdürebilmek için,  birbirlerini tanımayan ya da  farkında olmayan çok katmanlı örgütlenme geliştirirler. Bunların en alt temelini ise infaz tugayı oluşturur.  Tüm damarlarında gizlenmiş görgüt üyeleri varlıklarını sürdürürken zamanı, yeri ve emri beklerler.

 

Siber saldırı yapabilecek güce sahip olabilmek için devşirilenler ise bankalara, devlet kurumlarına, iletişimi hedef alan oldukça kapsamlı bir siber saldırı yapmak için eğitilirler.

 

Asıl sorun uyuşturucu madde bağımlılığından çok daha tehlikelidir: örgütüne, liderine bağımlılık. Bağımlı olanlar, bir fikir geliştiremez, bağımlı yapıların düşüncesi olmaz. Bir düşünceniz olabilmesi için beyniniz, bilinciniz, benliğiniz yani kendi varlığınız kendi özgür iradenizin elinde olması lazım.

 

 

4.3.       İnsanları programlamak

Kaynayan suya bir kurbağa atarsanız, elbette ki çılgınca kaptan çıkmaya çalışacaktır. Fakat eğer onu ılık suya koyar ve suyu yavaş yavaş ısıtırsanız, uysalca orada oturacaktır. Su ısındıkça, kurbağa rahat bir uyuşukluk haline geçecektir, çok zaman geçmeden, karşı koymadan kaynayarak pişmesine izin verecektir.  (Daniel Quinn'in The Story of B adlı eserinden.)  Kaynayan kurbağa hikâyesi, genellikle mecazi bağlamda ve insanların aşamalı değişikliklere karşı uyanık olması gerektiği, aksi halde istenmeyen bazı sonuçlarla karşılaşabilecekleri mesajı verir. Hikâye küçük bir adımın tetikleyeceği durumların en sonunda önemli tehlikeli sonuçlara yol açabileceği, toplumun algısının da benzer şekilde yönetilirse, yok oluşta bile tepki vermeyeceğini ön görür. Oluşturulan duyarsızlık, toplumun uyutulmasında, tepki vermemesinde “Kurbağa Sendromu Yöntemi” etkin olarak kullanılmaktadır.

 

Öğrenilen davranışlar ve grup dinamiği konusunda yapılan deneyde, bir grup bilim adamı bir kafese 5 maymun ve tepesinde muzlar bulunan bir merdiven yerleştiriyor. Ne zaman bir maymun merdivenin tepesindeki muzlara ulaşmaya çalışsa bilim adamları diğer maymunları soğuk suyla sırılsıklam ıslatıyorlar. Bir süre sonra, ne zaman bir maymun merdivene tırmanmaya yeltense diğerleri o maymunu engellemeye, hatta dövmeye başlıyor. Bunun üzerine doğal olarak, muzlar ne kadar cezbedici olsa da hiçbir maymun merdivene tırmanmaya cesaret edemiyor. Daha sonra bilim adamları maymunlardan birini kafesten alıp farklı bir maymunu içeriye bırakıyor. Bu yeni maymunun yaptığı ilk şey merdivene tırmanmak oluyor ve diğerleri onu hemen dövüyorlar. Birkaç kez dövüldükten sonra yeni maymun da nedenini bilmemesine rağmen merdivene tırmanmaktan vazgeçiyor. İkinci bir maymun daha başka bir maymunla değiştiriliyor ve yine aynı şey oluyor. İlk maymunun yerine gelen maymun da yeni maymunu dövenler arasında yer alıyor. Üçüncü maymun kafesten çıkarılıp yerine başka bir maymun geliyor ve sonuç aynı. Dördüncü maymunda da sonuç yine aynı oluyor ve yeni maymunu dövüyorlar. Daha sonra beşinci maymun kafesten çıkarılıp yerine yenisi yerleştiriliyor. Sonuç olarak daha önce soğuk suya hiç maruz kalmamalarına rağmen merdivene tırmanmaya çalışan maymunu döven 5 adet maymun ortaya çıkıyor. Maymunlar gibi olmayalım; aklımızı kullanalım, sorgulayalım, soru soralım.

 

Zihinsel yetilerinin uzaktan kontrol edileceği, bakış açısının nasıl değiştirileceği ya da yönlendirileceği, tepkisel davranış ile doğrudan bağlantılıdır. Kitlenin tepkisel davranışını, şüpheleri, kırgınlıkları, kızgınlıkları kısaca korkuları belirler. Hayalî kötü güçlere karşı duygusal tepkiler; kutuplaşan ülkede hayal kırıklıkları kolay, öfkeler büyük, tepkiler sert oluyor.

 

Amaç yönlendirilecek kitleyi oluşturmak için tohumları zaman içerisinde yavaş yavaş ekmek;  sorgulamadan; söylenenlere doğrudan inanılmasını ve biat edilmesini sağlamak için öğretilerek hazırlanan kitlenin zihinsel haritanın değiştirilmesi ya da yok edilip yenisinin yüklenmesidir. Kitlesel tepki davranışlar kullanılarak bir ülkenin geleceği yönetilebilir yönlendirilebilir. Kitlesel saldırganlık hali her zaman bir engellenme sonucu ortaya çıkar. Aslında engellenme tek başına saldırganlığa neden değildir. Engellenme genellikle öfke olarak nitelendirilen duygusal bir tepkiye yol açmakta ve bu tepkide kitleyi saldırgan davranışlarda bulunmaya hazır hale getirmektedir.

 

İnsanoğlu kendisini yok edecek her türlü mikrop ile birlikte yaşamaktadır. Kimi sürekli saldırı altındadır, geri durur, kimileri ize uygun anı bekler. Fırsatını buldu mu, uygun durum oluştu mu hemen saldırıya geçer. Dış düşmana karşı her türlü satratejiyi geliştiren insan kendi içerisinde uyuyan mikroplara çok rahat teslim olabilmektedir. Bu mikroplar uyuyan virüslerdir ve mevcut ilaçlar bunlara ulaşamaz. Bu uyuyan virüslere çare bulunması da zordur. Bu virüslerin bazıları çok uzun yıllar uykuda kalabilir.

 

Terör örgütleri  gerektiğinde saldırı düzenlemek için bireysel veya grup düzeyinde pasif olarak tuttuğu ve her an eyleme geçebilecek bir yeraltı yapısı diye bilinen uyuyan hücrelerini eyleme geçirebilir. Şer odakları tarih boyunca hiçbir zaman hedeflerinden asla vaz geçmemiş, her fırsatta kural, kaide dinlemeden, hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah saymışlardır. Sabote etmek için şer güçleri, toplumda infiale neden olacak,  şok yaratacak, kazaya neden olacak, senaryoları hayata geçirmek için uyuyan hücrelerini uyandırabilirler.

 

 

 

4.4.       Kutsal kurtarıcıların kuklası olanlar

Geçmişten bugüne, adeta elinde sihirli bir değnek varmışcasına bir kurtarıcının gelip insanlığı kurtaracağına inanılmıştır hep. Kötülüğe karşı iyiliği temsil eden ve kötülüklerden kurtaracı olarak beklenen kutsal kurtacılar. Kutsal kurtarıcılar dünyayı karanlıktan aydınlığa çıkaracak, barış ve esenlik devri olan Altın Çağ’ı getirecektir.

 

Kurtarıcıyı bekleme inancı ezilmiş toplumların ümitle bekledikleri, sosyal bir protesto ve başkaldırı ile huzur dolu bir toplum arayışı arzularına dayanmaktadır. İlkel kavimler kutsal kurtarıcının zenginliklerle dolu bir gemi ile geleceğine ve kendilerini yabancı hâkimiyetinden kurtaracağına inanırlar.

 

1095 senesinin 27 Kasım’ında Papa II. Urban (Örvın) ruhbanlar meclisini Clermont (Kılermont), Fransa’da Bizans imparatoru I. Alexsios tarafından istenen askeri yardımı görüşmek üzere topladı. Selçuklu Türklerine karşı verilecek yanıt için toplanan kilise konsilinde Papa II. Urban (Urbanus) ve fanatik Keşiş Piyer (Pierre L'Ermit), bütün Hristiyanları Kutsal topraklardaki Müslümanlara karşı savaşmaya teşvik eden konuşmalar yaptılar. Urban (Örvın) çağrısında şöyle diyordu: “Şimdiye kadar haydut olanlar artık şövalye olsun.” İster profesyonel asker, ister şövalye, isterse ayak takımından olsun herkes savaşa gidebilirdi. Ortaçağ Katolik kilisesi savaşa katılanları fazlasıyla cesaretlendirdi. Haçlı seferlerine katılanların günahları kilise tarafında af ediliyordu. Böylece daha da acımasız olmaları sağlanıyordu. Aslında onlara sunulan şey hapisten çıkış kartıydı. Suçları af ediliyor ve borçları siliniyordu. Haçlı seferlerine katılanların çoğu suçlulardı; tecavüzcüler, katiller, hırsızlar. Haçlılara katılıp Kudüs’e giderlerse suçlarının af edileceğini biliyorlardı.

 

Binli yıllarda Papalığın Avrupa’daki denetimi tam olarak ele geçirmelerine engel üç olgu söz konusuydu; Anadolu’da güçlenen Türkler, Avrupa’da güçlenen Feodalizm ve özellikle kadınların sahip olduğu güçlü Pagan inancında bilinçlenmiş köylüler; başedilmeyen suçlular. Krallar ve Papalık,  feodal beylerini ve hapsettikleri suçluları başlarından def etmek için aradıkları fırsatı Haçlı seferi organisazyonunda bulmuş oldular.  Feodal beylerini ve suçluları I. Kılıç Arslan ile savaşa gönderek onlardan kurtulmayı hedeflediler. Kılıç Arslan ilk başta mücadele etti; sonrasında gelenlerin kimler olduğunu ve sürekliliğini fark edince önlerinden çekildi. Fatimilerin kontrolünde olan Kudüs kutsal kurtarıcıların kuklalarına güzergah açılmış oldu.

 

İnsanlar neden körü körüne kurtarıcılarına bağlanma ihtiyacı duyarlar? İnanç temelinde keramet, gönül bağı, tutku, sadakat, korku ve tehdit gibi duyguları yaşanması yeterli olabilir mi?  Evet bağlanmayı sağlayan birlikte yaşanmışlık, ortak intikam duygusu, kerametler, ödüllendirme ve motivasyondur. Kişilerin temel ihtiyacı olan ödüllendirme ile bağımlılık oluşturulmakta ve kişilerin zihinsel yetileri yani beyinleri birileri tarafından ele geçirilip yönlendirilmekte ve yönetilmektedir.  Bağımlılık yapmak için gerekli olan ise hırslandırmak ve motive etmektir. İnsan tabi ki doğası gereği onay almak, dediğine inanılmak ve beğenilmek isteyen bir varlıktır.  Ancak burada yanlış olan birşeylerden korkanların kurtarıcıyı tercih etmeleridir.

 

1994 yılında dünyanın dört bir yanından zenginler, paralarını nereye koyacaklarını bilemeyecek, kadar deliren varlıklı kadınlar, erkekler ve kendileriyle birlikte sürükledikleri zavallı çocuklarından oluşan tarikat üyeleri topluca intihar ettiler. 30 Eylül 1994’te Kanada’da beş mürid bıçaklanarak öldürüldü. Aynı yıl 4 Ekim günü İsviçre’de mezhebin kurucusu ve başrahibi Jo Di Mambro’nun villasında toplanan 25 tarikatçı bir yangında kömür oldular. Onlar da uyuşturulmuşlardı. 22 Mart 1997’de ise yine Kanada’da yine beş üye, ölümü seçti.

 

1995 yılında 15 Aralık’ı 16’ya bağlayan gece, Fransa’nın Vercors ormanlarında ve Cehennem Deliği denilen çukur alanda, halka halinde sıralanmış, kömürleşmiş bedenler bulundu. 36 yaşındaki Fransız polis görevlisi Jean Pierre Lardanchet ve İsviçreli mimar 39 yaşındaki Andre Friedli, on dört kişiyi önce öldürmüş, ardından üzerlerine benzin dökerek yakmış ve kendi ağızlarına da birer kurşun sıkarak intihar etmişlerdi.

    

Altın Yol tarikatının kurucu ve ideologları, "artık ışınlanma zamanı"nın geldiğine ve eğer yanarak yok olursalar bedenlerinin, "Sirius" gezegenine ışınlanacaklarını inanmışlardı. Tarikatın hiçbir üyesi safdil, gerizekalı ya da cahil değildi. Hemen hepsi orta düzeyin çok üstünde kültürlü, eğitim görmüş ve içinden çıktıkları toplumların seçkinleri sayılan, işlerinde başarılı, servet sahibi kişilerdi. Örneğin ünlü Piaget saatlerinin eski sahibi Camille Pilet, 94’deki katliamda yanmadan önce, tüm servetini Altın Yol tarikatına bağışlamıştı! Nasıl olmuştu da Sirius gezegenine inanmış idi? Güneş Tapınağı’na giden Altın Yol, yanarak kömürleşmek mi?  Altın Tapınak davasının tek sanığı dünyaca ünlü orkestra şefi Michel Tabachnik. Kendisi, tarikattan 1994 yılında ayrıldığını iddia etmesine karşın aynı yıl işlenen cinayetler dizisinden on gün önce, Fransa’nın Avignon kentinde verdiği konferansta, dünyanın sonu ve dolayısıyla insan bilinci taşıyan tarikat üyelerini Sirius gezegenine nakletmenin zamanı geldiğini söylüyordu. İsviçre uyruklu Tabachnik, kendi ülkesinde açılan davada, cinayetlerle ilgisi kanıtlanamayarak beraat etti. Peki toplanan paralara ne oldu?

 

Güneş hangi gezegene biat eder! Geceleri gök yüzünün en parlak yıldızı olan Sirius, yan yana bulunan çift yıldızdan oluşur. Büyük olanı Sirius A, küçük olanı Sirius B dir. Bu yıldızların birbirleri çevresinde her 49.9 yılda bir çift yay çizerek dolandığı yakın zamanlarda belirlenmiştir. Sirius-A'nın Yörüngesi. Sirius-B de Sirius-A'nın yaptığı yaylara simetrik olarak (eksene oranla) yaylar çizer.

           

Sirius yıldızı, Kur’an da adı geçen tek yıldız olup, kendisinden Necm (Arapça’da Yıldız demek) suresinde söz edilir. Söz konusu surenin 49 uncu ayetinde: “Hiç kuşkusuz Şi’ra yıldızının / şuurlanmanın Rabbi de O’dur.”  Aynı surenin 9 uncu ayetinde: “İki yayın beraberliği gibi belki de ondan da yakındı” der.

 

Dogonlar Afrika'nın Mali cumhuriyetinde yaşayan bir kabile halkıdır. Dogon kültürünü 1930’lu yıllarda Batı'ya tanıtmış olan etnolog Marcel Griaule'dür. Totemleri bulunan ve inisiyasyona dayalı bir örgütlenmesi olan bu kabile, tradisyonlarını sözlü aktarım yoluyla sürdürmüştür. Tradisyonlarındaki astronomi bilgileri, özellikle Sirius sistemi hakkındaki bilgileri tüm astronomları şaşırtmıştır. Kimilerince ilkel olarak nitelendirilebilecek bu halkın geleneksel olarak bildiği, teleskopa sahip olunmaksızın bilinmesi imkânsız denilen astronomik bilgilerden bazıları şunlardır: Dünya yuvarlaktır ve Güneş etrafında döner, Ay da Dünya etrafında döner. Satürn’ün halkaları, Jüpiter’in uyduları, Sirius bir çift yıldızdan oluşur, birbirleri çevresinde 50 yılda bir dönerler, biri çok küçüktür, gözle görülemez ve onun maddesi çok ağırdır. Bu bilgileri bilebilmek için teleskop da yeterli değildir. Dogonlar, bu kadarla kalmayıp, Sirius Sistemi’nde henüz varlığı halen doğrulanamamış üçüncü bir bileşen yıldızın olduğunu, dolanım süresini ve gezegenin bulunduğunu bildirmektedir.

 

Nommo’nun Gemisi, Mali Cumhuriyeti’nde yaşayan Dogon yerlilerinin mitolojisinde Sirius yıldız sisteminden Dünya gezegenine “gönderilenler”i ifade eden bir terimdir. Nommo’nun terimi, Dogon inanışında, kimi zaman Sirius sisteminden Dünya’ya gelen maddi bir uzay gemisinden söz ediliyormuş gibi, kimi zaman da manevi anlamlar içeren bir sembol olarak kullanılmaktadır. Kuşaktan kuşağa aktarıla gelmiş Dogon geleneklerine göre, bu gemi, insan soyunun atalarını taşımaktadır. Fakat ataları gemiye insan formunda değil de, tohum halinde konulmuş; geminin Dünya’ya iniş yolculuğu boyunca, embriyonun, insan cenininin ana rahminde geçirdiği oluşum evrelerini andıran çeşitli dönüşüm evreleri geçirmiş ve gemi yeryüzüne vardığında gemiden insan biçimine gelmiş olarak çıkmışlar. Bu sürecin devam ettiğine inanırlar. Altmış bölmeli bu gemi yalnızca ataları değil, yirmi iki kategoride sınıflanan “yaratılış unsurları”nı ve “kelâm”ı da içerir. Gemideki bölmelerde tüm varlık türleri ve “oluş usulleri” vardır; fakat bunların yalnızca bir kısmı yeryüzüne indirilmiştir, dolayısıyla insanlar yalnızca bir kısmını bilmektedir. Geriye kalanlar yoldalar, geliyorlar...

 

Toplu intihar eden müritlerin oluşturduğu diğer tarikat ise “Halkın Tapınağı Tarikatı” dır. 1970 yılında ABD'nin San Fransisco kentinde kurulan tarikat 1976 yılında lideri Jim Jones'in hakkında çıkan yolsuzluk iddiaları nedeniyle Guyana'ya taşınmıştı. Jones, bütün kimliklerini aldığı müritlerine sürekli toplu intihar provaları yaptırıyordu. Hakkında açılan bir soruşturma için Guyana'ya gelen Amerikalı görevlileri ve tarikattan ayrılan 14 kişiyi öldürten Jones baskın korkusuyla müritlerine intihar emri verdi. Toplu intiharda ölen 912 kişinin 276'sı çocuktu. Müritlerini birer zombi haline getiren Jim Jones daha sonra kafasına bir kurşun sıkılmış halde bulundu. İsa'nın ruhunu taşıdığını iddia eden Jones'ın Amerikan İstihbarat Teşkilatı CIA adına çalıştığı ve CIA'nın bir zihin kontrolü projesinin üyesi olduğu iddia edilmiştir.

 

19 Nisan 1993 tarihinde Teksas'ta 51 gün süren FBI kuşatmasına rağmen teslim olmayan "Davidiyen" tarikatı üyeleri, teslim olmak yerine kendilerini yakarak intiharı seçtiler. Akli dengesinin bozuk olduğu söylenilen tarikatın lideri David Coresh müritlerine kendisinin Hz. İsa olduğunu söylüyordu. İntiharda 83 müridi ölen Coresh'in tarikat içinde 20 karısı ve 40'tan fazla çocuğu vardı.

 

İntihar olaylarının en ilginci 17 Mart 2000'de Uganda'da meydana geldi. Ülkenin güney batısındaki Kanungu kentinde toplanan "Tanrının 10 Emrinin Restorasyonu Hareketi" tarikatı üyesi 500'ü aşkın insan kilisede kendilerini ateşe verdiler. Yetkililer tarikatın başka evlerinde de cesetler buldular. Dehşetin bilançosu evlerde bulunan cesetlerle birlikte toplam 952'ydi. Katolik Rahip Paul İkazire tarafından 1980'li yıllarda kurulan tarikatın başlangıçtaki amacı tanrının 10 emrini insanlara hatırlatmaktı. Daha sonra gruba girip tarikatı ele geçiren Credonia Mwerinde ve Josep Kibwekere, Ruhul Kudüs'ten mesaj aldıklarını, Hz. Meryem ile konuştuklarını iddia ederek insanları etkilediler. İntiharın ardından ortadan kaybolan Mwerinde ve Kibwekere sırra kadem bastı.

 

 

 

4.5.       Duygusallığı ele geçirmek

Günümüzde istemediğinizi yok etmek avın karşısına çıkıp saldırmak anlamı taşımamaktadır. Komodo ejderi olarak adlandırılan bu yöntemde avın duygusallığına öylesine bir saldırı düzenle ki, duygusallığı zehirlensin ve kendi kendisini yok etme sürecini başlatsın. Avını ısır, zehirini bulaştır ve bırak, günler sonra av ölür. Av için uğraşılmaz, savaşılmaz; bir ısırık yeterlidir. Bu av oyunun matematiksel modeli, hedef ile doğrudan çatışmaya girmeyeceksin. Zaaflarını, takıntılarını, hassas olduğu alanları çok iyi belirleyecek ve takip edeceksin. Fırsatını bulduğunda, tuzağa düşürdüğünde duygusallığını zehirleyeceksin, bırakacaksın.

 

Komodo ejderini iyi tanımada fayda vardır. Dünyanın en büyük kertenkele çeşididir. Boyu 3 m. uzunluğunda ve ağırlığı 140 kilo civarındadır. Adına ejder denilmesine karşın aslında bir varan çeşididir. Varan, pullu sürüngenler familyasından, çok büyük kertenkeledre verilen isimdir (Varanus). Dişisi her yıl on beş civarında yumurta yapar. Onları yere gömüp, kuluçkaya yatar. Endonezya'ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında yaşarlar.

 

Komodo ejderleri otlak alanları tercih eder. Komodo ejderleri iyi yüzer ve tırmanırlar ve gün boyunca aktiftirler. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Komodo Ejderi'nin salyasında çoğu tehlikeli zehirleyici bakteriler bulunur. Bu zehir kurbanlarını şoka sokar, kanın pıhtılaşmasını engeller, kan akışının hızlanmasına, böylelikle kan basıncının düşmesine ve bilincinin kapanmasına neden olur. Ayrıca Komodo Ejderi avını ısırdıktan sonra hemen yemeyebilir, avı zaten girdiği şok sonucu öleceğinden daha sonra geri dönüp beslenebilir. Komodo ejderi, memelilerle beslenmesi ve sık sık insanlara da saldırmasıyla tanınıyor. Başlıca besinleri hayvan leşleridir. Komodo ejderi manda kadar iri hayvanları bile öldürür. Yemeklerinden geriye hiçbir şey bırakmazlar.

 

Aynı zamanda dişi komodo ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluşturacak bir kısım bulunur ve bu kısım zor durumlarda kullanılarak dişinin kendi kendine üremesini sağlar. Yeni doğan komodo ejderleri kendi başlarının çaresine bakmak zorundadırlar ve pek çoğu savunmasızdır. Bu yüzden çoğu yavru ilk yıllarında pek çok yırtıcıya, yem olurlar. Yavrular yetişkinliğe kadar olan sürelerini daha güvenli ve potansiyel av olan böceklerle dolu ağaçlarda geçirirler. Yavruların yetişkinliğe ulaşması 1-2 yıl sürer ve yetişkinliğe ulaştıktan sonra genellikle 50 yıl yaşarlar.

 

 

4.6.       Akıllı makinelerin esiri olmak

 

İnsanı insan yapan değerler tartışılırken insan,  hayvanlarla ya da makinelerle karşılaştırılır. İnsanı diğerlerinden ayıran temel özellikler: zeka, sağ duyu, düşünme ve sorgulama olarak sıralanır. İnsanlar akıllı makineler ile yaşamaya devam ederse gelecekte makineleşen insanlar ile makineler arasında pek bir fark kalmayabilir.  Makineler insanları esir alacak diye korkarken, insanlar kendi kendileri bilerek ve isteyerek akıllı dedikleri makinelerin kölesi haline getirmektedir.

 

Günümüzde gençlere anı yaşama olgusu verilmekte, gelecek vizyonundan yoksun, kendinden başka kimseyi düşünmeyen, dış görünüşe önem veren, politik görüşü olmayan, dinsel ve kültürel inançları önemsemeyen ya da onların kölesi olan bir gençlik yaratılmaktadır. Eritme potası bir anlamda öğütme değirmenine dönüşmektedir.

 

Toplumsallaşmamızı sağlaması gereken sosyal medya ve akıllı telefonlar aslında sosyal ilişkilerimizi donuklaştırdı, hatta bütünüyle kopardı. Akıllı telefona bakmaktan zombileşmiş, yani ölmeden hortlak olmuş ölümlüler… Akıllı telefonda mesaj yazarken ya da okurken yola bakmadan karşıdan karşıya geçen, uçuruma doğru ilerleyen bir nesil. Buna otomobil kullanırken akıllı telefon kullananları da ekleyin ve sonra da yarattığı trafik canavarını düşünün… Bu nedenle de akıllı telefonlar insanların ahmaklığı yüzünden kazalara neden oluyor. Artık birçok büyük kentte tramvayların geçtiği yollarda yerler ışıklandırılmış. Gözü aşağıya doğru olanlar tramvay yolunun geçtiğini görsün diye…

 

Bazılarının binlerce Facebook, on binlerce Twitter arkadaşı var ama hâlâ yalnızlıktan şikâyet ediyor! Ne kadar dokunaklı değil mi? Zira zaman kazandırması gereken sosyal medya ve akıllı telefonlar, aslında zamanımızı çalan kollu kumar makinelerine dönüşmüş durumda. Akıllı telefon kullananlar  artık kimseyle ilgilenmez, eğlenmez, konuşmazlar olurlar... Bu adamların uğradığı diyarlar çoraklaşır hatta renkler bile soluklaşır…

 

Oteldeyiz, çocuk 10 yaşında, elinde akıllı telefon, çevreden kopmuş. Biraz sonra annesi elinde yemek tabağı ile geldi. Kaşık ve çatal ile çocuğuna yemek yedirir. Çocuğun gözleri akıllı telefonun ekranında, elleri tuşlarında; ağzın açıyor, anne yemeği ağzının içerisine sokuyor ve çekiyor; çocuk çiğniyor ve yutuyor.

 

Akıllı makineleri olan iki ayaklı makineler

Hepimiz birer robot olma yolunda ilerliyoruz. Mesajlar hayatımızın ne kadar önemli bir parçası oldu ki. Mesaj yazarken insanların hislerini gösteren bir yazı tipi yok ama yakında o da olur diye korkuyorum. İnsanların sesini duyup gözlerine bakarak konuşmak ne kadar güzeldi. Birçok şeyi teknoloji yüzünden kaybettik. Bence bu iletişimsizlik bizi daha sinirli ve birbirimize tahammülsüz hale getirdi. Garip bir yöne savruluyoruz.

 

 

 

4.7.       Bilinçlenme süreci

Eski çağlardan beridir karşılaşılan değişimler, farlılıklar ve problemler, analiz edilerek çözülürken elde edilen kazanımların en önemlisi insanoğlunun bilinçlenme sürecidir. Bilinç; yetenekleri geliştirmektir; fark etmektir, farkındalık yaratmaktır. Bilinçlenme sürecinde yetenekler, çoğu zaman problem çözme olarak kalırken, nadir de olsa birbirini tetikleyen buluşlar ve keşifler olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan bir nesne, bir organizma olmadığı gibi şekillendirilecek formüllere uygun bir şey de değildir. Hiçbir algı ve hiçbir içgüdü insana ne yapacağını ona söyleyemez. Bilinçlenme süreci, ya da düşüncesi insanoğluna sürekli bilgi akışı sağlamaktadır.    Bilinçlenme yok sayılarak insanın davranışı var edilemez. Bilinçlenme, sadece aklın gerçekleştirebileceği son derece karmaşık bir tanıma ve bütünleştirme işlemidir.

 

Ortak beyin diye bir şey yoktur. İnsan diğerinden öğrenebilir, fakat bilinçlenme yalnız başına bir düşünme işlemi gerektirir. İnsanlar yeni bilginin keşfedilmesinde, bir problemin çözülmesinde işbirliği yapabilirler; yine de böyle bir işbirliği insanın rasyonel (akılcı) melekesinin her bir bilim adamı tarafından bağımsız olarak kullanılmasını gerekli kılar.

 

Her canlı türü, hayatını sürdürmek için tabiatının gerektirdiği belli bir hareket tarzını izler. İnsanın diğerlerinden farkı, hayatını sürdürmek için asıl gerekli olan akılla ilgilidir: insanın ihtiyacı olan her şey, onun aklı tarafından keşfedilmek ve onun emeğiyle üretilmek zorundadır. İnsanoğlu sonsuza dek hayatta kalmasını özgürce geliştireceği bilinçlenmeye borçlu olacaktır. İnsan bilgi deposunu nesilden nesle aktarır ve genişletir. Yüzyılların biriken bilgisi; düşünmeyen, düşünmek istemeyen veya düşünmesi yasaklanan insanın hayatından hızlıca kaybolacaktır.      

 

Düşünmeden, sorgulamadan doğrudan beynine baskı uygulanan, beyni engellenen bağımlılık  tutkusu, beyni körleştirir, gözlere perde indirir. Şartsız kayıtsız inandığınız bir lideriniz, bir ideolojiniz varsa, beyin, etkinliğini azaltır, tapmayı öğütler. Bağımlılık varlığıyla bilinçlenmeyi benliği değiştiren, en büyük ve en yaygın bulaşıcı hastalıktır. Sadece bağımlılık yeterli mi? Onları motive etmek için başka neler yapılmalıdır?

 

Birine bağlanan düşünmeyi var edemez. Düşünebilmek için, var olmayı, düşündüğü dünyanın tam ortasına koyabilme gücü olabilmelidir.  Bir fikre bağımlılık, tütün ve alkolden daha yaygın bir tiryakiliktir. Birine bağımlılık, hayatın acıları ve çirkinliklerine karşı, beyinde bir bariyer kurar. Ve hayatın güçlükleri karşısında uyuşturulmuş bir beyinle sahte bir huzur yaşatıt.

 

Hayatın bütün zorluklarını bir kenara bırakıp, beyninizin içine almayıp, beyninizi birilerine teslim ederseniz, pekala huzur ve huşu dolu bir yaşamınız olur. Ancak, beyni kandıran hileye başvurarak, uyutursunuz. Mesela bazen uyuşturucu almadığımız halde, bir anda, kendimizde yüksek bir mutluluk hali hissetmişizdir. Doğal olanı budur, yaşanır, ve sonra bulutlar dağılır, gerçek hayata acıya dünyaya döneriz. Bu gel gitler yaradılışımız özelliğidir. Bu iyi haller bazen dünyadan kopmuş uçmuş ya da derinlere dalmış hissi verir, ama bu haller, senin benim hepimizin başına gelir. Bu haller bir mucize değildir, üstün bir teknik ve beceriyle elde edilmemiştir.

 

Harika haller göstermek anlamına gelen keramet, ehli olarak tanımlanan kimselere bilginin sezgisel ya da ilahi olarak geldiği dolayısıyla onların beşeri bilgilerle uğraşmadığı ve buna gerek olmadığı yaklaşımıdır. Hal böyle olunca ne veli ya da evliya ne de mehdi etrafımızda eksik olmamış ve her veli etrafına topladığı kitlelerle iktidar kavgasında bir mevzi edinmiştir. Bugün dahi tarikatların şeyhleri, müritlerini rabıta yoluyla kendilerine bağlamakta ve onları adeta bir ordunun askeri konumuna sokmaktadır.

 

İnsanoğlu şu anki görünen fiziki, akli ve ruhani biçimi ile yaşadığımız dünyada var olduğundan beridir, karşılaştığı problemlere çözüm ararken yaşamın sürekliliği için üremiş, değişen çevre koşullarına uyum sağlamış, ötesinde çevreyi değiştirmiş ve çevresi iletişim kurmuştur. İletişim sorgulamayı ve sorgulanmayı becerebilmektir. Öte yandan gelecek binli yıllarda Dünya ve ötesinde Kâinat değişecektir, insanoğlu da değişen koşullarda yaşamını sürdürebilmek için hem fiziksel, hem ruhsal hem de akil olarak değişmeye devam edecektir.

 

Yaşadığımız kâinatta insan özel becerilere ve özel ihtiyaçlara sahip olan özel tabiatlı varlıktır. Sadece insanlara ait olan okuma ve okuduğunu kavrayabilme özelliği onu diğerlerinden ayıran genetik özelliğidir. Toprak, ormanlar ve madenler hatta kâinatın kendisi insan için vardır. İnsanın üretim yapması, ürettiğini mübadele etmesi, emeğini toplum için en iyi şekilde kullanma yolunu seçmesi insanın zekâsı ile ilgilidir. Yaşamını sürdürmek için asıl olan aklıdır: ihtiyacı olan her şey, aklı tarafından keşfedilmek ve onun emeğiyle üretilmek zorundadır. Üretim, aklın hayatta kalma problemine uygulanmasıdır. İnsanlar icat ettikleri her yeni makine ile, her yeni bilimsel keşif ile veya her yeni ilerlemeyle karşılaştıkları problemleri çözerler.

 

 

 

 

 

5.                  Yönlendirilmiş Enerji Kaynakları

 

Yönlendirilmiş enerji kaynakaları ısı, ışık, lazer, ses, sonik patlamalar, nükleer, gaz, koku, kimyasallar, gürültü, kozmik dalgalar, elektromanyetik dalgalar, çekim kuvveti v.s. olarak sıralanır.

 

Yönlendirilmiş enerji kaynakları ile saldırının ortak noktası beyine saldırı olarak algılanmasıdır. Saldırı, yönlendirilmiş enerjinin belirli hedefe yöneltilmesi şeklindedir. Telegram, elektromanyetik ve nöromanyetik dalgalar konusunda anlatılanlar internet ortamında araştırıldığında, insanın akıl sağlığına saldırma amaçlı olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Elektromanyetik algılama konusunda yapılan araştırmalar, sokaktaki vatandaşın bireysel olarak odağına saldırı olarak yerleştirilmesinin amacı bilgi kirliliği oluşturmaktır. Öncelikle insanın akıl sağlığını etkileyen olumsuz faktörler çok iyi araştırılmalı ve sorgulanmalıdır.

 

İnsan davranışını etkilemeye yönelik sistemler üzerine çalışmalar yapıldığına dair gerek komplo, gerekse bilimsel yayınlar mevcuttur. İnternette bu sistemlerin izleri de mevcuttur. Unutulmaması gereken bunlar çok pahalı cihazlardır, kullanımı özel izne tabiidir. Ayrıca enerji havada yayınım yaptığı güzergah boyunca çok hızlı zayıflamaktadır. Duvardan geçerken, hatta pencereden geçerken tamamen zayıflamakta ve etkisi yok olmaktadır. Etki oluşturması için birkaç metreden ve çok yüksek güçte yayınım yapılması gerekir. Yönlendirilmiş enerji ile saldırının varlığı ortamdaki parazit etkilerden anlaşılmaktadır..

 

İnsanların davranışlarının yönlendirilmiş enerji kaynakları ile kontrolünün analizi konularında araştırmalar yapıldığı doğrudur. Bunun sokaktaki vatandaşa kadar gelip onların psikolojini bozacak olması, mümkün değildir. Elektromanyetik saldırı altında olduğuna inanan insanlara hemen şu soruyu sorarım, neden sen? Seni neden seçtiler? Beni sevmiyorlar, beni yok etmek istiyorlar gibi açıklamalar doğru değildir, akıl sağlığının olumsuz etkilendiği kabul edilmelidir. Özellikle kişi ikna olmuyor ve sürekli saldırıyı ön plana çıkarıyorsa akıl sağlığı ile sıkıntılar başlamış demektir. Birde eğer karşıdakini dinlemekten çok doğrudan kendisine inanılmasında ısrar ediliyorsa, bu durumun da sağlıklı olmadığını gözlemledim.

 

 

 

 

5.1.       Yönlendirilmiş elektromanyetik enerji

Elektromanyetik radyasyon, bütün evreni kuşatan bir enerjidir. Gözümüze çeşitli renkler halinde görünen ışık da elektromanyetik radyasyonun bir parçasıdır. Elektromanyetik ışıma, tüm kainatta yayılan bir enerjidir. İnsan bu enerji ortamı etkisi altında yaşamını sürdürebilmektedir.

 

Nikola Tesla (1856, 1943, New York). Sırp asıllı mucit, elektrik ve makine mühendisidir. Alternatif akım ile çalışan sistemlerin ilk mucididir. Yüksek gerilim ve yüksek frekanslı elektrik iletimi konusundaki araştırmalar, Nicola Tesla'yı Colorado Springs yakınlarındaki bir dağın üzerine dünyanın en güçlü radyo vericisini kurup çalıştırmaya yöneltti. 60 metrelik direğin etrafında, 22,5 metre çapında, hava çekirdekli transformatörü yaptı. Üreticisi, istasyondan birkaç mil uzaklıkta enerjiyi kullanırken, Nicola Tesla ilk insan yapımı şimşeği oluşturdu. Bir direğin tepesindeki 1 metre çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden şimşekler çaktı. TESLA yapay depremler yapabilecek, ölüm ışınından ve kimsenin geçemeyeceği manyetik bir kalkandan bahsetti (Tesla Kalkanı), hatta dünyayı bir elma gibi ikiye bölebilecek güçte silahlar yapılabileceğini söyledi.

 

Elektromanyetik darbeli atış etkisi ilk olarak havada patlatılan nükleer silahların denenmesi sırasında gözlemlendi. Bu enerji darbesi etki alanında bir elektromanyetik alan oluşturup, bu alana maruz kalan iletkenlerde ve elektronik cihazlarda kısa süreli ama binlerce voltluk bir gerilim oluşturdu. Bu darbeli atışların özellikle elektronik ekipmanlarda geri dönüşü olmayan hasarlara da sebep olabileceği gözlemlendi. Tesla Kalkanının özellikle kritik tesislerin (nükleer santraller, barajlar, silah fabrikaları, silah depoları, rafineriler...) korunmasında kullanılmak üzere çalışmaları devam etmektedir.

                                       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elektromanyetik dalga spektrumu düşük frekanstan yüksek frekansa,

1)      Radyo Dalgalar

2)      Mikro Dalgalar

3)      Kızıl ötesi

4)      Görünen Işık

5)      Mor Ötesi

6)      X-Işınları

7)      Gamma Işınları olarak sıralanır.

 

Elektromanyetik yayınım spektrumu; Radyo Dalgalar, Mikro Dalgalar, Kızıl ötesi, Görünen Işık, Mor Ötesi, X-Işınları, Gamma Işınları olarak düşük frekanstan yüksek frekansa göre sıralanır. Görünür ışığın (Visible) dalga boyu 10-6m den küçük elektromanyetik dalgalar, iyonize dalgalar olarak adlandırılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elektromanyetik saldırı, karşı tarafın savaşma gücünü yok eden, azaltan ya da etkisiz hale getiren elektromanyetik enerji yayınımıdır. Beyin fonksiyonlarının çalışmasını uyaran, etkileyen ve değiştiren yönlendirilmiş elektromanyetik enerji kaynakları üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

 

 

 

5.1.1.  Elektromanyetik enerjinin insan ve çevre sağlığına etkisi

İyonize radyasyon insan hücrelerinin değişimine neden oldukları, kanser oluşturdukları ve kromozomları değiştirdikleri için tehlikelidir. İyonlaşmanın olduğu yayınımların diş dökülmesine, kan kanserine ve sakat doğumlara neden olduğu da bilinmektedir. Aynı zamanda X ışınları, Radyum gibi iyonlaşmanın olduğu radyasyonlar kanser tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için de kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek ve yönlendirmek şu an mümkün olmamaktadır.  

 

İyonize olmayan dalgalar ise Ses dalgaları, Radyo dalgaları, Mikrodalga, Kızıl ötesi ışık, Görünen ışık, ve Morötesi ışık olarak sıralanır. Radyo ve mikrodalgalar günümüzde çok yoğun olarak kullanılmaktadır. İyonize olmayan dalgalar girdikleri dokulara enerjilerini aktararak ısısını arttırır ya da hücre zarlarının çalışma biçimini değiştirirler. Aşırı ısı artımı dokunun işlevini bozar. Ayrıca dokulardaki hücre zarlarının normal işlevini bozan ısıl olmayan etkiler de gözlenmiştir. Elektromanyetik dalgalar kullanılarak insanların nasıl yönlendirileceği konusundaki çalışmalar, hücre zarlarının verdiği tepkiler üzerine yoğunlaşmıştır. Frekans yükseldikçe taşıdığı enerji büyüdüğünden yüksek frekanslarda dokulara aktarılan enerji büyük olacağından ısınma ve işlev bozucu etkileri de büyük olur.


100KHz ile 10GHz arasındaki radyo frekanslarındaki (RF) elektromanyetik alana maruz kalan vücudun emdiği enerji oranının ölçülmesinde spesifik soğurma oranı (SAR) kullanılır. 70kg ağırlığında bir kişi hareketsiz durumda 80 watta eşdeğer enerji tüketir. Güç yoğunluğu= 80/70=1,2W/Kg. Spor ya da bedensel işlerde bu oran 3 ile 4 kat artmaktadır. Bu mertebelerde elektromanyetik dalgaya maruz kalan organ ve dokuların normal işlevleri ile bu enerjiyi giderebilecekleri ve hasar oluşturmayacağı düşünülmektedir. Standartlar 30 dakika boyunca Elektromanyetik dalgalara maruz kalan doku ve organların sıcaklığının 1 derece artmasını risk olarak belirtmektedir. Bu da 4watt/Kg a karşı düşer. Bu neden ile SAR limitlerinin 10gram dokudaki ortalama değeri 2W/kg olarak kabul edilir.

 

10GHz in üzerindeki elektromanyetik alanlarda ise mW/cm^2 kullanılır. Elektromanyetik güç yoğunluğuna 6 dakikadan fazla kalınan ortamlarda maruz kalınabilecek güç yoğunluğunun çalışma ortamları için 5mW/cm^2 ve genel ortamlar için 1mW/cm^2 den küçük olması standartlarca önerilmektedir.

 

İyonize olmayan elektromanyetik ışımada duyarlı organlar; Göz, Baş ve Beyindir. Bu frekanslarda uzun süerli çalışanlarda baş ağrısı, göz yorgunluğu, aşırı halsizlik, bitkinlik ve uykusuzluktan şikayet ettikleri raporlanmıştır. Vücudun sinir sistemini etkilemesi nedeniyle bu rahatsızlıkların oluştuğu söylenebilir. Yüksek gerilim hatları, radar, radyo ve TV vericileri, mobil baz istasyonları gibi telsiz sistemleri elektromanyetik yayınım yaparlar. Bu sistemlerin yaydığı elektromanyetik alana maruz kalan doğal yaşamdaki bitkiler ve hayvanlar elektromanyetik yayınımlardan olumsuz etkilenmektedir.

 

Elektromanyetik Alanların Etkileri sadece cep telefonları ve  baz istasyonlarından değil  yüksek gerilim hatları ve trafoların yanı sıra bebeklerin konulduğu kuvözlerden solaryuma ve mikrodalga fırınlara varıncaya kadar günlük yaşam içerisinde elektromanyetik alanların yarattığı sağlık riskleri ve bu maruziyetten korunmak için alınacak önlemler önemsenmelidir.

 

Elektromanyetik dalgaların doğadaki canlıların doğal bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına, sağlıklarının bozulmasına, üreme problemlerine sebep olduğu iddia edilmektedir. Arılar, yerin manyetik alanını ve yüzeyin günlük manyetik değişimlerini kullanarak, bulundukları konumları tespit eder ve birbirileriyle haberleşirler. Elektromanyetik radyasyon nedeniyle yok olan arı kolonileri, yolunu şaşıran kuşlar ile ilgili haberleri sık, sık duymaya başladık. Elektromanyetik kirlilik ve beyin sağlığımız elektronik savaşta elektromanyetik unsurlar tarafından cömertçe kullanılmaktadır ve kullanılmaya devam edecektir. Elektromanyetik radyasyon, bütün evreni kuşatan bir enerjidir. Gözümüze çeşitli renkler halinde görünen ışık da elektromanyetik radyasyonun bir parçasıdır.

 

Cep telefonlarını yoğun ve uzun süre kullanmanın sağlık dahil pek çok riskleri artırmaktadır. Uzun süreli cep telefonu kullanımı zaman içerisinde büyük taşlarda delikler açabilecek su damlaları gibi etkisi tehlikeli olabilmektedir.  Dokularda ısısal bir takım hassasiyetler konusunda da etkiler yarattığı bilinmektedir. Bu hassasiyetin neden olduğu olumsuzluklar uyku bozukluğu,  stres, kulak çınlaması şikayetleri olarak kendini gösterebilir.  

 

Canlıların hücreleri veya dokuları anlık uyarıldığında  istenmeyen değişiklik olarak algılamakta ve buna karşı tepki vermektedir. Elektromanyetik yayınım, hücrelerde ani tepki değişikliğine neden olmaktadır. Bu tepkinin sıklaşması stres olarak adlandırılan psikolojik sıkıntıları tetiklemektedir. Özellile hücrenin anlık ısınması, ya da uyarılması dokunun progrmalı çalışma fonksiyonunu değiştirmektedir.

 

Günümüzde, özellikle akıllı cep telefonlaında verici modem ile arasındaki mesafe  büyükse iletişim kurma gücü düşük demektir. Bu durumda cihaz çok daha fazla enerji çekip, radyasyon yayar.  Başınız ile telefon arasındaki mesafe en az birkaç cm olmalıdır. Cep telefonu, sürekli kulağınızda, iç cebinizde veya göğsünüz üzerinde olduğu zaman tetiklemeli çalışan kalp, beyin, sinir ve damar yolları üzerinde etkisi risklidir.  Elektromanyetik enerjinin organlarda ne kadar soğurulduğu önemlidir. Dışarıdan gelen etkiyle değişim gösteren hücre zarları ile beyin arasındaki iletişimin olumsuz etkilendiği görülmektedir.

 

ABD'den bilim insanları Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young 2017 Nobel Tıp Ödülü'ne layık görüldü. "Sirkadiyen ritim" diye de bilinen vücudun biyolojik saati, geceleri uyumamızın sebebi olduğu gibi, davranışlarımız ve bedensel işlevlerimizi de ciddi şekilde etkileyen bir olgu. Bu bilim insanları "Moleküler saatin nasıl çalıştığını gösterdiler'.

 

İnsan vücudunun her hücresinde ruh halimiz, hormon düzeylerimiz, vücut ısımız ve metabolizmamız, hepsi günlük bir ritim içinde çalışıyor. Örneğin her sabah vücudumuz yeni güne hazırlanmak üzere ısınırken kalp krizi riskimiz artıyor. Biyolojik saatimiz vücudumuzu gece ve gündüze uyum sağlayacak şekilde öyle bir netlikte ayarlıyor ki bu ayarın bozulması çok ciddi sonuçlar yaratabiliyor. Uzun uçak yolculuklarından sonra zaman farkından dolayı yaşanan sarsıntı da işte vücudun, kendisini, ayarladığı ritmin dışında bir yerde bulmasından kaynaklanıyor. Kısa vadede vücut saatinin ritmini bozacak şeyler hafıza oluşumunu etkiliyor, fakat uzun vadede tekrarlandığında iki tür diyabet (şeker hastalığı), kanser ve kalp hastalıkları risklerini artırıyor.

 

Jeffrey Hall ve Michael Rosbash, DNA yapısında, periyod geni diye adlandırılan bir kısmın, sirkadiyen ritim de denilen biyolojik saatin düzenlenmesinde etkili olduğunu ortaya koydular. Periyod geni PER adlı bir proteinin üretilmesini sağlayan "talimatları" içeriyor. PER düzeyi yükseldikçe periyod geni de talimatları kendi kendine kapatıyor. Bunun sonucunda PER proteini düzeyi 24 saatlik döngüler halinde değişiyor, geceleri yükselip gündüzleri yine düşmeye başlıyor. Michael Young da "zamansız" ve "çift zamanlı" diye adlandırılan iki gen keşfetti. Bu iki gen de PER proteini düzeyinin istikrarını etkiliyorlar. PER düzeyi ne kadar istikrarlı ise vücut saati o kadar yavaş çalışıyor. İstikrarsızlaştıkça biyolojik saat de hızlanıyor. PER'in istikrarlı olup olmaması kimilerimizin erkenci ya da 'tarla kuşu' ve kimilerimizin de gececi yani 'baykuş' olmasının sebebi aynı zamanda.

 

Dış dünya ile etkileşim vücudun biyolojik saat ritmini nasıl etkilemektedir?

 

 

5.1.2.  Elektromanyetik yayınım ile uzaktan beyin kontrolü

Elektromanyetik enerjinin tedavide kullanımı yeni gelişmelerdendir. Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek depresyonu tedavi etme projesi, elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir. Bu proje ile kişiye istemediği şeyleri yaptırmanın mümkün hale geleceği de iddia edilmektedir. Elektromanyetik ışınımın yoğun olduğu çevrede oturanlarda sinirlilik, huzursuzluk, depresyona girme belirtileri, uyku bozuklukları ortak yakınmalardır.

 

Elektromanyetik dalgaların insanların davranışı üzerindeki etkisinin daha iyi analiz edilmesi için elektromanyetik dalga yayınımının iyi anlaşılması gerekir.  Elektromanyetik dalgalar ortamda yayılırken üzerinde taşıdıkları enerjinin ortama nasıl transfer edildiği de iyi bilinmelidir.

 

Düşman tarafın moralini bozan ve dikkatsizliğini arttıran elektromanyetik silahlar: Körfez Savaşından sonra Amerikalı askerlerde görülen ve Körfez Sendromu diye adlandırılan psikolojik sorunların, Irak da denendiği iddia edilen elektromanyetik silahlardan kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Elektromanyetik ritmik vuruşlar, kişiye başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi uyandırmaktadır. Çok düşük frekanslardaki elektromanyetik yayınımlar ile baş ağrısı, kulakta çınlama, sinirlilik hali, depresif durumlar, hafıza kaybı hatta panik duygusu oluşturulabilmektedir. Elektromanyetik ışımanın beyinde melatonin hormonunu azalttığına dair güçlü bilimsel kuşkular vardır. Melaton; beynin salgıladığı zihin işlevleri, hafıza, bilgi işleme, cinsellik, stres hormonları, uykuda beyin onarımı gibi işlevleri yerine getiren önemli bir hormondur. Alzheimer hastalığının dünyada artması ile elektromanyetik kirlilik arasında sebep-sonuç ilişkisi ciddi boyutlardadır. Eğer elektromanyetik ışımanın melatoninin salgılamasını azalttığı doğrulanırsa, Alzheimer hastalığında mikrodalga yayınımı sanık sandalyesine oturacaktır.

 

 

5.1.3.              Elektromanyetik dalgalar ve hormonlar

Elektrotlar ya da elektromanyetik dalgalar kullanılarak, sinir sisteminin otomasyonunu düzenleyen beyin bezleri uyarıldığında insan davranışında ortaya çıkan değişiklikler analiz edilmektedir. Bilindiği üzere biyolojik süreçlerin büyük bir bölümünü düzenleyen hipofiz, vücudun en önemli iç salgı bezlerindendir. Hücrelerin yenilenmesi ve bölünerek çoğalabilmesi, başka bir deyişle, büyüme ve yaşamın sürekliliğinin sağlanabilmesi için gerekli birçok madde hipofizde salgılanır; bu salgılar metabolizma etkinliklerinin büyük bir bölümünü başlatır ve denetler. İnsan patolojisinde yapılan gözlemler ve hayvan deneyleri sonucunda hangi hormonların hangi hücrelerde üretildiği saptanmıştır.

 

Beyni oluşturan yapılardan biri olan hipotalamus, hipofizin üstünde yer alır ve hipofize bir sapla bağlıdır. Hipotalamus hipofizi uyaran maddeleri üretir. Hipotalamus beynin öteki bölgeleriyle ve bütün iç organlarla sinirsel bağlar kurmuştur. Salgıladığı hormonlar aracılığıyla da vücuttaki hemen hemen bütün iç salgı bezlerinin çalışmalarını denetler. Bu özellikleri nedeniyle hipotalamus, insan organizmasındaki haberleşme ve denetim sistemlerinin en önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Hipotalamus insan organizmasının sinir sistemiyle hormon sistemini birbirine bağlayan bir köprüdür. Hipotalamus anatomik olarak beyinde kendisinin bizzat altında yerleşmiş olan “Hipofiz bezi” ile bir bağlantı içindedir. Gün ışığı, kokular, stres ve birçok iç salgı bezlerinin salgıladığı hormonlar hipotalamusun duyarlı olduğu değişimlerdir.

 

Gün ışığı, kokular, stres ve birçok iç salgı bezlerinin salgıladığı hormonlar hipotalamusun duyarlı olduğu değişimlerdir. Ön hipotalamusta sıcaklık artışına, arka hipotalamusta ise sıcaklığın düşmesine karşı korucu birer merkez vardır. Açlık merkezi besin almaya yöneltir, tokluk merkezi besin alımını durdurur. Arka ve yan hipotalamusun uyarılması kan basıncı ve kalp hızını artırırken, preoptik alanın uyarılması sıklıkla zıt etki yapar.  Susama duyusu yaratarak su içilmesi sağlanır. İdrarla su atılımını denetler. Susama merkezi yan hipotalamustadır.  Uterus kasılmalarının ve süt boşalmasının düzenlenmesini sağlar.

 

Savunma-saldırma tepkilerinin düzenlenmesi, Bir zamanlar arka hipotalamusta olduğu varsayılan uyku-uyanıklık merkezlerinin artık hipotalamusta bulunmadığı düşünülmektedir; bunun gibi, cinsel davranış hipotalamus tarafından denetlense de ruhsal ve kültürel etkenlerin de önem taşıdığı bilinmektedir. Ayrıca hayvan deneyleriyle de gösterildiği gibi hipotalamusun belirli bölgelerinin uyarılması davranış değişikliklerine yol açmaktadır. Örneğin yan hipotalamusun uyarılması ile genel etkinlik düzeyi artarak bazen belirgin hiddet ve kavga tepkisi görülür. Orta bölümde yer alan (ventromedial)çekirdeklerin uyarılması sakinlik, periventriküler (karıncıklar çevresindeki) bölgenin uyarılması ise korku ve cezalandırma tepkilerini doğurur.

 

 

5.1.4.  Mikrodalga yayınım ve etkileri

Mikrodalgalarla pişirme fikri ilk kez Percy Spencer tarafından, radar olarak kullanılması planlanan "magnetron"un keşfedilmesiyle 1945'li yıllarda başlamıştır. Percy Spencer, radar dalgaları ile deney yaparken cebindeki çikolatanın erimesi ile mikrodalga enerjisinin yiyecekleri ısıtabildiğini keşfetti. Magnetron, kendiliğinden uyartımlı gibi osilatördür, diğer Yürüyen Dalga Tüpleri ya da klistron doğrusal ışınım yapan tüpler gibi çalışır. Magnetronda, radar cihazına in yüksek gönderim gücünü üretmek için birbirine dik (çapraz biçimli) bir elektrik ve kuvvetli bir manyetik alan oluşur.

 

Mikrodalga yayınım ile kalabalıkların kontrolü ve toplumsal olaylara etkin bir şekilde müdahale edebilmesi: Radyo frekansı ya da Mikrodalga insana yeterince zarar verecek güçte olması mümkündür. Ölümcül olmayan, yönlendirilmiş elektromanyetik enerji olarak tarif edebileceğimiz mikrodalga yayınım yapan teknoloji kalabalıkların kontrolü ve toplumsal olaylara etkin bir şekilde müdahale edebilmesi için geliştirilmiştir. Güçlü bir milimetrik dalga ileticisi olan bu sistem hedef insanın derisindeki suyu ısıtan ve onda dayanılmaz acıya neden olan bir mikrodalga kaynağıdır. Şiddetli ağrıya sebep olmanın dışında hiçbir kalıcı hasar bırakmaması amaçlanmasına rağmen geri dönüşümsüz hasarlara neden olabileceği ileri sürülmeye başlanılmıştır. İsyanları bastırmada, çetelere yönelik operasyonlarda, anarşik olaylarda, rehineleri kurtarmada kullanılması planlanmaktadır.

 

Mikrodalga ışınına maruz kalanların uzun vadeli yan etkileri için henüz yeterli testler yapılmamıştır. Mikrodalga kaynağını uzaktan bir hedefe yönelterek insan davranışını kontrol etmek için hayvanlar üzerinde deneyler yapılmaktadır. Mikrodalga kaynağın frekansı yükseldikçe dokuya derinlemesine nüfuzu artmaktadır. Mikrodalga ışıma etkisindeki dokuları oluşturan hücre zarlarının normal işlevini bozan ısıl olmayan etkiler de gözlenmiştir. Hücre zar işlevlerinin mikrodalgalar ile kontrol edilmesi, sadece beyni kontrol etmede değil tüm organları kontrol etmede önemli bir rol oynayacaktır..

 

 

5.1.5.              Nöromanyetik dalgalar

Nöromanyetik dalgalar ise beynin belirlenmiş noktalarında şok uyarılar verildiğinde görülen tepkisel davranışların analizidir. Zihin kontrolü konusunda inanılmaz bir bilgi kirliliği bu konularda üretilmektedir. Radyo dalgaları ve mikrodalgalar ile insanların psikolojilerinin bozulduğu iddia edilmektedir. Yakın mesafe elektromanyetik darbe katarı ile yayınım yapılırsa ve çok uzun süreli etki altında kalınırsa kaşıntı hissi uyandırdığı, strese dayalı tedirginlik oluşturduğu doğrudur. Bu durumun oluşması için hareketsiz uzun süre, yüksek güce maruz kalınması gerekmektedir.  Çözülemeyen psikolojik, ailevi, çevresel gibi problemlerin neden olduğu sıkıntılar yüzünden ciltte oluşan kızarıklar, ruhsal gerilmelerin nedenini elektromanyetik saldırı ile ilişkilendirmek doğru değildir. Özelikle çok uzun süre cep telefonu ile görüşen insanlarda denge bozuklukları, tedirginlik hissi oluşturduğu da gözlemlenmiştir. Uzun süre televizyon izlemek, bilgisayarda oyun oynamak ve cep telefonu ile konuşmak insanların hem psikolojisini hem de fiziksel olarak sağlığını etkilemektedir.

 

 

Noro (Neuro) Elektromanyetik Frekans saldırıları ile uzaktan beyni ele geçirmeye yönelik davranış kontrolü çalışmalar ise radyo dalgaları ile beyinler arası hipnoz kontrol ile  elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktadır. 1974'te Çek mühendis Robert Pavlita’nın böcekleri uzaktan öldürmeyi başardığı iddia edilmektedir. 1979'da Sovyet bilim adamlarının birkaç km öteden keçileri öldürebilen ya da yanlış yönlenme ve kapasite düşüklüğü gibi sonuçlar ortaya çıkaran sistemler üzerine çalıştıkları iddia edilmiştir.

 

 

5.1.6.              Elektronik taciz

Elektronik takip özel hayata saldırı mı? Eğer birileri zarar vermek veya kötülük amacı ile size ait bilgileri yasal olmayan yollardan elde etmek veya çalışmanızı engellemek için elektronik cihazlar kullanıyorsa bu bir elektronik tacizdir.  Anayasa’da, herkes, haberleşme özgürlüğüne sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır, yöntemine uygun olarak verilmiş yargıç kararı olmadıkça haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz demesine rağmen, ne yazık ki, yasal olmayan elektronik ortamda dinlemeler ve izlemeler çok yaygın bir şekilde yapılmaktadır.

 

 

 

5.2.       Uyarıcı elektrotlar

Kafatası üzerine yerleştirilen elektrotlar sayesinde, beyin fonksiyonları arasında meydana gelen iletişim hakkında bilgi edinmek mümkündür. Beynin, basitçe, farklı işlemleri gerçekleştiren bölümlerden oluştuğunu düşündüğümüzde ilgili bölüme yakın yere elektrotlar yerleştirilir. Bu elektrotlar o bölgeye ilişkin bir bilgi edinmemizi sağladıkları gibi uyarıldıklarında ise beyin duyu organlarından sinyal almış gibi çalışmasına devam etmektedir.

 

Elektrotlar ile nöronların elektrokimyasal etkileşimlerinin elektriksel yansımalarını algılayabilmenin 3 yolu vardır. Birinci yöntemde elektrotlar mikro /nano elektrotlar halinde beyin kabuğu üzerine direkt olarak yerleştirilirler. Bu yöntemde kafatasının açılması ve bir operasyon ile mikro /nano elektrot matrisinin beyine tutturulması sağlanır. İkinci yöntemde kafatası yine açılır fakat, bu sefer elektrotlar beynin kabuğuna saplanarak yerleştirilmez, yine elektrot matrisi halinde beyin kabuğu üzerine serilir. Buradaki elektrotlar ilk yöntemdeki gibi mikro yapıda değildir. Üçüncü ve son yöntemde ise kafatası üzerine iletken bir jel ile tutturulan elektrotlar kullanılır. Bu yöntemler içerisinde en pratik olan üçüncü yöntemdir. Şu anki araştırmaların çoğu bu yöntemi kullanan sistemleri üzerinedir.

 

 

 

 

5.2.1.              Radyo frekanslarında elektrotlar

Radyo frekansları ile uzaktan sinyalleri alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar geliştirilmiştir. Retina üzerine yerleştirilen elektrotlar ile görme özürlülerin beyninde görüntü canlandırma çalışmalarında başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Tuşlarla kontrol edilebilen insana neler yaptırılamaz ki! Radyo frekansı sinyallerini alabilen ve nakledebilen beynin, uzaktan uyarılması insanların robot gibi tuşlarla kontrol edilebilmesi, çok tehlikeli bir gelişmedir. Düşünün kimliklerini belirten elektrotların yerleştirildiği insanların yaşadığı dünya nasıl bir şey olurdu?

 

 

Özürlüler ve sağlık problemi olan insanların yaşamsal isteklerini beyin dalgalarından, sinir sisteminden ve kas hareketlerinden hisseden algılayıcılar ve elektrotlar geliştirilmiştir. Elektrotların kafasına yerleştirildiği maymunda cinsel saldırganlık gözlemlenmiş ayrıca boğalardaki aniden durdurma deneyleri de başarılı olmuştur. Yunus balıkları bu yöntemle yönetilebilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Araştırmacılar beynin hipotalamus bölgesine elektrotlar yerleştirerek hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon oluşturma üzerine deneyler yapmışlardır. Retina üzerine yerleştirilen elektrotlar ile görme özürlülerin beyninde görüntü canlandırma çalışmalarında başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

 

 

 Elektronik elektrotlar ile beynin belirli alanları canlandırılarak neşe, tuhaf duygu, renkli görüntü gözlemleme ve retina üzerine yerleştirilen elektrotlar ile görme özürlülerin beyninde yapılan görüntü canlandırma çalışmalarında başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5.2.2.              Beyine yerleştirilen çipler

Dünyada ilk defa her iki kolu ve her iki bacağı felçli (kuadripleji) bir kişi, beynine yerleştirilen çip sayesinde parmaklarını yeniden oynatabildi. ABD'nin Ohio eyaletinde yaşayan 24 yaşındaki Lan Burkhart, parmaklarının her birini ayrı ayrı oynatarak bilgisayar oyunu olarak tasarlanan gitarı da çalabildi. Burkhart'ın beynine yerleştirilen çip beyin sinyallerini okuyabiliyor. Sinyaller bir bilgisayar tarafından analiz edilmekte ve hareket kabiliyeti sağlayabilmek için kasları elektrikle uyarıyor. Araştırmacılar bu teknolojinin felç geçiren veya beyninde hasar oluşan milyonlarca kişiye yardımcı olacağını umuyor. Lan, yaklaşık altı yıl önce kullandığı otomobille geçirdiği trafik kazasında ağır yaralandı. Omuriliğinde oluşan hasar, beynin yolladığı mesajların vücudunun geri kalan kısmına ulaşmasını engelledi ve dirseklerinden aşağısı felç oldu, yürüyememeye başladı. Fakat Ohio Üniversitesi'ndeki işlemlerin ardından şimdi tekrar elini oynatabilmenin 'şaşkınlığını yaşadığını' söylüyor. Ian'ın beyninin içine yerleştirilen sensör, motor korteksindeki yüzlerce sinir hücresinin faaliyetlerini okuyabiliyor. Bu gelişmiş bilgisayar programına, Ian'ın beynindeki sayısız sinyali anlamayı öğretmek de saatler sürdü. Ian'ın kolunda ayrıca, 130 elektrot astarı bulunan bir uyarıcı kolluk taktı. Bu kolluk, uyarmanın yanı sıra sağ kolundaki farklı kasların da kasılmasını sağladı.

 

Nature adlı dergide yayımlanan sonuçlar, Ian'ın eliyle büyük objeleri kavrayıp hareket ettirebildiğini, bir bardak içindeki sıvıyı boşaltabildiğini ve hatta kredi kartını makineden geçirebildiğini gösterdi. Ian sürecin ilk aşamalarını, 'kendisini tamamen zihinsel olarak yoran ve bitkin bırakan yedi saatlik bir sınav süresine' benzetti. Ian, "Her bir hareketi gerçekten bölmeniz ve hareketleri daha konsantre bir şekilde düşünmeniz gerekiyor. Ömrünün ilk 19 yılında (hareket etmenin) değerini çok hafife almışım" diye konuştu. Pratik yaparak yeni hareketleri hızla öğrenen Lan şimdi her iki elinin tüm fonksiyonlarını tamamen geri kazanmayı hayal ediyor ve bunun 'günlük işleri başkalarına mecbur kalmadan daha bağımsız olmayı sağladığını' söylüyor.  Araştırma, omurilik rahatsızlıklarında bilgisayar sisteminin faydalarının görülmesi için büyük bir önem taşıyor. Bir kadın, 2012 yılında yalnızca düşünce gücünü kullanarak robot kolunu kontrol edebilmişti ama şimdi hastalar kendi bedenlerini tamamen kontrol edebilecek. Ian'ın beynine çip yerleştiren beyin cerrahı Doktor Ali Rezai, "Ian'ın bu teknolojiyle ilerleme sağlamasına çok sevindik" dedi. Doktor Rezai, "Bu gerçekten ileride çoğu hasta için de ümit verici. Bu teknoloji, omurilik rahatsızlıkları olan veya travmatik beyin hasarı, felci olan hastalara yardımcı olabilmek, onların daha bağımsız ve daha fonksiyonel olabilmeleri için olgunlaşıyor, gelişiyor" diye konuştu.

 

Bu alandaki çalışmalar için en büyük zorluklardan biri, laboratuvar ortamında elde edilen başarıların günlük hayata yansımasını sağlamak. Ameliyat gerektiren bu yöntem, çokça kablo ve teknolojik aletin olduğu bir ortamda uygulandı. Aynı zamanda beynin okunabilmesi için kompleks algoritmaları izleyebilecek büyük bir bilgisayara ihtiyaç var. Ian'ın hareketleri de, her ne kadar kaza sonrası bu kadarını bile yapabileceği tahmin edilmese de, henüz doğal hareketleri kadar beceri sahibi değil. Motor koteksinde milyonlarca sinir hücresi var ve yalnızca birkaç yüzü çip tarafından okunabiliyor. Teknolojideki gelişmelerin tam fonksiyona yakın çalışma imkânı sağlaması umuluyor.

 

Bir rahatsızlığın elektronik olarak baypas edilmesine yönelik çalışmalar, felç geçirenler için heyecan verici bir yöntem. Bir hastanın burnundan al ınan hücreler, omuriliğindeki hasarın tedavi edilmesi için kullanılmıştı. Daha önce belden aşağısı felç olan Polonyalı 40 yaşındaki Darek Fidyka artık üç tekerlekli bisiklete binebiliyor. BBC'ye konuşan Omurilik Araştırmaları Vakfı'ndan Doktor Mark Bacon, "Kliniklerde bir takım tedavi seçeneklerini görmek çok teşvik edici ama bu klinik çalışmalar daha yalnızca bir başlangıç ve kavram kanıtlama seviyesinde kalıyor" dedi. Doktor Bacon'a göre "Hücre ve sinir kılıfı sarkomuyla ilgili son haberler, bu araştırma, birkaç deneme ve çalışmalar ilerleme sağlandığına işaret ediyor."

 

 

5.3.       Beyinden beyine sinyal gönderme

Bir maymunun beyninden bir diğer maymunun omuriliğine sinyal göndermeyi başaran araştırmacıların yaptığı çalışmalar ve denemeler, felçli kişiler için umut vaadediyor. Birbirlerine elektronik algılayıcılar ve uyarıcı elektrotlar üzerinden bağlanan maymunlardan birinin düşüncesiyle, diğerinin kolu hareket ettirildi.  Çalışma sayesinde, omurilikleri zedelendiği için beyinleriyle uzuvları arasında bağlantı kuramayan kişilerin vücut kontrollerini kısmen veya tamamen geri almaları mümkün olabilir. Fakat omuriliğe gönderilen sinyallerle günlük yaşamda işe yarayacak hareketler gerçekleştirmek için daha çok çalışma yürütülmesi gerekiyor.

 

 

5.3.1.              Beyinin yaydığı sinyaller

Düşünce ile beyin fonksiyonlarının çalışmasını belirlemede, elektromanyetik algılayıcılar geliştirilmeye devam edilmektedir. Teknolojik olarak düşünen insan beyni ile makineleri çok fonksiyonlu çalıştıran bilgisayar sistemleri ve ara yüzler yazılımları ile gelecekte uzaya yapılacak yolculukta kullanılabilmesi hedeflenmektedir.  Uzaya insanı göndermenin maliyeti fazladır. Öte yandan, yakın gelecekte, özellikle uzayda maden arama ve işleme .ok yoğun gerçekleşecktir. Tünellerde ilerleyen makinayı, uzaktan kullanılacak insanlar bu işlevleri beyinleri ile yapacaklar.

 

Beynin yaydığı işaretlerin ölçülmesinde Elektroensefalogram (EEG), fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, gerilim ve akım, yakın kızılötesi spektroskopisi, elektrokortikografi, magnetoensefalografi gibi teknikler kullanılmaktadır.

 

Bu teknikler içerisinde uygulamanın basit olmasından dolayı EEG tercih edilmektedir. Elektroensefalogram (EEG) işaretleri beyin yüzeyinden veya saç derisi üzerinden elektrotlarla ölçülen düşük genlikli (tepeden tepeye 1-400 μV) biyoelektriksel işaretlerdir Acı vermemesi bakımından genelde bu işaretler saç derisi üzerinden alınmaktadır. Elektrotların yerine elektromanyetik algılayıcıların kullanılabilmesi için çalışmalar devam etmektedir.  Böylece insanın kafasına dokunmadan, beynin yaydığı sinyaller ölçülecektir.

 

Yapılan araştırmalar beynin yaydığı sinyallarin çok miktarda nörolojik bilgi saklandığını ortaya çıkarmaktadır. Son 15 yılda EEG işaretlerinin incelenmesi hız kazanmış, bu işaretlerle hem hasta tedavi yöntemleri geliştirilmekte hem de bu işaretler yardımı ile bir arayüz oluşturularak elektronik cihazlarla beynin haberleşmesi sağlanmaktadır. EEG işareti geniş bir frekans bandına (0.5-100 Hz) sahip olmakla birlikte, klinik ve fizyolojik ilgi 0.5 ile 30 Hz arasına yoğunlaşmıştır.

 

Beynin yayımladığı elektriksel sinyallerin frekanslarının 3Hz ile 30 hertz arasındaki değiştiği belirlenmiştir. Bu sinyallere beynin parmak izi denmekte ve kişiden kişiye değişim göstermektedir. Beynin ürettiği sinyaller kaydedilerek, beynin fonksiyonel olarak görüntülenmesinin yapılabileceği, kişinin uzaktan takip edilebileceği ve hatta yönetileceği de ileri sürülmektedir.

 

Bu frekans aralığı 4 frekans bandına ayrılmıştır. Bunlar:

·         Delta (δ) Dalgaları: Frekansları 0.5-4 Hz, genlikleri 20-400 μV arasında değişir. Derin uyku, genel anestezi gibi beynin çok düşük aktivite gösterdiği durumlarda karşılaşılmaktadır.

·         Teta (θ) Dalgaları: Frekansları 4-8 Hz, genlikleri 5-100 μV arasında değişir. Normal bireylerde; rüyalı uyku, orta derinlikte anestezi, stres gibi beynin düşük aktivite gösterdiği durumlarda karşılaşılmaktadır.      

·         Derin uyku sırasında 1-3Hz Delta dalgaları.

·         Alfa(α) Dalgaları: Frekansları 8-13 Hz, genlikleri 2-10 μV arasında değişir. Uyanık durumdaki bireylerin; fiziksel ve zihinsel olarak tam dinlenimde bulunduğu, dış uyarılarının olmadığı, gözlerin kapalı olduğu durumlarda görülürler. 10 hertz civarı ise normal işler yaparken yayılan dalgalar olarak gruplanmaktadır.

·         Beta (β) Dalgaları: Frekansları 13 Hz’den fazla olan işaretlerdir. Genlikleri 1-5 μV arasında değişir. Çok meşgul olduğumuzda 14-30 hertz Beta dalgaları.

 

İnsanın öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör gibi durumlarda yayınım frekansları farklıdır ve kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Yayınım frekansları kişiden kişiye değişiklik gösteriyor. İnsanın ruh halini yansıtan bu sinyaller  beyne yöneltilirse, insanda duygusal değişim yaratılabilir mi? Komplo teorilerinin en çok üretildiği nokta bu sorunun yanıtında yatmaktadır.  Komplo teorileri yerine yapay organların beyin ile kontrolü üzerine yoğunlaşılırsa, çok daha sağlıklı bir neslin gelişmesine katkı vermiş oluruz. Söz gelimi, felç geçirmiş bir insanın ihtiyaçlarını hisseden, görmeyen, duymayan insanlara çevreyi anlatan sistemlerin sağlıklı toplum adına vereceği katkının da düşünülmesi gerekmektedir.

 

 

 

5.3.2.              Beyin  işlevini ölçme, algılama ve tetikleme

Beyin işlevlerindeki değişimler, algılayıcılar ve ölçerler ile izlendiğinde dış dünyaya işaretler yayımladığı ve dış dünyadan algıladığı işaretlerden de etkilendiği ve davranış değişikliğini gerçekleşterdiği görülmektedir. Beyin, ısı, elektromanyetik, ses dalgaları gibi çok farklı işaretler yayar. Aynı anda beyin tüm organlar ile elektriksel işaretler, kimyasal işaretler ve beyin kimyasalları üzerinden iletişim halindedir.

 

Beynin ürettiği sinyaller ile başka bir insanda hatta makinada davranış değişiklikleri oluşturulabilmektedir. Beyin sinyalarinin  uzaktan algılanması ile sistemlerin fonksiyonlarını yönetmek mümkün olabilmektedir. Elektro Beyin Grafiği, MRI cihazları ve bilgisayar tabanlı görüntü işleme sistemlerindeki gelişmelere bağlı olarak beyin haritası çıkarılabilmekte, beynin algısal alanları bu şekilde görüntülenmektedir. Beyni oluşturan dokuları besleyen kılcal damarların kan akışının görüntülenmesi ile yapısal değişimler de izlenmektedir. Söz gelimi şoke giren pilotların fırlatma pimini otomatik olarak çalıştıran sistem, vucut fonksiyonlarını izleme ve düşünce okuma algoritmaları ile çalışmaktadır.

 

Kaslar ve sinir sistemleri ile temas halinde olan algılayıcılar ve elektrotlar geliştirilmeye devam edilmektedir. Elektromanyetik dalgalar ile uyarılma, beyin ile iletişime geçme, konusunda araştırmalar hız kazanmıştır. Beynin duyu algılamalarına ilişkin korteks bölgelerinin uyarılması, elektromanyetik dalgalar ile çalışan yapay kaslar ve sinir sistemi biyoteknoloji ve nörobilim alanında da çalışmalar yapılmaktadır.

 

Sağlığa yönelik uzaktan bilgi toplama; özellikle sakat, felç geçirmiş insanların isteklerinin belirlenmesinde inanılmaz insani görevleri yerine getirmektedir.

 

Elektromanyetik dalgalar ile beynin belirlenmiş noktalarına şok uyarılar verildiğinde görülen tepkisel davranışların analizi üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Yakın mesafeden elektromanyetik darbe katarı ile insana doğru yayınım yapılırsa ve çok uzun süreli etki altında kalınırsa kaşıntı hissi uyandırdığı, strese dayalı tedirginlik oluşturduğu doğrudur. Bu durumun oluşması için kişinin hareketsiz uzun süre, yüksek güce maruz kalması gerekmektedir.  Çözülemeyen psikolojik, ailevi, çevresel gibi sosyal problemlerin neden olduğu sıkıntılar yüzünden ciltte oluşan kızarıklar, ruhsal gerilmelerin nedenini elektromanyetik saldırı ile ilişkilendirmek doğru değildir. Özelikle çok uzun süre cep telefonu ile görüşen insanlarda denge bozuklukları, tedirginlik hissi oluşturduğu da gözlemlenmiştir. Uzun süre televizyon izlemek, bilgisayarda oyun oynamak ve cep telefonu ile konuşmak insanların hem psikolojisini hem de fiziksel olarak sağlığını etkilemektedir.

 

İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stephen Hawking 1960'ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Hawking 50 sene önce şu anki durumunda olmuş olsaydı, bu dehanın beyin gücünden nasıl faydalanılacaktır. Bu arada, Hawking'in ağız içindeki bir kızılötesi sensör tarafından oluşturulan bir bilgisayarlı ses sistemi ona iletişim kurmak için izin verdi. Yakın tarihli bir rapora göre, cihazın kontrol ettiği kasların yavaşlamaya başladığı, konuşma kaslarının sınırlanmaya başladığı gözlenmiştir. Dakikada bir kelime konuşabiliyor. Bulgular bilimsel topluluk için korkunç bir görünüm sergilemektedir. Şimdi yeni bir iletişim aracı geliştirildi.  Beyin fonksiyonlarından iletişim kurulabilmesi için yeni cihazlar geliştirildi. Geliştirilen beyin sensörleri onun düşüncesini okumaktadır. Bunlar yapılmasaydı Hawking tamamen sessizliğe bürünecekti.

 

Beyin fonksiyonları ile iletişime geçebilmek için beynin detaylı resminin çekilmesi gerekir. İşte burada tanı ve görüntülemede elektromanyetik dalgalar önemli rol oynayacaktır. 2013 Nisan ayı başlarında ABD başkanı Obama, “Ekonomimizin güçlü yanı fikirlerdir. Hayal kuran bir ulusuz biz, risk üstlenicileriyiz. Kimsenin görmediğini gören insanlarız. İnovasyonu da herkesten daha iyi beceririz. Bu, ekonomimizi daha güçlü kılar. İşte bir sonraki büyük Amerikan projesi: BRAIN (beyin) Girişimi,” diye açıklama yaptı.  Projenin amacı beyinde trilyonlarca ağ yaratan 100 milyar nöronun nasıl çalıştığını keşfetmek üzerinedir. Böylece beyin yaralanmalarına ve parkinson epilepsi, alzheimer gibi onlarca hastalığa çare bulacak araştırma için Amerikan Hükümeti ilk etapta 100 milyon dolarlık bir fon ayırdı. Bu, milyar dolarlık Genom Projesi’nin bütçesine kıyasla belki mütevazi görünebilir ama Amerikan ekonomisinin içinden geçtiği zor dönem dikkate alındığında hatırı sayılır bir miktar. Türkçe beyin anlamına gelen, projenin adı “BRAIN”, İleri İnovatif Nöroteknolojiyle Beyin Araştırmaları’nın (Brain Research through Advancing Innovative Neurotechnologies) kısaltması. Yöntem, ileri teknolojinin yardımıyla önce beynin detaylı bir bilimsel resmini çekmek. Düşüncelerin oluşma hızını, beyin hücrelerinin birbirleriyle etkileşimini araştırmak. Şimdiye kadar bu tür araştırmalarda hiç devreye sokulmamış nanoteknolojik yöntemlerle hafıza, beynin işleyişi, bilginin oluşması, davranışların altında yatan kompleks ilişkileri anlamaya çalışmak mümkün olacaktır. Kamu ve özel sektörün birlikte yürüteceği projenin yönetimini ise Rockefeller Üniversitesi’nden Dr. Cornelia Bargmann ve Stanford Üniversitesi’nden Dr. William Newsome üstlenecektir.

 

 

5.3.3.              Beyin ile makine arasında iletişim

Beyin-makine arayüzlerisayesinde robotlar, ölçerler, algılayıcılar ve elektrotlar nano bilgisayar teknolojileri ile düşünerek davranış geliştirebilir. Stephen Hawking ile düşünce gücüyle iletişim kurulmaktadır.

 

Beyin-Makine Arayüzü (Brain-Machine İnterface), beyin ile bir makine arasında doğrudan bir iletişim sağlar. Beynimiz harici bir makineyi kontrol etmeyi öğrenebilir. Böylece duyma, görme ve hareket gibi duyuları onarmak üzere nöroprotez uygulamaları geliştirilmektedir.

 

Beyin-bilgisayar arayüzü veya zihin-makine arayüzü veya beyin-makine arayüzü, beyin ile dış bir cihaz arasındaki doğrudan iletişim yoludur. Beyin-bilgisayar arayüzü genellikle insanoğlunun düşünce veya duygu motor fonksiyonlarına yardımcı olmak veya onları tamir etmek için kullanılır. Beyin-bilgisayar arayüzü araştırmaları daha çok duyma, görme ve hareket gibi duyuları onarmak üzere nöroprotez uygulamalarına odaklandı.

 

Beyin işaretleri üzerinden motor sinir sistemleri dışında, düşünerek, algılayıcı ve bilgisayar kontrollü sistemleri, cihazları , protezlerin kullanılmaktadır. Özellikle bu sistemler felçli ve Amiyotrofik Lateral Sklerozis (ALS) hastalarının hayatlarına ışık tutabilmesi açısından oldukça önemli bir teknolojik gelişmedir.

        

 

BTM – Beyin to Machine sistemleri:

·         Beynin çalışma fonksiyonlarını gözlemlemek için beynin içine elektrotların yerleştirilmesi

·         Kafatasının altı ve beynin üstüne yerleştirilen elektrokordiyografi bazlı sistem

·         Kafatası derisi üzerine yerleştirilen elektroansefalografi (EEG) bazlı sistem

 

Gelecek uzaya yolculukta makinlerin insan davranışı ile çalışabilmesi için dünyada gerçek insan uzayın derinliğinde kopyası olan makine ve aralarındaki iletişim.

 

BTM tıp alanında anestezik uygulamalarda da kullanılıyor. Elle anestezi miktarını ayarlamak çok zor buna karşılık bu arayüz ile makine bir hastanın beyin aktivitesini izler ve otomatik olarak sadece doğru miktarda anestezi ile hastayı komada tutar.

MtB – Makina ile beyin arasındak iletişim.

Harvard’da bilim adamları maymunun beynine çip yerleştirerek, onun hareketleri sırasında 100 civarında nöronun aktivitesini gözlem altına aldı. Ayrıca, vücudu hareket ettirilmek istenen diğer maymunun omuriliğine onlarca elektrod yerleştirildi. Bu elektrodların hangi kombinasyonla uyarılmasıyla ne tür hareketlerin ortaya çıktığı saptandı. Çalışmalardaki nihai amacın beyin veya omurilik yaralanmaları nedeniyle felç kalan kişilerin tedavisine yardım etmek olduğunu söylenmaktadir. Uzmanlar, felç durumunda kasların katılaşması ve tansiyon dalgalanması gibi sorunlar da yaşandığına dikkat çekiyor ve bir kumanda çubuğunu oynatmaktan bir bardaktan suç içmek gibi karmaşık hareketlere ulaşmanın uzun çalışmalar gerektirdiğini belirtiyor. Beyin makinası arayüzü" kullanarak felçli kişilerin maksatlı hareketlerinin düzenlenebileceğinin ortaya çıktığnı belirtti. Beyni zarar görmüş birinin yapay cerebellum ile iletişimini sağlayarak çalışmayan motor fonksiyonlarının çalışmasını sağlamak hedeflenmektedir.  Bu deney ile inme yüzünden beyni zarar gören insanlar için bir umut ışığı belirmiş oldu.

 

Cerebellum, beynin arkasında yer alan ufak küre şeklinde bir parçacık olup insanın motor fonksiyonlarını (yürüme, hareket etme, konuşma gibi) kontrol ediyor. Zarar gördüğünde insanların sinirsel iletişiminde dengesizliğe yol açarak en basit hareketlerin bile bir kâbusa dönüşmesine sebep olabiliyor. ilk yapay bilgisayar cerebellumunu üretti. Cerebellum farenin hasarlı beyni yerine farenin vücuduna sinirsel sinyaller yollayarak uzuvlardan geriye tepkime sinyalleri aldı. Deneyin başarılı olması üzerine, bu parça farenin hasarlı beynine yerleştirildi.

 

Düşünce gücü ile makine yönetmek:

Festo’nun geliştirdiği CogniGame düşünceyle kontrol edilen bir operasyonel konseptin pratikte nasıl işleyebileceğini gösteriyor. Oyun, 1970’lerden iyi bilinen bir video oyununun yeniden yorumlanması. Masa tenisi oyununu baz alan oyunda oyuncular ekrandaki raketi yukarı aşağı oynatarak topu rakiplerine geri gönderiyorlar. CogniGame için Festo’nun geliştiricileri sanal oyunu Festo bileşenleriyle oluşturulan gerçek bir oyun sahasına aktardılar. Beyin-bilgisayar arayüzü sabit elektrotlarla oyuncunun beynindeki gerilim değişikliklerini ölçererek rakete yön vermektedir.

 

Teknoloji sayesinde canlı veya cansız her nesneye yerleştirilecek alıcılar aracılığıyla tüm nesneler birbiriyle bağlantılı hale gelmeye başladı. Örneğin kullandığınız arabayla evdeki kahve makineniz birbiriyle bağlantılı olacağından siz arabaya bindiğinizde ve eve doğru gitmeye başladığınızda kahve makinesi de sizin geliş saatinize göre kahvenizi hazırlamaya başlayacak. Gelecek bir sensörler ağı olacak. Canlı-cansız her şey birbiriyle bağlantılı hale gelecek.

 

Dünya sanki doğrudan bizim ihtiyaçlarımıza hizmet ediyor gibi hissedeceğiz. Bunun dört tane tetikleyicisi var:

·         Nano teknoloji,

·         genetik,

·         insanlığın dönüşümü

·         ve uzay teknolojileri.

 

Şu anda dijital devri yaşıyoruz. Giderek dijitalleşiyoruz ve robotlaşıyoruz. Üzerimizde taşıdığımız ufak bir çiple beyin sinyallerimizi birbirimize gönderebileceğiz.  Mesela felçli bir insan yürümek istediğini düşündüğü zaman beyin bu isteği o kişiye takılı cihaza gönderiyor, cihaz da ona adım attırıyor. 

 

Yabancı bir dilde konuşan bir insanın ne dediğini anında anlayabileceğiz.. İletişim araçları, taktığımız mücevherlerin ya da giydiğimiz giysilerin içine yerleştirilecek.

 

Vücudumuza girecek parçalarla biz de makine olacağız. Şu anda herkesin elind bir akıllı telefon ile bu çağ başladı. Fiziksel güç gerektiren aşağı yukarı bütün işleri, ayrıca rutin hesaplama işlerini robotlar yapacak. İnsanlar daha yaratıcılık gerektiren işler yapacaklar. Kısacası; alın teri değil, akıl teri dönemine geçiyoruz. İnsanlar işlerini zamandan, mekândan, her şeyden bağımsız yapacaklar. Beynimiz bir anlamda ofisimiz olacak. Beyni olan ve kendini güncelleyebilmiş herkesin bir işi olacak.

           

Sevgi, şefkat, samimiyet gibi insanı insan yapan birçok duygu yitirildiği için insanların birbirine güveni kalmadı. Dolayısıyla en temel ihtiyacımız olan bir arada olmak, birbirimize bağlanmak gibi ihtiyaçlarımızı gelecekte robotlarla da karşılayacağız. Çünkü robot, insana duymayı istediği şeyleri söyleyecek, birçok insan da robotla daha huzurlu hissedecek.

 

Robotlar insanlaşamayacak  ama insanlar robotlaşmaya başlamıştır. ckk

 

5.3.4.              Protezler ve biyonik organlar

Kaslar ve sinir sistemleri ile temas halinde olan algılayıcılar, elektromanyetik dalgalar ile uyarılma, düşünce ile yönetme, elektromanyetik dalgaların beyin ile iletişime geçilmesi, düşüncenin okunması, elektromanyetik dalgalar ile beynin duyu korteks bölgelerinin uyarılması, motorun yerini alan elektromanyetik dalgalar ile çalışan yapay kaslar ve sinir sistemi biyoteknoloji ve nörobilim alanında yapılan çalışmalardır.

 

Sinirleri uyaran, hissetme dürtüsü oluşturan biyonik yapay protezler ve organlar; biyoloji ve sibernetik birleşiminde biyoteknolojiler geliştirilmektedir. İki bacağı olmayan insana biyonik ayak takıldığında çok hızlı koşmaya başladıkları test edildi. Olimpiyat yarış komitesine normal insanlar ile yarışılması için başvurulduğunda ret yanıtı aldılar.  Gündelik yaşamımızı rahatlatan ve özellik üreten teknolojiler insanları çok hızlı aptallaştırmaktadır. Tuşlar ile kontrol edilen insanlar.

 

Biyonik kulak (Kohlear implant):

Doğuştan işitme kaybı olan dolayısıyla da işitemeyen ve konuşamayan çocukları işitebilir,

İşitebilir ve konuşabilir olup da herhangi bir sebepten dolayı işitmesini kaybeden erişkin bireyleri işitebilir hale getirip toplumdan kopmalarının önlenmesi gerekmektedir.

 

ABD’deki Utah Üniversitesi araştırıcıları sağırlar için MEMS (Micro ElectroMechanical Devices - Mikro ElektroMekanik Sistemler) teknolojisine dayalı bir cihaz geliştirdiler. Orta kulağa yerleştirilecek olan bu cihazın dışarıya sarkan veya dışarıdan görünen bir elektronik aksamı bulunmayacak. IEEE Transactions on Biomedical Engineering isimli bilimsel dergide yayınlanan makaleye göre geliştirilen cihazın halen kullanılan “Cochlear implant” cihazlarına göre üstünlükleri var.

 

Bilindiği gibi sağırlık için bir çözüm olan ve iç kulağa ameliyatla takılan “Cocklear implant” cihazları, binlerce kişiye yeniden işitme yetisi sağlamaktadır. Ancak kafanın dışında bulunması gereken mikrofon ve ilgili elektronik aksamdan dolayı, kullanım zorluğu ve güvenilirlik sorunları yaşanmaktadır. Koklean implant nasıl çalışır? Kulak üzerindeki mikrofon sesleri alır ve kablo üzerinden konuşma işlemcisine iletir. Konuşma işlemcisi sesleri özel bir sistemle kodlanarak elektrik sinyaline çevirir. Implantla irtibatlı olan aktarıcı ise elektrik sinyallerini implanta gönderir. Implanta aktarılan sinyaller kokleanın içerisine yerleştirilen elektrotlar dizinine iletilir. Elektriksel sinyal halindeki her sesi farklı bir şekilde işleyen elektrotlar, işitme sinirlerini uyararak seslere ait sinyalleri beyne göndermesi sonucu işitme sağlanır.

 

Geliştirilen cihazda ivmeölçer (accelerometre) temelli mikrofon kullanılmaktadır. Cihazda kullanılan yeni bir teknikle orta kulaktaki kemik titreşimleri elektriksel işaretlere dönüştürülmektedir. Bilinen mikrofonlar havadaki titreşimleri elektriksel işaretlere çevirdiğinden ya mikrofonun dışarıda olması, ya da kulakta bir delik olması gerekir. Delik ise sorunlar yaratmaktadır. Halbuki yeni MEMS mikrofon, minik bir silikon yonga üzerinde ivmeölçer kullanarak, hava titreşimini değil, kemik titreşimini elektriksel işarete değiştirmekte ve dış hava ile teması gereksiz kılmaktadır.

 

Biyonik göz:

Gözlüğün üzerine yerleştirilen kameranın elde ettiği görüntüler iletici aracılığıyla gözün içine yerleştirilen elektrotlara aktarılıyor. Elektrotlar görme sinirlerini uyararak görüntünün beyne ulaşmasını sağlıyor. Görme engelli kişinin gözünün arka kısmına, görme sinirlerine temas edecek şekilde 60 tane elektrottan oluşan bir plaka yerleştiriliyor. Operasyon sonrası görme engelli kişi, tam burun hizasına gelen kısmında ufak bir kamera yer alan özel bir gözlük takıyor. Kameranın aktardığı görüntüler, gözlüğün şakak kısmındaki iletici aracılığıyla elektrotlara aktarılıyor. Elektrotlar da görüntüyü görme sinirleri aracılığıyla beyne iletiyor. Uzmanlar şu aşamada sadece gölge şeklinde görüntü elde edilebildiğini, deneylerin kitap okuma ya da yüzleri tanıma konusunda başarılı olamadığını belirtti.

 

Retinitis Pigmentosa denen göz hastalığı bulunanlar retinalarında yavaş yavaş körlüğe kadar giden bir bozulma yaşamaktalar. Şimdi bu hastalar için tekrar görme yetisini kazanma ümidi doğuyor. ABD Enerji Bakanlığı’nın yapay retina projesinde geliştirilen biyonik gözün üç yıldır sürdürülen klinik denemeleri sonuçlanmak üzere.

 

Kameradan görmek. Beynin arkasında görme korteksi bulunmaktadır. Elektriksel uyarılara duyu organlarına ait kortekslerin yanıt verdiği ve beyinde aynı duyguları oluşturduğu görülmüştür. Kameradaki görüntüleri beynin algılayacağı ve öğreneceği yüzlerce belki binlerce elektrotlardan akıllı chipler geliştirilecektir.

 

Yapay el:

Bilim insanları, normal bir insan eli boyutunda ve parmakları bağımsız olarak hareket edebilen ilk robot elini geliştirdiler. Yapay parmak uçlarında sinirleri uyaran, hissetme dürtüsü oluşturan sistemler üzerine çalışmalar devam etmektedir. Tyneside kentinde yaşayan 26 yaşındaki Garthwaite’ın ameliyatı Avusturya’da gerçekleştirildi. Kolunu kendi kontrol edebilmesi için aylarca Surrey kentinde rehabilitasyonda kaldı ve sonunda kolunu düşünce ile kontrol etmeye başladı. Targeted Muscle Reinnervation isimli yöntemin kullanıldığı  belirtilen Garthwaite’in kopan koluna bağlı olan sinirler, yaralanmanın ardına göğsüne yönlendirildi. Yeni sinirler oluşturulamaz ama sinirler yeni bağlantılar oluşturabilir gerçeği üzerinden hareket edilerek uygulanan yönteme rehabilitasyonda yoğunlaşıldı. Şuan kullanılan myo-elektrik protezler EMG sinyalleriyle çalışıyorlar. Uzvun kalan bir ya da iki kas bölgesinden faydalanılıyor. Dr. Todd Kuiken, TMR yöntemini geliştirirken başka EMG bölgeleri yaratmaya odaklandı ki insanın protezi kendi kullanma kabiliyeti artsın. Garthwaite kolunu hareket ettirdiğini düşündüğü zaman sinirler omuz kaslarında yeni bağlantılar oluşturmuş. Phantom limb pain (hayalet acı) denilen ve insanların kopan uzvun ağrısını hissettikleri anlar da böylelikle işe yaramış oldu. Sinirlerin oluşturduğu sinyaller, Garthwaite’in derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sezgisel olarak hareketi sağlamayı başarmış. Dr. Tim Jones biyonik kolun hareket kabiliyetini ciddi ölçüde artırdığı gibi hayalet acıyı da büyük ölçüde başka şekilde yönlendirildiği için sona erdirdiği kanısında ve bunun çok büyük bir gelişme olduğunu savunuyor.

 

Robot eldeki parmaklar 4 adet motor ile çalıştırılmaktadır. Parmaklar dokunduğunda basınca dayalı, dokunma hissi oluşturulmakta ve cismin parmaklar tarafından kendiliğinden kavranması sağlanmaktadır.

 

Biyonik bacak:

ABD’li Zac Vawter, dört yıl önce geçirdiği motosiklet kazasında sağ bacağını dizinin altından kaybetti. Bilim insanlarının geliştirdiği, düşünceyle kontrol edilen protezi deneyen Vawter, sorunsuz kullandığı biyonik bacak sayesinde tıp alanında çığır açan bir gelişmenin tedavi ettiği ilk insan oldu. The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan araştırmanın başını çeken biyomedikal mühendisi Levi Hargrove, “Çığır açan bir gelişme... İnsanların akıcı bir şekilde yürümelerini, merdivenleri, yükseltileri ve eğimleri kolayca çıkmasını sağlıyor” dedi. Biyonik kolların geliştirilmesinden sonra, biyonik bacak tıp alanında sunulan yeni nesil protezlerde bir ilki temsil ediyor.

 

Yapay Kalp:

Boyutlar küçülmüş, küçülmeye de devam etmektedir.

 

 

5.4.       Ses dalgaları ile beyini uyarma

Akustik dalgalar ile insanları uzaktan belirli davranışlara yönlendirmek mümkün mü?

Akustik dalgalar, titreşim hareketlerinden oluşan mekanik dalga yayılımıdır.  Akustik dalgalar 4’e ayrılır;

1)      Ses ötesi (Infrasound): 30Hertz ve altındaki ses dalgalarıdır.

2)      İşitilebilir ses: 30Hertz - 20.000Hertz arasında olan ses dalgalardır.

3)      Ultra ses (Ultrasound): 20.000Hertz den 15MHz’e kadar olan ses dalgalarıdır.

4)      Hiperses: Frekansları 15MHz’den yukarı olan ses dalgalarıdır.

                        

Etkilemede Seslendirme:

·         Karşılıklı iletişimde problem çözme, kendini ifade etme

·         ruhani

·         Konferanslarda etkileme

·         Siren, zil ve korna olarak uyarma

·         Anons sistemlerde bilgilendirme

·         Ses şiddeti ve sayısının artmasında sapma ile tehdit uyarı

·         Kahinler ve büyücülerin tedavi yöntemleri

·         Müzik dinlenme

·         Bilgi edinme

 

Gelişen teknolojiler ile işitme kaybı olanlar işitebilme yeteneklerini yeniden kazanabilmektedirler. Böylece sağırların işitebilir hale getirilmesi ile toplumdan ve sosyal yaşamdan kopmaları önlenecektir.

 

Havadaki sesin yayılma hızı ortalama olarak 331m/s dir. İnsan kulağının işitme frekans aralığı ise 30Hz ile 20KHz arasındadır. Frekans 1 saniyedeki titreşim sayısı olduğundan insan kulağı saniyede 30 ile 20000 arasındaki titreşimleri algılayabilmektedir. Ses bu titreşimlerin karışımından oluşmaktadır. Havada yayılan ses dalgaları insan kulak zarını titreştirerek işitmemizi sağlar. Öte yandan bu aralık dışındaki bazı seslerin hayvanlar tarafından algılandığı gözlemlenmiştir. İnsanlara komut verme ve beynini kontrol etme üzerine, ses aralığı dışında yapılan çalışmaların iyi anlaşılması için öncelikle ses dalgaların yayınım özeliklerinin ne olduğunun çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

 

Ses dalgaların ortamlarda yayınım hızları:

Ortam            Sıcaklık                        Ses Yayınım Hızı

Hava                0 C                               331 m/s

Hava                20 C                              343 m/s

Su                    0 C                              1402 m/s

Su                    20C                             1482 m/s

Çelik                                                    5790 m/s

 

 

Duyu organlarına ait algılama ötesi sinyaller

Tıp alanında tedavi amaçlı, sanayide üretim ve askeri alanlarda silah olarak bir sesin doğrudan, başka bir insanın kafasının içine aktarılması konusundaki ilk test 1974 yılında Walter Reed Askeri Araştırma Enstitüsü"nde Dr. Joseph C. Sharp tarafından yapılmıştır. Hipnoz yapan kişinin sesi ultrasound dağılımda değiştirilip özel bir telefon ile hedef insana yönlendirildiğinde, hipnoz edilebildiği görülmüştür.  Ortaya çıkan belirtiler ani ateş, ağrı, uykusuzluk ya da aniden uykuya dalma; " gel, git" gibi emirler duymalardır. 

 

 

5.4.1.              Ultra ses dalgaları ile beyini yönetme

 

Bir tür sonik dalgalar, diğer bir deyişle duyulmayan ses dalgaları sağırlığa yol açabilmektediir. 20KHz eşiğin üstündeki frekanslardaki akustik dalgalara ultrasound (ultra ses - ultrason) denmektedir. Ultra ses, insan kulağının işitemeyeceği kadar yüksek frekanslı ses dalgalarına verilen addır. Ultra ses akustik bir dalgadır. 

 

Bir zarı titreştirerek işitilebilir ses oluşturma yöntemlerine benzer şekilde ultra ses üretiminde piezoelektrik olaylardan yararlanılır. Piezoelektrik basitçe, üzerine mekanik bir basınç uygulandığında bazı kristal ve seramik malzemelerde bir elektriksel gerilimin oluşmasıdır. Bu malzemelere elektriksel işaret uygulandığında genişleyip daralarak titreşir ve akustik dalga oluştururlar. Piezoelektrik olay çift yönlüdür. Ayrıca ters piezoelektrik ile de ultra ses elde edilir ve verici olarak kullanılır. Normal piezoelektrik ise alıcı olarak kullanılır. Elektrik enerjisini titreşime ya da titreşimi elektrik enerjisine çeviren aletlere Transducer denir.

 

1- Endüstride kullanımı (20KHz – 60KHz):

a) Havada yayılması nedeniyle: Hırsıza karşı alarm yapımında, kemirici hayvanların uzaklaştırılmasında kullanılır.

b) Sıvıda yayılması nedeniyle: Kavitasyonsuz olarak derinlik ölçümlerinde, sonar ve radar olarak hedef tayinlerinde kullanılır.

c) Katılarda yayılması nedeniyle: Metal ve plastik kaynak yapımında, üretimde kalite kontrolünde kullanılır.

2- Medikal alanda kullanımı (103KHz-105KHz)

a) Tanısal olarak: Ultra ses diğer tanı sistemlerine göre yumuşak dokuları da görüntüleyebilmesi ve iyonize edici etkisinin olmayışı gibi özellikleri nedeniyle son 20 yılda çok geliştirildi. Bilgisayar teknolojisinin katkısı ile gelişen değişik sistemler yardımıyla görüntüleme aygıtı olarak kullanmaktadır.

 

b) Tedavi: Fizyoterapi uygulamalarında, cerrahide, hipertermi etkisi ile kanserli hücrelerin yok edilmesinde, kemiklerin kaynamasında, dişçilikte oyuk açımında, gözde katarakt tedavisinde, böbrek taşlarının parçalanmasında, kan akımının ölçülmesinde v.s. kullanılmaktadır.

 

Ultra ses ile beynini yönetme konusunda yapılan en ciddi çalışma 1974 yılında Walter Reed Askeri Araştırma Enstitüsünde Dr. Joseph C. Sharp tarafından yapılmıştır.  Ultra ses yöntemi ile insanları hipnoz etme üzerine çalışmalarda işitilebilen ses dalgalarını ultra ses dalgalarına dönüştürüp hedef insana yönlendirdiğinde hipnoz edebildiğini ileri sürmüştür. Yaptığı deneyler sonucunda hipnoz edilen insanlarda ani ateş, ağrı, uykusuzluk ya da aniden uykuya dalma etkileri gözlemlemiştir. Ayrıca insanların bazı komutları ( gel, git gibi) emir olarak algıladıkları iddia edilmektedir.

 

Piyasada satılan ultra ses dalgaları yayıcı cihazları, rahatsız edici kemirgenleri uzaklaştırmak ve gelmemelerini sağlamak amacı ile kullanılmaktadır. Bu cihazlar 8 ilâ 40 kilohertz arasında değişen frekans alanları ile ultra ses dalgaları yaymaktadır. Değişik ortamlara uyum sağlama yetenekleri fazla olan farelerin, ultra ses dalgalarıyla oluşturulan ortama uyum sağlayamamaları için, cihaz, dalgaların frekansları saatte bir değiştirilmektedir.

           

Evdeki elektrik düzeneğinin mutlaka toprak hatlı olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü ses üstü dalgalarda beyin tarafından algılanabilmektedir. Duyabileceğimiz normal konuşma ses seviyesi 60 desibel’dir. Ultrasonik ses dalgalarını lazer gibi iletebilen bir teknoloji sayesinde, ses istenilen noktaya odaklanabiliyor. Bildiğimiz ses, ancak herhangi bir cisme çarptığı zaman oluşurken, hipersonik ses ile, hedef insan, sesi kulağının içinde duyabiliyor. Askeri alanda; bayıltıcı, şok edici ses dalgaları üretme teknolojisinin bir uzantısı olarak, hedef bireye veya topluluğa bilgi iletebilen bu yöntem, ses teknolojisinde varılan en yeni nokta.

 

Ölümcül olmayan Ultrasonik Silah, ya da Ses Mermileri, toplumsal olaylarda, ayaklanma veya gösterilerde, tek bir doğrultuda yaydığı sonikle, insanları etkisiz hale de getirebilmektedir. Yüksek ses frekanslarıyla şok etkisi yaratan bu buluş, ayni zamanda yoğun ses frekanslarıyla 145 desibele çıkabilen bir silah türü.

 

Hipersonik ses (HSS), normal olarak algıladığımız ses dalgaları gibi yayılmıyor, sadece bir lazer ışınına benzeyen doğrusal harekette bulunuyor.     Hipersonik ses için, hava bir höparlör gibidir. Ultrasonik dalgalar çok yüksek frekanslarda havada karışırlar, sadece çarptıkları objeden yansıyabildiklerinden, yansıma yönlendirerek kontrol edilebilir. Böylece, ultrasonik ve lazerle bireyselleştirilmiş ses ortaya çıkar. Ses, cihaz tarafından iki ultrasonik ses dalgasına dönüştürülür ve hedefte ses dalgaları birleştiğinde de duyulmuş olur.

 

Elbette bir buluş, zincirleme olarak diğerini doğurmaktadır. Günümüzün Ultrasonik teknoloji ile çalışan çamaşır, bulaşık makinesi ve benzer temizleme araçlarında kullanılan yüksek frekanslı ses dalgalarıyla, saniyede 10 binlerce kez alçak ve yüksek basınç değişimi sağlanıyor. Reaksiyon bölgesinde meydana gelen şok dalgaları, temizlenmesi amaçlanan maddeye hızla çarptırılarak, deterjansız ve susuz ama çok yoğun bir fırçalama etkisi ile temizleyebiliyor. Hava nemlendiriciler, sterilizasyon, tıbbi teşhis ve su arıtma cihazları, iğne ipliksiz dikiş makineleri de yaygın kullanılıyor.

 

İlginç bir gizli dinleme yöntemi ise, konuşmaların camda yarattığı titreşimlerin algılanabilmesi. Bunun için, binalara lazer ışını gönderiliyor ve ses titreşimleri elektromanyetik dalgalar biçiminde diğer bir ışınla geri geliyor. Dalgalar deşifre edilerek, tekrar ses sinyallerine dönüştürüldüğünde, gizli dinleme sağlanabiliyor.

 

 

 

5.4.2.              Gürültü ve kulak sağlığı

Gürültü insan beyni üzerinde olumsuz etkiler uyandırmakta ve sinirlerini yıpratmaktadır. İş makineleri, ulaşım araçları veya sanayi sektörlerinden yükselen gürültüler işitsel olumsuzluklar sonucu iyice gerilen sinirler, çeşitli psikolojik çöküntülere, depresyonlara, sağlıksız bireysel ilişkilere ve nihayet sosyal patlamalara neden olmaktadır.

 

Ses dalgaları dış kulaktan girerek kulak zarına çarpar ve zarda titreşim oluşur. Bu titreşimler orta kulağın küçük kemikçiklerine iletilir ve kemikçikler yoluyla iç kulağa buradan da işitme sinirine geçer. Gelen titreşimler iç kulakta sinir uyarıları haline dönüşür ve beyine gider. Beyin de gelen bu uyarılara ayırt eder. Aşırı ses iç kulaktaki sinir uçlarını öldürür ve aşırı sese maruz kalma süresi uzadıkça daha fazla sinir ucu ölür. Bu da işitme kaybına yol açar. Ölen sinir uçlarını tekrar düzeltmek mümkün olmadığı için aşırı gürültünün vereceği hasar da kalıcı bir hal alır. Gürültü nedeniyle meydana gelen işitme kaybının önüne, gürültünün azaltılması veya önlenmesiyle engel olunur.

 

Yapısal olarak kulağınızın 300Hz ile ile 20.000Hz arasındaki titreşimleri duyar. Fakat insanlar yaşlandıkca bu aralık daralmaktadır. Birde yapılan araştırmalarda bazı insanların orta kulaklarının ve beyinlerinin daha hassas titreşimleri algıladıkları görülmüştür. Öte yandan ses dalgası ile elektromanyetik dalga birbirinden farklıdır. Ses dalgası titreşime dayalı mekanik dalgadır.

 

Elektromanyetik dalgalardan yüksek güçlerdeki mikrodalgalar, yayıldığı alanda ısısal değişimler oluşturmaktadır. Bu da sizde tedirginlik sıkıntılı durum olarak kendini gösterir.

 

Sesin insan davranışı üzerindeki etkilerini araştırmaya yönelen deneysel çalışmalar:

·         Genel olarak sesin davranış üzerindeki etkisi.

·         Sese ilişkin değişmeler karşısında fizyolojik tepkiler (audio - motor ya da duyu kanallarından).

·         Sese bağlı değişmeler karşısında psikolojik tepkiler (frekans ve şiddet değişmeleri karşısında).

·         Sese bağlı haberleşme sorunları (konuşma maskeleme, ses kaynağının konumu ile ilgili sorunlar).

·